|
Yeni ölümler olmaması için herkesi göreve çağırıyoruz. (31.12.200)
BASIN AÇIKLAMASI
"Biz söylemiştik" demek ve haklı çıkmak istemiyoruz. Aslolan insan hayatıdır. Yeni ölümler olmaması için herkesi göreve çağırıyoruz.
F tipi cezaevlerini protesto etmek için başlayan açlık grevi - ölüm orucu ve ardından yapılan operasyonu kapsayan sürece olumlu - olumsuz katkısı olan her kesimi görev ve sorumluluğa davet ediyoruz.
Hükümeti ve ilgili Bakanlıkları, meslek odalarını, sivil toplum kuruluşlarını, basın kuruluşlarını, gazetecileri ve ölüm orucunu sürdüren örgütlerin temsilcilerini ölüm oruçlarını ve açlık grevlerini sonlandırmak için aktif çaba harcamaya, sorumluluk almaya ve sağduyulu davranmaya çağırıyoruz.
Yetkililerden; F tipi cezaevlerinin hemen meslek örgütleri ile medyanın gözlemine açılmasını ve cezaevlerinde insan onuruna ve sağlığa uygun koşulların ilgili meslek kuruluşlarının katkısıyla sağlanacağına ait güvence verilmesini talep ediyoruz.
İstanbul Tabip Odası; açlık grevlerinin ilk gününden bu yana; ölümlerin olmaması için gösterdiği çabayı önümüzdeki günlerde de gösterecektir.
İnsan sağlığından sorumlu bir mesleğin temsilcileri olarak amacımızın yaşamın ölümleri yenmesi olduğunu kamuoyuna bir kez daha duyuruyoruz. Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
Açlık Grevleri: Genel Değerlendirme, Görüşlerimiz, Tıbbi Bulgular (22.12.2000)
Değerli Basın Mensubu,
Cezaevlerindeki açlık grevlerini sonlandırmak için 19.12.2000 sabahı başlatılan operasyon sonrasında, hastanelere kaldırılan açlık grevi katılımcılarının sağlık durumları ve hekim örgütünün bu süreçteki tutumu ile ilgili olarak, basında çıkan haberler nedeniyle, konuya açıklık getirmek gereği ortaya çıkmıştır.
Herşeyden önce, kamuoyuna şunu duyurmak istiyoruz: Evrensel hekimlik kurallarını özümsemiş bir hekimin tek hedefi, insan sağlığını en iyi şekilde korumaktır; hekim bunu yaparken, dil, din, ırk, zengin, fakir, suçlu, suçsuz ayrımı yapmaz. Bu prensip doğrultusunda, İstanbul Tabip Odası olarak, açlık grevi sürecine katılanları izlemeyi; onları, uyguladıkları ölüm orucunun yaratacağı sağlık sorunları hakkında bilgilendirmeyi; izin verdikleri takdirde muayenelerini peryodik olarak yapmayı, muayene bulgularını düzenli bir şekilde kaydetmeyi amaçladık. Böylece, açlık grevi süreci bittiğinde tedavi gerektirecek durumda olanlara zamanında ve en doğru tedaviyi uygulamak mümkün olacaktı. İlk olarak, 29.11.2000 tarihinde, 1 iç hastalıkları, 1 nöroloji ve 1 adli tıp uzmanından oluşan 3 kişilik doktor grubu Odamızca görevlendirilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı�nın izniyle Bayrampaşa Cezaevine gitti. Bu ziyarette 13 açlık grevi katılımcısı muayene edildi. Bayrampaşa Cezaevi�ne 2. Ziyaret, 8.12.2000 tarihinde, nöroloji, psikiyatri ve iç hastalıkları uzmanlarından oluşan 5 kişilik bir doktor grubu tarafından yapıldı. Bu ziyarette daha önce muayene edilen 13 kişilik 1. Grup ve 18 kişilik 2. Grup muayene edildi ve bilgilendirildi. Ümraniye Cezaevine ilk ziyaret Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı�nın izniyle, 4.12.2000 tarihinde, İstanbul Tabip Odası�nın görevlendirdiği 3 kişilik bir doktor grubu tarafından yapıldı ve 21 kişilik 1. Grup ve 23 kişilik 2. Grup olmak üzere 44 açlık grevi katılımcısı ile görüşüldü; bu ziyarette hiçbiri muayene olmayı kabul etmediler. İkinci ziyaret 11.12.2000 tarihinde, 7 kişilik doktor grubu tarafından yapıldı, 1. Gruptaki 21 katılımcı ve 2. Gruptaki 23 katılımcıdan 4�ü olmak üzere 25 kişi muayene olmayı kabul etti. Her iki cezaevinde muayene edilen açlık grevi katılımcıları, uyguladıkları açlığın olumsuz sonuçları hususunda ayrıntılı olarak aydınlatıldılar, bilgilendirildiklerini ve anlatılanları anladıklarını beyan eden bir belge imzalatıldı. Her iki Cezaevine son ziyaret, 15.12.2000 tarihinde yapılmıştır. Bayrampaşa Cezaevine 6, Ümraniye Cezaevine 7 kişilik doktor grupları gitmiştir, ancak bu ziyarette, her iki Cezaevindeki katılımcılar muayeneyi kabul etmemişlerdir. Her iki Cezaevindeki açlık grevi katılımcılarına ait vücut ağırlığı parametreleri isim açıklamadan, ekteki çizelgede verilmiştir. Muayeneler sırasında katılımcıların genel durumları, kan basınçları, nabız sayıları, ateşleri ve boy ve ağırlıkları kaydedilmiştir. Kilo kayıpları, vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplanarak izlenmiştir. VKİ indeksi kg cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesi ile hesaplanmaktadır: Ağırlık (kg) VKİ = ------------------- Boy (m)(2)
VKİ 20�nin altına indiğinde zayıflık sınırına girilmiş olmaktadır, VKİ�nin 15�e düşmesi ise, kişinin damardan beslenme aşamasına geldiğini gösterir. Bayrampaşa Cezaevinde 1. Grupta bulunan 13 hastanın tümünün VKİ�lerinin başlangıç değerlerine göre giderek düştüğü, son ziyarette, açlık grevinin 43. Gününde, 6 kişinin VKİ�lerinin 20�nin altına indiği tespit edilmiştir. Ümraniye Cezaevinde, 1. Grupta bulunan 21 açlık grevi katılımcısının 15�inde, 52. Günde, VKİ�nin 20�nin altında olduğu tespit edilmiştir. Her iki Cezaevinde, muayene edilen katılımcılardan uzun süredir açlığa maruz kalan 1. Grup katılımcıların henüz yatağa bağımlı hale gelmedikleri, nörolojik bozukluk belirtilerinin (nistagmus, ataksi, bellek bozukluğu gibi) başlamadığı tespit edilmiştir. Ancak, genel halsizlik, ayağa kalkarken baş dönmesi, düşük tansiyon eğilimi vardı, bazılarında ishal şikayeti vardı. Katılımcılar genel olarak, günde 1,5-2 litre kadar su, 8-10 tane şeker, birkaç bardak çay, 1-2 kere tuz ve B1 vitamini aldıklarını beyan ettiler. Her iki Cezaevinde 2. Grup katılımcılarının VKİ indeksleri başlangıç değerine göre bir miktar azalmakla birlikte genel durumları iyi idi. Muayene edilen katılımcıların her biri için bir dosya açılmış ve dosyalar İstanbul Tabip Odası�nda koruma altına alınmıştır. Dosyaların 1�er nüshası muayeneler yapıldığı gün Cezaevi Savcılığına ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilmiştir. Yapılan muayenelerin sonuçları hakkında Basına zaman zaman yapılan açıklamaların objektif olmasına azami dikkat gösterilmiştir, açlık grevi katılımcılarının çok kötü oldukları, ölümün eşiğinde oldukları şeklinde abartılı hiçbir beyanda bulunulmamıştır. Yalnızca, bu süreç devam ettiği takdirde ne gibi sorunların çıkabileceği, ölümlerin ne zaman başlayabileceği hususunda, bilimsel temele dayalı tahminler belirtilmiştir. İstanbul Tabip Odası�nın tek dileği, bu sürecin sakatlıklara ve ölümlere yol açmadan bir an önce bitmesi idi. Süreç bittikten sonra, tedavinin söz konusu olması halinde, yeniden beslenme ve diğer yardımcı tedavilerin en doğru şeklini belirlemek üzere, beslenme ve yoğun bakım uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından tedavi protokolü hazırlanmıştı. Bu gelişmelerin en önemli tanıkları, Cumhuriyet Başsavcıları Sayın Ferzan Çitici, Sayın Kemal Canbaz ve Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk�tür. Dolayısı ile kendilerinin hekim örgütünü karalayan, yayınlara göz yummayacağını ve gerekli düzeltmeleri yapacaklarını umuyoruz.
Değerli Basın Mensubu, Gerek görsel, gerekse yazılı basında yer alan bir tartışma da, hastaneye kaldırılan açlık grevi katılımcılarının tedavisi ile ilgiliydi. Şuuru açık olan bir kişiye, psikolojik yönden de normal ise, onayı olmaksızın herhangi bir tetkik ve tedavi uygulanamayacağı, en önemli evrensel hekimlik kuralıdır. Yani, şuuru açık bir insanın zorla beslenmesi bir hekimlik uygulaması değildir. Dolayısıyla bu sorunun muhatabı hekimler olamaz. Basında en çok tartışma konusu, şuuru açıkken, şuuru kapandığında kendisine hiçbir tıbbi müdahale yapılmamasını yazılı olarak beyan eden bir açlık grevi katılımcısının, şuuru kapandığında tedavi edilip edilmeyeceği hususunda olmuştur. Henüz oluşmamış bir durum için bu konuda hekimler üzerinde psikolojik baskı yaratacak ve hele hekimi acımasız bir kişi gibi gösterecek polemiklerin oluşturulması son derece sakıncalıdır. Hekimlerin böyle bir durum karşısında, hekimliğin genel kuralları ışığı altında, hiç kimsenin tesiri altında kalmadan, kendi özgür iradeleri ile en doğru kararı vereceklerinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Yine basında yer alan �Müdahale eden hekimlerin disiplin kuruluna verileceği� gibi bir yaklaşım asla söz konusu değildir. Sonuç olarak, ölümleri önlemek için hekimlerin çabası, güçleri yettiğince sürecektir. Bu konuda hem kamuoyunun hem de ilgililerin hekimler üzerinde baskı oluşturacak tarzda davranmamasını talep ediyoruz. Hekimler; üstlerine düşen görevi, hekimlik mesleğinin temel ilkelerine uygun olarak yerine getirecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Kamuoyunun bilgisine sunarız.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
EK: MUAYENE BULGULARI ------------------------------- Bayrampaşa Cezaevi
I. Grup: 13 kişi Açlık grevi başlama tarihi: 26.10.2000 Ölüm orucu başlama tarihi: 25.11.2000 1. muayene: 29.11.2000 2. muayene: 08.12.2000
VKİ (Başlangıç) VKİ (29.11.2000) VKİ (8.12.2000) 1 20.8 18.3 17.3 2 23.1 22.2 21.5 3 24.1 21.9 20.7 4 24.0 20.9 20.3 5 19.9 18.0 18.0 6 20.2 18.4 17.7 7 25.6 22.7 22.0 8 23.3 19.7 19.4 9 23.5 20.6 19.6 10 23.7 20.7 19.2 11 26.2 22.7 21.9 12 24.5 22.7 22.2 13 25.9 22.7 21.0
VKİ: Vücut kitle indeksi
------------------------------
Bayrampaşa Cezaevi
II. Grup: 18 kişi Açlık grevi başlama tarihi: 26.10.2000 Ara verme: 25.11.2000 Yeniden başlama: 04.12.2000 Muayene tarihi: 08.12.2000
VKİ (Başlangıç) VKİ (08.12.2000) 1 20.05 19.0 2 Bilinmiyor 21.2 3 Bilinmiyor 24.0 4 26.4 23.3 5 21.5 19.6 6 Bilinmiyor 20.4 7 19.6 18.9 8 28.0 25.6 9 19.9 18.0 10 29.2 25.8 11 23.5 21.3 12 24.3 21.2 13 23.1 22.2 14 26.8 25.3 15 Bilinmiyor 21.8 16 20.3 19.2 17 24.7 22.7 18 23.6 21.1
VKİ: Vücut kitle indeksi
----------------------------
Ümraniye Cezaevi
I. Grup: 21 kişi
Açlık grevine başlama: 20.10.2000 Ölüm orucuna dönme: 19.11.2000 Muayene tarihi: 11.12.2000
VKİ (Başlangıç) VKİ (11.12.2000) 1 19.2 16.0 2 20.2 15.5 3 23.2 20.5 4 19.4 16.4 5 23.6 19.1 6 18.8 15.6 7 24.1 20.3 8 21.6 17.6 9 25.9 19.7 10 22.5 19.5 11 30.8 26.1 12 22.8 19.8 13 25.8 20.7 14 21.4 18.8 15 27.1 19.8 16 23.2 19.8 17 22.2 18.1 18 22.1 18.8 19 31.3 25.6 20 25.6 21.6 21 21.9 19.1
VKİ: Vücut kitle indeksi
Açlık Grevleri (19.12.2000)
Sayın Basın Mensubu,
Açlık grevi ve ölüm oruçlarına son vermek ve cezaevi koşullarını düzeltmek için seçilen yöntemi onaylamıyoruz. Ölümleri önlemek için hekimlerin çabası, güçleri yettiğince sürecektir. Bu konuda hem kamuoyunun hem de ilgililerin hekimler üzerinde baskı oluşturacak tarzda davranmamasını talep ediyoruz. Hekimler üstlerine düşen görevi, hekimlik mesleğinin temel ilkelerine uygun olarak yerine getirecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
Gözaltına alınma olayını şiddetle protesto ediyoruz. (4.12.2000)
BASIN AÇIKLAMASI
Cezaevlerinde sürmekte olan açlık grevleri ile ilgili olarak 03.12.2000 günü Oda Genel Sekreterimiz Dr. Turgut Adatepe, TTB Merkez Konseyimiz ile birlikte Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile görüşmüş ve bu görüşme sonucunda açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerin muayenelerinin Tabip Odalarının belirleyeceği uzman heyet tarafından yapılması karara bağlanmıştı. Ancak, ne yazık ki, bu görüşmeden bir gün sonra, 04.12.2000 tarihinde Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı'nın izni ile Ümraniye Cezaevinde açlık grevi yapmakta olan tutukluların muayenelerini yapmak üzere, Odamız Yönetim Kurulu tarafından görevlendirilen uzman sağlık ekibi Ümraniye Cezaevine gitmiş ve Onur Kurulu üyemiz Doç. Dr. Hakan Gürvit, Denetleme Kurulu üyemiz Prof. Dr. Rezzan Tuncay, Uzm.Dr. Demet Kınay ve Uzm. Dr. Hüseyin Alpaslan Şahin'den oluşan sağlık ekibi muayenelerini bitirip Ümraniye Cezaevinden ayrıldıkları sırada cezaevinin kapısında bekleyen çok sayıda basın mensubu ile karşılaşmışlar ve "devlet memurlarının basına açıklama yapma yasağı" gibi bir gerekçe ile gözaltına alınmışlardır. Olay üzerine Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Ümraniye Cumhuriyet Başsavcısı Kemal Cambaz ve Başsavcı vekili Durmuş Yargı ile derhal temasa geçilmiş ve kendileri bu anlamsız davranıştan haberdar edilmişlerdir. Cezaevlerinde açlık grevini sürdüren tutuklu ve hükümlülerin muayenelerini yapan hekimler İstanbul Tabip Odasının güvencesi altındadır. Gözaltına alınma olayını şiddetle protesto ediyoruz.
İstanbul Tabip Odası
Yönetim Kurulu
Açlık grevi ve ölüm oruçlarında son durum, muayene ve gözlem sonuçlarımız, önerilerimiz. (1.12.2000)
Sayın Basın Mensubu, Sürmekte olan açlık grevlerine ve ölüm oruçlarına; 1996 yılındaki deneyimlerimizden de yararlanarak tıbbi - insan sağlığı açısından ve hekim sorumluluğuyla yaklaşarak gerekli girişimleri başlattık.
Bu amaçla; İstanbul Tabip Odası bünyesinde konu ile ilgili olarak; Yönetim Kurulu�na bağlı bir büro oluşturulmuştur.
İstanbul Tabip Odası - Açlık Grevleri İzleme ve Muayene Bürosu�nun amaçları ve girişimleri şunlardır: 1. Açlık grevi ve ölüm orucu süren cezaevlerinde muayene ve gözlem 2. Açlık grevi yapan her tutuklu ve hükümlü için birer sağlık dosyası oluşturmak 3. Açlık grevlerinin sonlanması durumunda gerekli tıbbi tedavi sürecinin oluşturulması 4. 1996 yılındaki açlık grevi sürecindeki deneyimlerimizden yararlanarak, bu alanda resmi kurumlarla işbirliğini sürdürmek 5. Bu süreçte; hekimlik meslek ilkelerine ve hasta haklarına uygun olmayan girişimlerin karşısında durmak
Bayrampaşa Cezaevi�nde ölüm orucuna başlayan 13 tutuklu ve hükümlü ile, C-14 No�lu koğuşun salonunda 29.11.2000, açlık grevinin 34. gününde görüşüldü.
Görüşme ve muayenede Nöroloji, İç Hastalıkları, Adli Tıp alanlarından üç öğretim üyesi hazır bulundu. Görüşme ve muayene; İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu�nun girişimi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı�nın 28.11.2000 tarih ve 2000/1501 C.B.S. sayılı muayene izni ile gerçekleşti.
Ümraniye Cezaevi�nde açlık grevini sürdüren tutuklu ve hükümlülerin muayenesi için de Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı�na başvurulmuş olup 1.12.2000 tarihinde, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü�nün de onaylarıyla Ümraniye Cezaevi�ne muayene izni alınmıştır. Muayeneler 4 � 8 Aralık haftasında gerçekleşecektir.
Bayrampaşa Cezaevi İzlenimleri ve Muayene Sonuçları: Tutuklu ve hükümlülerin her biri, ölüm orucunun sonuçları hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirildi; bu konuda aydınlatıldıklarını ve konuyu anladıklarını beyan eden belgeler her birine imzalatıldı. Ardından, ölüm orucu sürecinde şuurları kapandığı takdirde kendilerine nasıl davranılması gerektiğini beyan eden bir form doldurularak imzalatıldı. Sonra, ölüm orucuna katılan 13 kişinin anamnezleri (tıbbi öykü) alındı, muayeneleri yapıldı, bu iş için hazırlanmış muayene formları dolduruldu ve kendilerinden kamuoyunu bilgilendirmek için gerekli izin alındı.
Muayene edilen tutuklu ve hükümlülerin 3�ü kadın, 10�u erkek olup isimleri aşağıdaki listedeki gibidir: Ayla Özcan, Yazgül Güder Öztürk, Suna Ökmen, Fırat Tavuk, Hüseyin Arslan, Aşur Korkmaz, Ökkeş Karaoğlu, Ayhan Koç, Kadir Kaya, Murat Targay, Recep Cingitaş, İsmet Ünver, Ali Ateş,
Sonuçlar özetle şöyledir: Ölüm orucuna katılan 13 kişinin tümü, ölüm orucuna başlama amaçlarının daha önce idareye bildirdikleri taleplerinin yerine getirilmesi olduğunu ittifakla beyan ettiler; yine tümü, talepleri yerine gelinceye kadar bu sürece devam edeceklerini, talepleri kabul edilmedikçe, şuurları kapansa bile kesinlikle hastaneye götürülmeyi kabul etmediklerini beyan ettiler.
Şuurları kapandığı takdirde, bulundukları yerde olması koşulu ile bir nazogastrik sonda (mide sondası) yolu ile şuurları açıkken almakta oldukları miktarda şekerli su, tuz ve B1 vitamininin arkadaşları tarafından verilmesini kabul ettiklerini bildirdiler.
Yine tümü, muayenelerinin bundan sonra da ancak İstanbul Tabip Odası tarafından görevlendirilen hekimlerce yapılmasına izin vereceklerini belirttiler.
Geçen 34 günlük süre içinde 8 ila 10 kg arasında vücut ağırlıklarını kaybettikleri tespit edilen tutuklu ve hükümlülerin hiçbiri, açlık grevi ile ilgili kayda değer bir yakınma iletmediler. Muayenede bir klinik muayene bulgusu saptanmadı. Aralarından Y.G. Öztürk, A. Özcan, İ. Ünver ve R. Cingitaş�ın Beden Kitlesi Endekslerinin (Body Mass Index-BMI) normal alt sınırı olan 20�nin altına düştüğü, ancak patolojik zayıflık aralığına ulaşmadığı görüldü.
Önceki tecrübeler ve literatür bilgileri ışığında, bu süreç devam ettiği takdirde kırklı günlerde sağlık problemlerinin çıkmaya başlaması, ellili günlerde yatağa bağlanmaları ve altmışıncı günden itibaren ölüm olaylarının olmaya başlaması beklenir.
Bu nedenle, bireylerin kırklı günlerde haftada bir, ellili günlerde gün aşırı olmak üzere dahiliye ve nöroloji uzmanlarınca muayene edilmeleri gerekmektedir.
Ayrıca, bireylerin şuurları kapandığı takdirde ve ölüm orucu bitirilmediği sürece zaman zaman aspire edilmeleri gerekeceğinden revirde en az bir adet aspiratör bulundurulması, yürüyemeyecek hale geldiklerinde taşınmalarını sağlamak amacıyla yeterince tekerlekli sandalye bulundurulması gereklidir.
Ayrıca, nazogastrik sonda, 50 cc�lik enjektör, açlık grevi sonlandırıldığı takdirde gerekecek B1 vitamini ampulleri de temin edilmelidir. Bütün bunlardan başka ölüm orucunun bitirilmesi durumunda hastane tedavisi gerektirecek durumda olacak tutuklu ve hükümlüler için şimdiden uygun hastane ortamlarında, uygun sayıda yatak temini için girişimlerde bulunulmalıdır.
Yukarıdaki gözlem ve muayene sonuçları ile önerilerimiz İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Ferzan Çitici�ye 30 Kasım 2000 tarihinde yapılan görüşmede iletilmiştir.
Önümüzdeki günlerde de İstanbul ve Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılıkları ile temasımız sürecektir. Hekim örgütü olarak dileğimiz ve beklentimiz; açlık grevlerinin ve ölüm oruçlarının ölümlerle sonlanmadan, barışçı yollarla ve Dünya Tabipleri Birliği�nin kurallarına ve konu ile ilgili bildirgelerine uygun olarak sonlanmasıdır.
Biz; İstanbul Tabip Odası olarak; tıpkı 1996 yılındaki açlık grevlerindeki gibi; bu süreçte de üzerimize düşen görev ve sorumluluğu yerine getireceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
Tüm yetkilileri, Meclisi ve Hükümeti göreve çağırıyoruz Bizler uyumuyoruz. Tasarımızın takipçisiyiz (28.11.2000)
Sayın Basın Mensubu, Hekimlere ve sağlık çalışanlarına verilen ücretin toplumun sağlığına verilen önemin bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Bugün; 10 yıllık bir uzman hekimin maaşı 390 milyon, 10 yıllık bir pratisyen - asistan hekimin maaşı ise 300 milyon TL'dır. Emekli hekimlerin durumu ise tam bir vefasızlık örneğidir. 25 yıllık kamu görevinden sonra emekli hekime reva görülen ücret 250 milyon TL'dır.
Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan �Hekimlerin mali haklarının iyileştirilmesine yönelik öncelikli yasa tasarısı önerilerinin� TBMM gündemine alınması ve yasalaşması için tüm tabip odalarının, TTB Merkez Konseyi�nin ve Odamız Yönetim Kurulu�nun girişimleri sürüyor.
İstanbul�da; 18 Ekim � 1 Kasım tarihleri arasında 21 hastane ve 3 temel sağlık hizmeti bölgesinde düzenlediğimiz toplantılara 1500�ün üzerinde hekim katıldı. Yasa tasarısı hekimlerin onayına sunuldu, 4500 meslektaşımız oy kullandı.
İstanbul Milletvekilleri ile Hekim Milletvekillerine konu hakkında bir dosya iletilerek destekleri talep edildi. İstanbul Milletvekilleri davet edilerek 12 Kasım tarihinde İstanbul Tabip Odası�nda yapılan toplantıda katılan Milletvekilleri bilgilendirildi.
TBMM�de grubu bulunan siyasi partilerin İstanbul İl Başkanlıkları ziyaret edilerek kendilerine konu ile ilgili bir dosya sunuldu. TBMM dışındaki siyasi partilerin İstanbul İl başkanlıkları bilgilendirildi.
15 Kasım 2000 tarihinde İstanbul Tabip Odası önünde, 200 hekimin beyaz önlük ve siyah kurdela ile katılımıyla konu ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı.
21 Kasım 2000 tarihinde Tabip Odası temsilcileri; referandum sonuçlarını Ankara�ya ulaştırmak amacıyla yola çıkmışlar ve 22 Kasım 2000 tarihinde Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri ve Tabip Odası temsilcileri TBMM�de siyasi parti grup başkanlarıyla görüşmüşlerdir.
22 Kasım 2000, Çarşamba günü, hekimler, bütün Türkiye�de, tüm sağlık kuruluşlarında, saat 12.00�den itibaren Ankara�daki görüşmeleri izlemek ve üretimden gelen güçlerini yansıtmak amacıyla beyaz � uyarı eyleminde bulunmuşlardır.
Sayın Basın Mensubu, Hekim ve sağlık çalışanlarının ücretleri de bir ülkenin önemli sağlık göstergelerinden. Bebek ölüm hızı, ortalama yaşam süresi gibi parametrelerin yanında sağlıkta ücretlendirme politikaları; devletin sağlığa verdiği önemin diğer bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Örneğin 1920'li yıllarda, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki hükümetler; halk sağlığına verdikleri önemin gereği sağlığı milli mesele olarak kabul etmiş ve ilk hedef olarak da sağlık personelinin durumunu iyileştirmişlerdir. O yıllarda Diyarbakır'da görevli trahom bölge müdürü bir hekimin maaşı milletvekili maaşından fazlaydı. Hükümetlerin sağlığı tekrar milli mesele olarak görmelerini ve devlet sıhhiyeciliğine tekrar dönmelerini bekliyoruz.
Hekimler ve tüm sağlık çalışanları; bugün geçinebilmek için, ikinci - üçüncü işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum da mesleki motivasyonu ve kamu kurumlarındaki iş verimini etkilemekte; geçinmek, ev kirasını karşılayabilmek, en temel gereksinimleri karşılamak ana hedefler haline gelmiştir.
Hekim; nitelikli emeğinin karşılığını almak, geçim sıkıntısı duymamak ve mesleki açıdan da ilaç firmalarının kongre promosyonlarına mecbur kalmadan kendini geliştirebileceği bir maaş almak istiyor.
Sayın Basın Mensubu, 1978 yılında 1223.2 dolar olan 10 yıllık bir uzman hekimin maaşı Kasım 2000 itibarıyla 573 dolara inmiştir. Pratisyen ve asistan hekimlerde de durum aynıdır. 1978'de 925.7 dolar olan maaşlar; Kasım 2000'de 441 dolara düşmüştür.
Sağlık çalışanlarının maaşlarında en fazla kayıp 1980 - 1985 yılları arasında, 1993 - 1995 yılları arasında olmuştur. Bu durum tesadüfi değildir. 24 Ocak ve 5 Nisan kararları ile uygulanan ekonomi politikaları ile sağlık çalışanlarının maaşları da erimiş, emekleri değersizleşmiştir. 1999 yılında uygulamaya imzalanan ve yürürlüğe konulan IMF stand by anlaşmalarının etkisiyle hekim ücretlerinde üçüncü bir dibe vuruş daha yaşanacaktır.
1980 - 1985 yılları arasında 24 Ocak 1980 kararları ve ardından gelen 12 Eylül yönetimi boyunca ortalama hekim ücretlerindeki değer kaybı, Ücretliler Geçinme İndeksine göre % 194.5 düzeyini bulmuştur.
1993 - 1995 yılları arasında da durum benzerdir. 5 Nisan 1994 tarihindeki ekonomi kararları da hekim ve sağlık çalışanlarının maaşlarını enflasyon karşısında eritmiştir. Ortalama değer kaybı % 179.5 düzeyindedir.
Yıllardır; tüm kamu çalışanları gibi sağlık çalışanları da enflasyona ezdirilmiştir. Bu yıllarda ve günümüzde hep aynı nakaratı dinlliyoruz: "Memur, işçi, emekli ve köylü enflasyona ezdirilmeyecek"
1990 - 2000 yılları arasında tıp profesörü, uzman hekim, pratisyen-asistan hekim, hemşire - yardımcı sağlık personeli ve sağlık hizmetleri kadrosunda çalışan sekreter maaşları incelendiğinde Ücretliler Geçinme İndeksi'ne göre maaşlardaki ortalama değer kaybı % 55.2'dir.
Maaşlardaki erime, emeğin değerinin azalması; demokratik hak ve özgürlüklerin budandığı ve dışa bağımlılığın arttığı yıllarda doruğa çıkmıştır. Bu durum da öğreticidir. Emeğin değerinin korunması ve insanca ücret için demokrasi ve ekonomik bağımsızlık tek panzehirdir. Bu gerçek yaşana yaşana öğreniliyor.
Son yapılan zamlarla ve Ocak 2001�de yapılacak zamlarla birlikte uzman hekim, asistan-pratisyen hekim, hemşire, ebe, hastabakıcı, sekreter ve tüm yardımcı sağlık personelinin maaşı yoksulluk sınırının altında kalmıştır. Bu durum; ne yazık ki bizler tarafından toplum sağlığına ve sağlık çalışanlarının emeklerine verilen değerin göstergesi olarak yorumlanmaktadır.
Sayın Basın Mensupları, Hekimler olarak tüm Türkiye'de onurlu bir görev ve sorumluluğu yerine getiriyoruz. Emeğimize, mesleğimize, iyi hekimlik değerlerine, halk sağlığına, kamuya ve geleceğimize sahip çıkıyoruz.
Merak ediyoruz: 90 bin hekim, yüzbinlerce kamu çalışanı, yüzbinlerce işçi ve yüzbinlerce köylünün emeği mi değerli yoksa IMF ve Dünya Bankası'nın reçeteleri mi?
Ankara'ya sesleniyoruz: Yarın, 29 Kasım günü, Meclis'te Sağlık Bakanlığı Bütçesi görüşülecek. Bu akşam bizler uyumayacağız. Yarın ise hekimlerin gözü - kulağı Ankara'da olacak.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu'nun üyelerini göreve çağırıyoruz. Hekimlerin bu haklı taleplerine kulak veriniz, gereğini yapınız. TBMM Bütçe Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan ve referandum sonucu hekimlerce benimsenen "Mali haklarımızın iyileştirilmesine yönelik öncelikli yasa tasarısını" TBMM gündemine alınız ve yasalaştırınız.
Bizler de buradan uyarıyoruz: Hekimlere ve sağlık çalışanlarına emeklerinin gerçek karşılığını verin. Sağlığı milli mesele olarak görün. Yüzde 2.6'lık Sağlık Bakanlığı bütçesini Türkiye'ye yakışır bir düzeye çıkarın. IMF'nin değil hekimlerin reçetelerini uygulayın. Her alanda bağımsızlık, sosyal devlet ilkesi ve devlet sıhhiyeciliği rehberiniz olsun.
Hekim örgütü olarak konu ile ilgili başta hükümet olmak üzere, Sağlık Bakanlığı'nı, Maliye Bakanlığı'nı, Milletvekillerini ve tüm yetkilileri görev ve sorumluluğa davet ediyoruz. Tüm yetkilileri hekim ücretlerindeki toplumca utanılması gereken bu ayıba bir an önce son vermeye çağırıyoruz.
Vatandaşlara sesleniyoruz: Hekimlere güvenin, hekimleri destekleyin. Acı ilacı siz de içmeyin biz de.
Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası
Yönetim Kurulu
Tüm yetkilileri ve hükümeti göreve çağırıyoruz: Bu ayıba son verin (22.10.2000)
Sayın Basın Mensubu, Hekimlere ve sağlık çalışanlarına verilen ücretin toplumun sağlığına verilen önemin bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Bugün; 10 yıllık bir uzman hekimin maaşı 390 milyon, 10 yıllık bir pratisyen - asistan hekimin maaşı ise 300 milyon TL'dır. Emekli hekimlerin durumu ise tam bir vefasızlık örneğidir. 25 yıllık kamu görevinden sonra emekli hekime reva görülen ücret 250 milyon TL'dır.
Ev kiralarının 200 milyon liradan başladığı şehrimizde bir hekimin eline geçen bu maaşla en temel ihtiyaçlarını karşılaması ve bilimsel gelişmeleri takip etmesi olanaksızdır. Bir tıp dergisinin yıllık aboneliğinin 300 dolardan başladığı günümüzde, ulusal tıbbi kongrelere katılmak için en az 500 milyon TL masraf gerekmektedir. Ne yazık ki, hekime layık görülen ücretle bunların hiçbirini yapmak mümkün değildir.
Hekim ve sağlık çalışanlarının ücretleri de bir ülkenin önemli sağlık göstergelerinden. Bebek ölüm hızı, ortalama yaşam süresi gibi parametrelerin yanında sağlıkta ücretlendirme politikaları; devletin sağlığa verdiği önemin diğer bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Örneğin 1920'li yıllarda, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki hükümetler; halk sağlığına verdikleri önemin gereği sağlığı milli mesele olarak kabul etmiş ve ilk hedef olarak da sağlık personelinin durumunu iyileştirmişlerdir. O yıllarda Diyarbakır'da görevli trahom bölge müdürü bir hekimin maaşı milletvekili maaşından fazlaydı. Hükümetlerin sağlığı tekrar milli mesele olarak görmelerini ve devlet sıhhiyeciliğine tekrar dönmelerini bekliyoruz.
Yıllardır yoksulluk sınırının altında ücret verilen, ücretleri bir bakıma dondurulan, enflasyona sürekli ezdirilen hekimler, sağlık çalışanları; 20 yıldır uygulanan ekonomi politikaları sonucu yorgun düşmüştür ve işin vahim yanı bu olumsuzluk doğrudan kamu sağlık hizmetlerine yansımaktadır.
Hekimler ve tüm sağlık çalışanları; bugün geçinebilmek için, ikinci - üçüncü işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Bu durum da mesleki motivasyonu ve kamu kurumlarındaki iş verimini etkilemekte; geçinmek, ev kirasını karşılayabilmek, çocuğun okul taksitini ödemek ana hedefler haline gelmiştir.
Yaşanan ekonomik sıkıntıların en olumsuz sonuçlarından biri de hekimlik meslek ilkelerindeki yozlaşmadır. Hastayı meta olarak görme anlayışı ve onun üzerinden nemalanma tutumu, ne yazık ki, sağlık ortamına yerleşmektedir. Kamuoyuna da yansıyan hasta başına prim uygulamaları, ilaç şirketleriyle etik olmayan ilişkiler, haksız rekabet, meslektaşını kötüleme, "bıçak parası" adı altında hastalardan alınan kayıtsız paralar, kamu hastanesi -muayenehane-özel hastane üçgeninde hekimliğe uygun olmayan davranışlar sağlık ortamında ayyuka çıkmıştır.
Hekim; nitelikli emeğinin karşılığını almak, geçim sıkıntısı duymamak ve mesleki açıdan da ilaç firmalarının kongre promosyonlarına mecbur kalmadan kendini geliştirebileceği bir maaş almak istiyor.
Sayın Basın Mensubu, 1978 yılında 1223.2 dolar olan 10 yıllık bir uzman hekimin maaşı Kasım 2000 itibarıyla 573 dolara inmiştir. Pratisyen ve asistan hekimlerde de durum aynıdır. 1978'de 925.7 dolar olan maaşlar; Kasım 2000'de 441 dolara düşmüştür.
Sağlık çalışanlarının maaşlarında en fazla kayıp 1980 - 1985 yılları arasında, 1993 - 1995 yılları arasında olmuştur. Bu durum tesadüfi değildir. 24 Ocak ve 5 Nisan kararları ile uygulanan ekonomi politikaları ile sağlık çalışanlarının maaşları da erimiş, emekleri değersizleşmiştir. 1999 yılında uygulamaya imzalanan ve yürürlüğe konulan IMF stand by anlaşmalarının etkisiyle hekim ücretlerinde üçüncü bir dibe vuruş daha yaşanacaktır.
1980 - 1985 yılları arasında 24 Ocak 1980 kararları ve ardından gelen 12 Eylül yönetimi boyunca ortalama hekim ücretlerindeki değer kaybı, Ücretliler Geçinme İndeksine göre % 194.5 düzeyini bulmuştur.
1993 - 1995 yılları arasında da durum benzerdir. 5 Nisan 1994 tarihindeki ekonomi kararları da hekim ve sağlık çalışanlarının maaşlarını enflasyon karşısında eritmiştir. Ortalama değer kaybı % 179.5 düzeyindedir.
Yıllardır; tüm kamu çalışanları gibi sağlık çalışanları da enflasyona ezdirilmiştir. Bu yıllarda ve günümüzde hep aynı nakaratı dinlliyoruz: "Memur, işçi, emekli ve köylü enflasyona ezdirilmeyecek"
1990 - 2000 yılları arasında tıp profesörü, uzman hekim, pratisyen-asistan hekim, hemşire - yardımcı sağlık personeli ve sağlık hizmetleri kadrosunda çalışan sekreter maaşları incelendiğinde Ücretliler Geçinme İndeksi'ne göre maaşlardaki ortalama değer kaybı % 55.2'dir.
Maaşlardaki erime, emeğin değerinin azalması; demokratik hak ve özgürlüklerin budandığı ve dışa bağımlılığın arttığı yıllarda doruğa çıkmıştır. Bu durum da öğreticidir. Emeğin değerinin korunması ve insanca ücret için demokrasi ve ekonomik bağımsızlık tek panzehirdir. Bu gerçek yaşana yaşana öğreniliyor.
Son yapılan zamlarla ve Ocak 2001�de yapılacak zamlarla birlikte uzman hekim, asistan-pratisyen hekim, hemşire, ebe, hastabakıcı, sekreter ve tüm yardımcı sağlık personelinin maaşı yoksulluk sınırının altında kalmıştır. Bu durum; ne yazık ki bizler tarafından toplum sağlığına ve sağlık çalışanlarının emeklerine verilen değerin göstergesi olarak yorumlanmaktadır.
Sayın Basın Mensupları, Bugün; hekimler olarak tüm Türkiye'de onurlu bir görev ve sorumluluğu yerine getiriyoruz. Emeğimize, mesleğimize, iyi hekimlik değerlerine, halk sağlığına, kamuya ve geleceğimize sahip çıkıyoruz.
Merak ediyoruz: 90 bin hekim, yüzbinlerce kamu çalışanı, yüzbinlerce işçi ve yüzbinlerce köylünün emeği mi değerli yoksa IMF ve Dünya Bankası'nın reçeteleri mi?
Ankara'ya sesleniyoruz: Bugün; hekimlerin gözü - kulağı Ankara'da, Meclis'te. Bizler; burada hükümeti uyarırken, görev ve sorumluluğa davet ederken; Tabip Odalarının temsilcileri ve TTB Merkez Konseyi üyeleri Ankara'da Meclis'te olacaklar ve beş siyasi partinin grup başkanları ile görüşecekler. Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan ve referandum sonucu hekimlerce benimsenen "Mali haklarımızın iyileştirilmesine yönelik öncelikli yasa tasarısını" TBMM gündemine alınız ve yasalaştırınız.
Bizler de buradan uyarıyoruz: Hekimlere ve sağlık çalışanlarına emeklerinin gerçek karşılığını verin. Sağlığı milli mesele olarak görün. Yüzde 2.5'luk Sağlık Bakanlığı bütçesini Türkiye'ye yakışır bir düzeye çıkarın. IMF'nin değil hekimlerin reçetelerini uygulayın. Her alanda bağımsızlık, sosyal devlet ilkesi ve devlet sıhhiyeciliği rehberiniz olsun.
Vatandaşlara sesleniyoruz: Hekimlere güvenin, hekimleri destekleyin. Acı ilacı siz de içmeyin biz de.
Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
Tıpta uzmanlık eğitiminin tüm tarafları İzmir'de buluşuyor (3.11.2000)
Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu (TTB - UDKK) tarafından altıncısı düzenlenen Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı 4 - 5 Kasım tarihlerinde İzmir'de, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferans Salonu'nda toplanıyor.
Kurultaya; Üniversiteler, Tıp Fakülteleri, Uzmanlık Dernekleri, SSK ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı Eğitim Hastaneleri, Türk Tabipleri Birliği ve Birliğe bağlı Tabip Odalarının temsilcileri katılacak.
Bu yılki kurultayda tartışılacak olan konu başlıkları şunlar: 1. Şef ve şef yardımcılığı sınavları, eğitim hastanelerinde yeni düzenlemeler 2. Tıpta Uzmanlık Tüzüğü Taslağı 3. Tıp kongreleri: Nasıl / Niçin kongre düzenliyoruz?
Kurultaya çok sayıda tıp kökenli rektör, tıp fakültesi dekan ve dekan yardımcıları, Sağlık Bakanlığı müsteşarı, Eğitim Hastanesi başhekimleri, Uzmanlık Dernekleri temsilcileri ve Tabip Odası temsilcileri katılarak tartışılacak konularda ortak bir hekim tutumu geliştirecekler.
Kurultay Düzenleme Kurulu: Dr. Sinan Adıyaman, Dr. İlgi Şemin, Dr. Murat Akova, Dr. Cem Terzi, Dr. Oya Bayındır, Dr. Raşit Tükel, Dr. Mehmet Çelebisoy, Dr. Kürşat Yıldız, Dr. Ali Özyurt.
Kurultay İletişim Adresi: Dr. İlgi Şemin, 6. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı, İzmir Tabip Odası, Nusret Fişek Cad. No:5 İzmir, Tel: 0-232-463 11 33, Faks:0-232-421 70 51, E-Posta:
Kamuoyuna duyuru konusunda yardımlarınızı bekler, çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Saygılarımızla,
Dr. Rıfat Yücel İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü
PROF. DR. NUSRET H. FİŞEK'İ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ. (3.11.2000)
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı yapmış, halk sağlığı davamızın önderlerinden, 224 sayılı "Sağlık Hizmetlerinde Sosyalizasyon Yasası'nın" mimarı, hocamız, önderimiz Prof. Dr. Nusret Fişek'in anısı önünde, ölümünün 10. yılında saygıyla eğiliyoruz. Nusret Fişek hocamızdan Türkiye'ye miras kalan halk sağlığı anlayışını; son 20 yıldır uygulanan özelleştirmeci sağlık politikaları bile ortadan kaldıramamıştır.
Uyarıyoruz: Halen yürürlükte olan 224 sayılı yasayı uygulamayan Sağlık Bakanlığı suç işlemektedir.
Sağlık sorunlarımızın çözümü; yasada da yazdığı gibi; basamaklandırılmış, sevk zincirli, ücretsiz, kolay ulaşılabilir, temel sağlık hizmetleri ve pratisyen hekimlik üzerinde yükselen kamusal bir sağlık sisteminden geçmektedir.
Bizler; Refik Saydam'ın, Nusret Fişek'in, Nevzat Eren'in aydınlattığı yolda giden hekimler; Türkiye'ye yakışır sağlık sistemi için mücadelemizi sürdürüyoruz. Bunu başaracağız.
Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
REFERANDUMA DAVET (1.11.2000)
Sayın Basın Mensubu,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu olarak; İstanbul�da 18 Ekim 2000 tarihinden bu yana toplam 20 hastane ve 3 temel sağlık hizmetleri bölge toplantıları düzenledik.
Bu toplantılarda; Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan �hekimlerin mali haklarının iyileştirilmesine yönelik öncelikli yasa tasarısı önerileri� hakkında hekim kamuoyu bilgilendirilmiş, tasarıların gerçekleşmesi için neler yapılacağı tartışılmış ve tasarı hakkında sandık konularak referandum yapılmıştır.
Konu ile ilgili son toplantı; 1 Kasım 2000, Çarşamba (bugün) gerçekleştirilecektir. Aynı gün tüm Türkiye�de Tabip Odaları tarafından da toplantı ve referandum yapılacaktır.
Konu hakkında düzenlediğimiz ve tasarıyı referandumla hekimlerin onayına sunacağımız toplantıya katılımınızı bekler, çalışmalarınızda başarılar dileriz.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
TOPLANTI ve REFERANDUM Tarih: 1 Kasım 2000, Çarşamba Saat: 13.00 Yer: İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu
CUMHURİYET DEVRİMLERİNE VE CUMHURİYET'İN KAZANIMLARINA SAHİP ÇIKALIM. (28.11.2000)
Sayın Basın Mensubu,
Cumhuriyetimizin ilanının 77. Yılını, kuruluş ilkelerine ve kazanımlarına daha sıkı sarıldığımız bir dönemde kutlamaya hazırlanıyoruz.
Ülkemizde toplum yaşamında, bilim alanında ve sağlıktaki önemli gelişmeleri Cumhuriyet devrimlerine ve Cumhuriyet felsefesine borçlu olduğumuzun bilincinde olarak kuruluş yıldönümünde Cumhuriyet değerlerine ve Cumhuriyet devriminin kazanımlarına sahip çıkıyoruz.
İstanbul Tabip Odası olarak Cumhuriyet Bayramının, Cumhuriyetin kazanımlarının değerinin bilinerek ve ikiyüzlülükten uzak olarak kutlanmasını savunuyoruz.
Sosyal hayatta karşılaştığımız her türlü sorunun çözüm yollarını Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerinde bulmamız mümkün olduğu halde, ne yazık ki 1950'li yıllardan bu yana - 27 Mayıs 1960 Devriminin dışında - Cumhuriyet'in kazanımlarının adım adım kemirildiğini, oy için Cumhuriyet yıkıcılığının teşvik edildiğini görüyoruz.
Siyasi hayatta gericiliğe prim verenlerin, tarikatların övgüsünü yapanların, ulusal ekonomiyi IMF'ye teslim edenlerin, vatan mücadelesi yapan Bergama'lı köylüleri terörist sayanların açıkça ikiyüzlü davrandıklarını, en hafif deyimle gaflet ve aymazlık içinde olduklarını düşünüyoruz.
Sorunlarımızın çözümü için yeniden Cumhuriyet'in kuruluş ilkelerine dönmemiz ve devrimlerin kazanımlarına sahip çıkmamız gerekiyor. Hekimler buna hazır, hekimler bunu istiyor.
Dr. Rıfat Yücel İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü
YENİ BİNYIL GAZETESİ YAZARI ETYEN MAHÇUPYAN NE YAPMAK İSTİYOR? (24.11.2000)
Etyen Mahçupyan'a iletilen yazı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu�na iletilen yazı BASIN AÇIKLAMASI: TOPLUMSAL, BİLİMSEL AYMAZLIK VE ETYEN MAHÇUPYAN
Sayın Etyen Mahçupyan,
Yenibinyıl Gazete'sinde kanser oluşumu, kanser tedavisi ile ilgili yazılarınızı izliyoruz. Bu yazılarda verdiğiniz bilgilerin bilimsel gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Yazılarınızla tüm dünyada kanserlerin oluşumundan tedavisine kadar her aşamada emek veren bütün bilim adamlarını �beyaz mafya� tanımıyla bir çırpıda karalamakla kalmıyor, ülkemizdeki kanserli hastalara gereksiz bir umutsuzluk ve doğru olmayan umutlar vererek, hastaları ve hasta yakınlarını tedavi için yurt dışındaki bir adrese açıkça yönlendiriyorsunuz. Bütün bu yazılarınızla tıp etiğini ve gazetecilik etiğini ihlal ettiğinizi hatırlatmak isteriz. Bir gazeteci olarak kanser tipleri, oluşum mekanizmaları ve tedavileri ile ilgili ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz ülkemizdeki Onkoloji, Radyoterapi ve Patoloji dernekleri, Tabip Odaları size yardımcı olabilir, ayrıca elektronik ortamda tüm uluslararası bilimsel makalelere de ulaşmak mümkündür. Yeterli araştırmaları yapmadan insan sağlığı konusunda toplumumuzu hatalı yönlendiren bu yazılarınıza, gazetecilik mesleği onuruna yakışır biçimde biran önce son vermeniz gereklidir. Gerekli duyarlılığı göstereceğiniz düşüncesi ile İstanbul Tabip Odası�nın insan sağlığını ve toplum sağlığını tehlikeye sokan her türlü girişimin karşısında ve takipçisi olduğunu hatırlatmak istiyoruz.
Dr. Süha Göksel İstanbul Tabip Odası Başkanı ---------------------
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu�na Yeni Binyıl Gazetesi yazarlarından Etyen Mahçupyan�ın 6.10.2000, 7.10.2000, 9.10.2000, 13.10.2000, 18.10.2000 tarihli yazıları ve devam eden yazıları ile insan kanserlerinin oluşumu ve tedavisi hakkında bilimsel gerçeklere tamamen aykırı bilgiler topluma sunulmaktadır. Bu yazılarda tıp etiği, tıp biliminden bihaber biçimde tartışılmakta, dünyada kanser konusunda uğraşan tüm bilim adamları ve ülkemizde kanserin tanı ve tedavisi ile uğraşan hekimler �beyaz mafya� tanımı ile karalanmaktadır. Toplumumuz kanserlerin oluşumu ve tedavisi ile ilgili konularda bilimselmiş gibi duran bir senaryo ile Amerika Birleşik Devletleri�nde �Livingstone� adlı bir merkeze açıkça yönlendirilmektedir. Ülkemizdeki kanserli hastaların ve yakınlarının bugünün bilimsel gerçeklerine ve hekimlik uygulamalarına güvenini sarsacak biçimde yönlendirmeler yapan yazıları ile Etyen Mahçupyan hasta ve hasta yakınlarını gereksiz bir umutsuzluğa ve doğru olmayan umutlara şartlamaktadır. Gerek tıp etiği gerekse gazetecilik etiği ile bağdaşmayan bu yazıları nedeni ile Etyen Mahçupyan hakkında gereğini rica ederim.
Saygılarımla, Dr. Süha Göksel İstanbul Tabip Odası Başkanı --------------------------
BASIN AÇIKLAMASI
TOPLUMSAL, BİLİMSEL AYMAZLIK VE ETYEN MAHÇUPYAN
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Yeni Binyıl gazetesinde bir seri yazısı ile kanserlerin oluşumu ve tedavisi hakkında toplumu yanlış bilgilendiren, kanser tedavisi için Amerika Birleşik Devletleri�ndeki alternatif tıp yöntemlerini uygulayan paramedikal bir merkezi adres olarak gösteren Etyen Mahçupyan�ı tıp etiği, gazetecilik etiği ve aydın sorumluluğuna verdiği zarar nedeniyle şiddetle kınamaktadır.
Kanser tek tip bir hastalık değildir. Her organın birden fazla kanser tipi mevcut olup, her bir kanserin oluşum şekli moleküler düzeyde değişken oranda farklılıklar gösterir.
Tüm dünyanın ve Türkiye�nin aynı gözü karalıkla kanserli hastaların tedavisini bilinçli olarak sümen altı ettiği iddiası gazetecilik etiği ile bağdaşmayan, Dünyada süregelen bilimsel yarışı, birbaşka deyişle bilimsel otokontrolü farkedemeyen aymazca düşüncenin bir ürünüdür.
Kanser bir bakteri değildir. Kanser hücresini, kanser dokusunu, bunların tiplerini tanıyan tüm bilim adamlarınca bu tez sadece gülüp geçilecek bir iddiadır. Ancak bu iddia bir gazetenin köşe yazarınca topluma sunulduğunda ve televizyon kanallarının bir kısmı tarafından doğruymuş gibi göz boyayıcı bir biçimde sunulup desteklendiğinde sağlık alanında ciddi bir etik sorun oluşturmakta ve ülkemiz insanına zarar vermektedir. Bir çok kanserli hasta ve hasta yakını, hele ekonomik durumu da iyi değilse yaşamsal bir fırsatı kaçırdığını zannederek umutsuzluğa kapılacak, bu yurt dışı fırsatını elde ettiğini sananlar ise tedavi edilebilir durumda bir hastalığın ilerlemesine yol açacak, kendi sağlıklarını ve yaşam sürelerini olumsuz etkileyecek girişimlerde bulunabilecekler.
Kanserin bir basitçe korunulabilen ve basitçe tedavi edilebilen bir bakteri olmadığı çıplak bir gerçek. İnsan vücudundaki tüm kanser tiplerinin de tek bir bakteri tarafından gelişmediği de çıplak bir gerçek. Etyen Maçupyan�ın yeniden dillendirdiği iddianın bilim ortamından yok edilmeye çalışıldığı da doğru değil. İlk kez Skleroderma denilen iltihabi, kanser olmayan bir hastalığın oluşumunda sorumlu tutulan bu bakterinin detaylı bilimsel araştırmalar sonucu hem skleroderma hem de kanserlerin oluşumunda rol oynamadığı bilimsel olarak kanıtlanmış ve gösterilmiştir. Kaldıki hem tıp hem biyoloji hem moleküler düzeyde bir mikroorganizmanın bakteri iken mantara, mantar iken virusa dönüşmesi mümkün değildir. Normal bir hücrenin kansere dönüşümü çok çeşitli ve karmaşık genetik ve işlevsel değişim süreçlerini içerir. Bu dönüşüm basamakları sırasında vücut savunması dönüşmekte olan hücreyi yok etmeye çalışır. Hatta tamamen kansere dönüşmüş bir hücre kanser dokusu oluşturmadan ve vücutta bir kitle oluşturmadan vücut savunması tarafından yok edilebilir. Bütün bu aşamaları geçen bir hücre kanser dokusu halinde gelişimini sürdürebilir. Kaldı ki insan vücudunda bir deri kanseri olan Malign Melanom, bir çocukluk çağı tümörü olan Nöroblastom gibi kanserlerin bazı hastalarda kendiliğinden gerilediği de bilinmektedir. Ancak bu her Malign Melanomlu, her Nöroblastomlu hastada gerçekleşmediği için hastaların bilinen en gelişmiş yöntemlerle tedavisi şarttır. İnsan yaşamı hiç bir koşulda şansa bırakılamaz.
Yine Etyen Mahçupyan�ın iddia ettiğinin tersine bilim kendi doğası gereği kutsallaşamaz ve tekelleşemez. Bilim felsefesi ile ve bilimle yoğun olarak uğraşan herkez, bilimsel ürünlerde tekelleşme çabasının farkındadır ancak Dünya tarihinde bu tür çabalar hiç bir zaman kazanmamıştır. Bilimin herhangi bir alanında uğraşmak ve bu alanı meslek edinmek, her insanın içinde bulunduğu koşullara göre görece özgür bir seçimdir. Bilim Dünyada elit bir zümrenin tekelinde değildir.
4 yıl önce İstanbul Tabip Odası ve ülkemizin gündeminde olan Dr. İlhami Güneral�ın bilimsel gerçeklerle ilişkisi olmayan görüşleri yeni bir bin yılın başında, anlaşılamayan zorlamalarla Etyen Mahçupyan tarafından yeniden ısıtılıp topluma sunulmaktadır.
Bilimsel ve akılcı olmayan bu iddialar dizisine insan ve toplum sağlığında yol açacağı ağır zararlar gözetilerek biran önce son verilmelidir.
Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
Hekim hatası ile ilgili iddialar konusunda daha özenli olmaya çağrı (20.10.2000)
Geçtiğimiz gün yazılı ve görsel basın organlarının çoğunda üyelerimiz; İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Sökücü ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Çağlar Yitmener; bir özel hastanede ameliyat ettikleri hastalarının ölümüne neden oldukları iddialarıyla itham edilmiş, adeta yargısız - soruşturmasız suçlu ilan edilmişlerdir.
Yayınların çoğunda olay soruşturulmadan, Adli Tıp Raporu bile beklenmeden hekimler suçlu ilan edilmiş ve hedef gösterilmişlerdir.
Bazı yayın kuruluşlarında hekimlerin sarhoş olduğu iddiasının ortaya atılmasını ise son derece yakışıksız buluyor, bunu basınımızın bir türlü vazgeçemediği "sansasyonel" habercilik anlayışının son örneği olarak değerlendiriyoruz. Haber atlama kaygısından olacak ki; alkol raporu bile beklenmemiş, meslektaşlarımız toplum önünde küçük düşürülmeye çalışılmıştır.
Basın organlarında konu ile ilgili çıkan bazı manşetleri değerlendirmenize sunuyoruz: Yine sağlık skandalı / Narkoz faciası / Karımı sarhoş profesör öldürdü / Skandal ölüm / Karakolluk ameliyat
Bilindiği gibi hekim hatası iddiaları ile ilgili olarak bağımsız yargı organlarının, İl Sağlık Müdürlüklerinin ve tabip odalarının görev, yetki ve sorumlulukları bulunmaktadır. Olayla ilgili olarak İstanbul Tabip Odası'nda hemen bir inceleme başlatılmıştır. Olayın gerçekten hekim hatası mı yoksa her tedavi sırasında ya da sonrasında karşılaşılabilecek bir komplikasyon mu (istenmeyen durum) olduğu; incelenmeden - araştırılmadan, bilim insanlarının görüşleri alınmadan söylenemez.
Basında çıkan hekim hatası iddiası ile ilgili tüm haberler; Odamız Hekimlik Uygulamaları Bürosu tarafından soruşturulmaktadır. Örneğin 1999 yılında bir hastanın bir devlet hastanesinde doğum sırasında AIDS virüsü kaptığı iddiası da basında "Bir sağlık rezaleti daha" manşetiyle yer almış, oysa tarafımızdan yapılan soruşturma sonucu hastanın hastaneye girmeden önce Hepatit B taşıyıcısı olduğu ve doğum sırasında hastaya kan nakli yapılmadığı ve çıkışta yapılan tahlillerde ise AIDS virüsüne rastlanılmadığı anlaşılmıştır. Dosya tüm tarafların incelemesine açıktır. Bu tür haberlerin basının saygınlığını zedelediği açıktır.
Basının diğer kamu hizmetleri gibi sağlık konusunda da eleştiri hakkının kutsal ve gerekli olduğunu kabul ediyoruz. Ancak gerçekler bilimsel zeminlerde araştırılmaksızın, suçlanan kişi ve kurumların görüşlerine yer verilmeksizin yapılan haberlerin basının saygınlığına gölge düşüreceği uyarısını yapmak istiyoruz. Kanımızca basın kuruluşlarının; hekim hatası iddialarına yer verirken suçluyu biran önce bulmak (!) yerine, olayı yorum katmaksızın ve tüm tarafların görüşlerine başvurarak aktarmaları daha sağlıklı olacaktır.
Kamuoyunun bilgisine sunarız.
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
BÖYLE REZALET OLMAZ (13.10.2000)
Sigaranın bilinçli ve bilgili olarak seçilmesini istiyorlarmış (!)
Dünyanın en büyük sigara üreticilerinden Philip - Morris firmasının desteklediği (!) bir proje ile Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi gençleri sigaradan uzak tutacak eğitim etkinliğine girişiyor. İşin garibi; Milli Eğitim Bakanlığı'nın da onayladığı proje 15 Ekim 2000 tarihinde başlayacak.
Başta Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları olmak üzere tüm yetkilileri ve toplumu uyarıyoruz.
Bu proje; Philip - Morris'in reklam kampanyasıdır. 4207 sayılı sigaraya reklam yasağı kanunu hükümlerine göre; bu kampanya derhal engellenmelidir. Bu tip kampanyaların hedefi; daha fazla kar, daha fazla sigara tüketimi ve yeni pazarlardır.
Aldanmayın. Hedef; Türkiye'de sigara bağımlısı bir genç kuşak ordusu yaratmaktır. Çünkü, herkes biliyor ki; çok uluslu sigara firmalarının daha fazla para kazanması için çocukların sigara içmeye başlaması, bağımlı olması ve bu bağımlılığı yaşam boyu sürdürmesi gerekmektedir. Sigara firmaları başka türlü para kazanamazlar.
Türkiye'de yılda 100.000 kişinin sigaraya bağlı bir hastalıktan öldüğü, sigaraya bağlı sağlık sorunlarının tedavisi için 1 Katrilyon TL dan fazla sağlık harcaması yapıldığı ve sigara içenlerin 4 Katrilyon TL (Sağlık Bakanlığı Bütçesinin dört katı) para harcayarak sigara içmeye devam ettikleri bilinmektedir.
Durum böyleyken Philip - Morris firmasının parasal olarak desteklediği bu kampanyaya inanmak ve ortak olmak en hafif deyimle aymazlıktır, gaflettir.
Firmanın Kurumsal İlişkiler Koordinatörü Cahit Düzel'in basına yansıyan demeci bile tam bir çelişki ve iki yüzlülüğü ifade etmektedir. Demecinde "Bir sigara firması olarak, bu programa destek vermemiz çelişkili gibi görülebilir. Ancak biz, sigaranın bilinçli ve bilgili olarak seçilmesini istiyoruz" diyen Cahit Düzel; firmasının hedefini de ağzından kaçırıyor. Daha çok çocuk sigara içmeli, daha fazla kar elde etmeliyiz diyor Düzel. Ayrıca; sigaranın bilinçli ve bilgili olarak seçilmesini talep etmek en temel insan hakkı olan sağlık hakkına da saldırı niteliğini taşımaktadır. Ülkemizde yılda 100.000 insanımızı öldüren sigaranın bilinçli ve bilgili seçilmesini istiyor Düzel.
Sigara firmasının çıkarlarını ve bu amaçla ülkemizde yürüttüğü lobi faaliyetlerini anlayabiliriz. Anlayamadığımız nasıl oluyor da ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı; böyle ikiyüzlü bir kampanyaya onay verebiliyor ve saygın bir üniversitemizin Eğitim Fakültesi firmanın bu reklam kampanyasına - iyi niyetle de olsa - nasıl alet olabiliyor? Bunları gerçekten anlayamıyoruz.
Kamuoyuna saygılarımızla duyuruyoruz.
Dr. Rıfat Yücel İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü Yönetim Kurulu Adına
Hastanelerde Vardiyalı Çalışma Sistemi. (12.10.2000)
İstanbul'da bir yıllık bilanço: Fiyasko. Teşhis yanlış olunca tedavi de yanlış oluyor.
Sağlık Bakanlığı'nın orijinal bir proje olarak gerçekleştirdiği sağlıkta vardiyalı çalışma sistemi tam bir yılını doldurdu. Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman Durmuş'un böyle ciddi bir konuda proje geliştirirken, her zamanki gibi "Ben bilirim" anlayışı ile hareket etmesi, bugünkü fiyaskonun ana nedenidir. Tabip odalarının görüşü ve eleştirileri dikkate alınmadan başlanan vardiyalı çalışma sistemi, İstanbul'da daha birinci yılda iflas etmiştir.
Sadece halkın gözünü boyamak ve siyasi rant elde etmek hedefiyle, Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan bu sistem, daha büyük hayal kırıklıkları yaratmadan biran önce terkedilmeli, Bakanlık; gerçekçi - çağdaş ve bilimsel çözümlere yönelmelidir.
Neler hedeflenmişti? Sağlık Bakanlığı; hazırladığı yönetmelikte, vardiyalı çalışma sisteminin gerekçelerini açıklarken hastane polikliniklerinde 08.00 - 16.00 saatleri arasında aşırı yığılmalar olduğunu, hasta yoğunluğu nedeniyle hekimlerin hastalarına yeterli zamanı ayıramadığını, radyolojik tetkik merkezlerinde çalışanların yasa gereği 5 saatle sınırlı görev yaptıkları için taleplerin karşılanamadığını ve bu nedenle hastane dışına sevklerin arttığını belirtmiştir. Vardiyalı çalışma sistemiyle bütün bu olumsuzlukların tersine çevrileceği, bu arada uzman ve nitelikli insan gücünden optimal yarar sağlanabileceği varsayılmıştır. Ayrıca vardiyada çalışanlara döner sermayeden daha yüksek prim ödenmesi, servis hizmetleri verilmesi de planlanmıştır. Aşağıda vardiyalı çalışma sistemi uygulanan 5 hastanede (Bakırköy Devlet Hastanesi, Haydarpaşa Numune Hastanesi, Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi) yaptığımız araştırmanın sonuçlarını dikkatinize sunuyoruz.
Neler gerçekleşti? Vardiyalı çalışma sistemi gündüz poliklinik hizmetlerinde yığılmayı önledi mi? Hayır. İstanbul'da vardiyalı çalışma sistemi uygulanan beş hastanede yaptığımız araştırma, vardiyalı çalışma sistemine geçildikten sonra günlük poliklinik sayılarının her türlü reklama rağmen sadece ortalama % 2.8 oranında azaldığını ortaya koyuyor. Bunun anlamı -gözle de görüldüğü üzere- hastane kuyruklarının azalmadığı, yurttaşların hastane kapılarındaki sıkıntı ve eziyetlerinin sürdüğüdür. Vardiyalı çalışma saatlerinde (16.00-23.00) toplam poliklinik sayısı, gündüz polikliniklerinin (8.00-16.00) ne kadarını oluşturdu? Toplum vardiyalı çalışma sistemini benimsedi mi? Hayır. Yapılan tüm reklamlara, cadde afişlerine rağmen vardiya döneminde bakılan hasta sayısı, gündüz bakılan hasta sayısının ancak % 18'ine varabilmiştir. Beş hastane arasında en yüksek oran % 38 ile Bakırköy Devlet Hastanesi'nde olurken, en düşük oran % 7 ile Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndedir.
Vardiyalı çalışma sistemi dışarıya hasta sevklerini azalttı mı? Hayır. % 2.11'lik Sağlık Bakanlığı bütçesinden gerekli kamu yatırımları ve yeni personel istihdamı yapılmadığı için dışarıya hasta sevkleri azalmamış, dışarıya (genellikle özel sektöre) yapılan sevkler ortalama % 12 artmıştır.
Vardiyalı çalışma sistemi uygulanan hastanelerin poliklinik gelirleri arttı mı? Hayır. Beş hastanede yıllık poliklinik gelirleri sadece ortalama % 14 artmıştır. Enflasyonun % 50 - % 60'larda seyrettiği düşünülürse hastanelerin mali açıdan kan kaybettiği söylenebilir.
Vardiyalı çalışma sisteminde sağlık çalışanlarının ekonomik hakları korundu mu? Hayır. Her zamanki gibi vaatler yine yerine getirilmemiştir. Hastane döner sermayelerinden ödeneceği söylenen yüksek oranlı primler lafta kalmıştır. Beş hastanede hekimlere verilen ortalama ek ücret aylık 25.000.000 TL düzeyinde kalmıştır. Sağlık Bakanlığı hekimlerle ve tüm sağlık çalışanlarıyla adeta alay etmiştir.
Vardiyalı sistem uygulanan hastanelerde çalışanlara servis imkanı sağlandı mı? Hayır. Sağlanacağı vaat edilen servis olanağı da lafta kalmıştır. Beş hastanenin sadece birinde, o da düzensiz servis olanağı sağlanmıştır.
Vardiyalı çalışma eğitim hastanelerinde eğitim etkinliklerini nasıl etkiledi? Olumsuz. Vardiyalı çalışma sisteminin bir yılını incelediğimiz beş hastanenin dördü eğitim hastanesi idi. Bu hastanelerde toplam 352 hekime uyguladığımız ankette hekimlerin % 78'i eğitim etkinliklerinde (seminer, kurs, vaka tartışması gibi) çok ciddi düzeyde aksama yaşandığını, % 16'sı ise eğitim etkinliklerinin vardiyalı çalışma sisteminden olumsuz etkilendiğini belirtmiştir. Ayrıca başından gerek yönetmelikle gerek genelgeyle, vardiyada uzman hekim istihdamı sağlanacağı ifade edilmesine karşın vardiyalı çalışma genellikle eğitim alan konumunda olan asistan hekimlerin omuzlarında kalmıştır.
Hekimler vardiyalı çalışma sisteminin hastane kuyruklarını azaltacağına inanıyor mu? Hayır. Beş hastaneden toplam 352 hekime yönelttiğimiz bu soru karşısında hekimlerin çok büyük çoğunluğu (% 93) vardiyalı sistemin hastane kuyruklarına çözüm getirmeyeceği düşüncesini dile getirmişlerdir.
Sonuç olarak vardiyalı çalışma sisteminin sağlık sorunlarını çözmediği ortaya çıkmıştır. Başarısızlık ortadadır. Sistem; toplumun sağlık gereksinimlerini karşılamadığı gibi hekimlere de yeni angaryalar yüklemiştir. Ayda 25.000.000 TL ücret, olumsuz çalışma koşulları, parçalanan günlük mesai vb sonucunda hekimler ve tüm sağlık çalışanları; sistemin mağduru haline gelmişlerdir.
Tekrarlıyoruz:
Çözüm; basamaklandırılmış - sevk zincirli sağlık sistemidir. Halen geçerlilikte olan, ancak yıllardır uygulanmayan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun biran önce uygulamaya konulmalıdır. Sağlık Bakanlıkları yasayı uygulamayarak suç işleme konumundan kurtulmalıdır.
Çözüm; temel sağlık hizmetlerinden geçmektedir. % 2.11'lik Sağlık Bakanlığı bütçesinin % 1'inin temel sağlık hizmetlerine ayrıldığı düşünülürse ilk şart temel sağlık hizmetlerine ayrılan bu oranı en az % 10'a çıkarmaktır.
Çözüm; pratisyen hekimlik ve koruyucu hekimlik anlayışının güçlendirilmesinden geçmektedir. Tedavi edici hekimlik anlayışında ısrar edilmesi sağlık hizmetlerinde yeni kaoslar ve çözümsüzlükler yaratacak, kuyruklar ve eziyetler sürecek ve kaynak savurganlığı kaçınılmaz olacaktır.
Saygılarımızla
Dr. Rıfat Yücel İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü Yönetim Kurulu Adına
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. MÜJDAT BAŞARAN'I KAYBETTİK. (2.10.2000)
Aniden ortaya çıkan amansız hastalık O'nu kısa sürede aramızdan kopardı.
Prof. Başaran, öğretim üyeliği ve bilimsel çalişmaları yanında yöneticilik açısından da geride önemli izler bıraktı.
1992 - 1994 döneminde İstanbul'lu hekimler kendisini İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi olarak seçtiklerinde özgeçmişini şöyle anlatmıştı:
" 1953 yılında Van'da doğdum. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Ankara'da bitirdim. 1970 yılında başladığım Hacettepe Tıp Fakültesi'nden 1977 yılında mezun oldum. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi'nde Pediatri ihtisasına başlayıp 1981'de uzman oldum. 1981'de İngiliz Kültür Heyeti'nin bursu ile İngiltere'ye gidip bir yıl süre ile immünoloji konusunda çalıştım. Yurda döndükten sonra devlet hizmeti yükümlülüğünü Turgutlu Devlet Hastanesi'nde tamamladım. İkinci yıl hastanenin Başhekimliğini üstlendim. 1984 yılında askerlik hizmeti için Diyarbakır Askeri Hastanesi'ndeydim. 1985 yılı Aralık ayında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne yardımcı doçent olarak atandım. 1987 yılında doçent oldum ve yine aynı yıl Pediatri Anabilim Dalı Başkanlığı'na atandım. Hala da bu görevimi sürdürmekteyim. İstanbul Tabip Odası Bilim - Eğitim komisyonu üyeliğinde bulundum. Çalışmalarım immünoloji alanında yoğunlaşmıştır. Sınıf arkadaşım Yelda ile 15 yıllık evliyiz. Ezgi ve Ali adlı iki çocuğum var. Ayrıca da ciddi şekilde Galatasaray'lıyım...."
Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptığı iki yıllık dönemde özellikle mesleki uygulamaların bilimsel ve ahlaki kurallara göre yürütülmesi konusunda aktif görevler üstlendi. Sonraki yıllarda da Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu üyeliği görevinde bulundu. Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği yaptı. Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu'nda Türk Pediatri Kurumu'nu temsil etti.
Kısa ömrüne birçok alanda aktif görevler sığdıran Prof. Dr. Müjdat Başaran; iyi bir hekim, sevecen bir dost, sevilen bir Hoca olarak anılmaya devam edecek.
Kendisini 3 Ekim 2000, Salı günü Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Haydarpaşa Kampüsü R Salonu'nda saat 14.00'de yapılacak törenin ardından Ankara'ya uğurlayacağız.
Prof. Dr. Başaran; 4 Ekim 2000, Çarşamba günü Ankara Maltepe Camii'nde öğle namazından sonra toprağa verilecek.
Yakınlarına, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi mensuplarına, dost ve akrabalarına, öğrencilerine başsağlığı diliyoruz. Mesleki yaşamının ve insancıl yanının iyi hekimlik mücadelesinde olanlara ışık tutmasını diliyoruz.
Saygılarımızla,
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
HÜKÜMETE SESLENİYORUZ: TÜRKİYE�Yİ IMF TAVSİYELERİ İLE OYALAMAYIN, GERÇEKÇİ ADIMLAR ATIN! (19.9.2000)
Sayın Basın Mensubu,
Cumhurbaşkanlığı makamına sunulan ve 4792 sayılı SSK yasasında değişiklikler içeren kanun hükmünde kararname; IMF'ye 9 Aralık 1999 ve 22 Haziran 2000 tarihlerinde verilen niyet mektupları ile uyumlu, ancak toplumumuzun ve ülkemizin çıkarlarına terstir.
Geçen yıl depremin acıları henüz çok tazeyken TBMM'de yasalaşan emeklilik yaşı ile ilgili düzenlemeden sonra, Hükümet; SSK paketinin ikinci kademesini, IMF tavsiyesi (!) ile gündeme getirmiştir. Paketi oluşturan yasaların önemli bir kısmı, SSK hizmetlerini düzenlemeye yönelik tedbirler içermektedir.
Hükümet, 32 milyon sigortalıya, 506 sayılı SSK yasası ile tanımlanmış görevlerini yerine getirmek zorundadır. Bu zorunluluk yalnızca TC�nin �sosyal bir hukuk devleti� olmasına dayanmıyor. Daha önemlisi Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan 32.000.000 yurttaşımızın sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri ihtiyacını karşılayamayan bir hükümetin ülkeyi yönetemeyeceği, son 15 yılın tecrübeleri ile sabit bir kuraldır. SSK ile ilgili her türlü düzenleme bu altın kurala göre değerlendirilmelidir.
Hükümet, bu görevi yerine getirirken öncelikle SSK kaynaklarına ve yetersiz kalınan durumlarda da genel bütçeden aktaracağı kaynakları kullanmak durumundadır. Tasarılar ve sunulan kanun hükmünde kararname; bu alanlara yönelik bir dizi tedbir getirmekte ancak yanlış stratejik tercihler yapılmaktadır. 1) BİREYSEL EMEKLİLİK YASASI, TASARRUFLARI YURT DIŞINA AKITIR Bireysel emeklilik tasarruf ve yatırım sistemi yasası 2 amaca hizmet edecek durumdadır. 1. Borsaya yeni kaynak girişini arttırmak 2. Yüksek gelir gruplarının SSK (zorunlu sigorta) kapsamından çıkarılmasına zemin hazırlamak
Özel emeklilik fonlarında birikecek ulusal kaynaklar yurt dışına kolayca çıkarılabilecektir. Bu tehlikeye karşı, yasada getirilen tedbirlerle küreselleşmeci ekonominin kurallarına direnmek olanaksızdır.
Bu yasa ile ulusal tasarruf ülkemizin ekonomik büyümesinde kullanılamayacaktır. Bu nedenle de ulusal sosyal güvenlik kaynaklarını büyütemeyecektir.
Yasa, ülkemizde bozulan gelir dağılımını düzeltmek için devletin elindeki en önemli araçlardan biri olan sosyal güvenlik sistemini ve özel olarak da SSK'yı mali kaynaklar bakımından zaafa uğratacak özelliktedir.
2) MALİ REKABET 32 MİLYON SSK'LIYA ETKİN VE KALİTELİ HİZMET GETİRMEZ Kararname; yukarıda ifade edilen SSK ihtiyaçlarını sağlamak için, SSK sağlık kurumlarının piyasa kurallarına göre rekabet ortamında hizmet vermelerini sağlayarak çözmeyi öngörmektedir.
Bu amaçla getirilen tedbirler: 1. SSK sağlık kurumlarının özerk-özel statülü işletmelere dönüştürülmesi, 2. Bazı hastanelerin özel sektöre çeşitli yöntemlerle devri, 3. Özel sektöre verilecek yap-işlet-devret imtiyazı ile yeni yatırımlar yapmak.
Son 20 yıldır hükümetler SSK sağlık hizmetlerindeki sorunları çözmek için özel sektörü büyütmeyi denemişler, bu amaçla devlet kaynaklarını özel sağlık hizmetleri sektörüne çeşitli mekanizmalarla aktarmışlardır.
20 yıllık tecrübenin sonucu hüsrandır; halka en yaygın ve kapsamlı sağlık hizmeti gene kamu sağlık kurumlarınca verilmektedir.
Yasalar, SSK'nın hizmet performansını arttırmak için, hastaneleri kâr-zarar esasına göre çalışan ve her biri kendi başına buyruk mütevelli heyetlerince yönetilen işletmelere dönüştürmeyi hedeflemektedir. Cari sağlık harcamalarını kontrol altına almak ve sağlık kurumlarının hizmet performansını artırmak için, SSK kaynakları ve sağlık kurumları arasındaki ilişkiyi hizmet satın alma esasına göre düzenleyen piyasa kurum ve mekanizmalarına bel bağlamak yanlış bir tercihtir. Sağlık harcamalarını (ilaç-tıbbi malzeme-tıbbi teknoloji kullanımı) kontrol altına almak için piyasanın düzenleyiciliğine bel bağlama tercihi yanlıştır.
SSK SAĞLIK HİZMETLERİNDEKİ MALİ İSRAF ARTAR
Hizmeti finanse eden ve sunan kurumların birbirlerinden ayrılması ve sağlık hizmetinin dışarıdan satın alma yolunun hangi mali sonuçlara yol açtığını SSK - Emekli Sandığı ve Bağ Kur'un kişi başı sağlık hizmetleri maliyetini karşılaştırarak görebiliriz.
SSK'nın Emekli Sandığı ve Bağ-Kur�a göre çok daha fazla sayıda uzun süreli ve maliyeti yüksek hastalıklarla (böbrek-kanser-kalp hastalıkları vb.) hiçbir tıbbi kısıtlamaya gitmeksizin kişi başı sağlık hizmeti maliyetinin 2-3 katı daha az olması, SSK�nın finansmanı ve hizmet sunumunun birbirinden ayırmayıp birlikte yönetmesi nedeniyledir.
Dünya Bankası ve IMF�nin son 15 yıldır hemen her hükümetin önüne koyduğu �SSK'da finansman ve hizmet sunumunu birbirinden ayırın� talimatı, bugünkü SSK kişi başı 40 dolarlık sağlık hizmeti maliyetinin kısa sürede katlanarak artmasına neden olacaktır.
Bugün için tek kuruş açık vermeyen ve devlet katkısı almayan SSK sağlık bütçesine devlet Emekli Sandığı ve Bağ-Kur gibi genel bütçeden giderek artan miktarda katkılar yapmak zorunda kalacaktır.
İHTİYAÇ AKILCI BİR MERKEZİ PLANLAMADIR
Hükümetin kamunun elindeki kıt kaynakları verimli biçimde kullanarak 35 milyon sigortalıya etkin ve kaliteli sağlık hizmeti sağlamak için doğru tercihler yapması gerekmektedir.
Sağlık hizmetlerini daha etkin ve kaliteli düzeye yükseltmek için, devlet kamu sosyal güvenlik kurumlarının mali kaynaklarını ve kamu sağlık kurumlarının (SSK, Sağlık Bakanlığı ve Tıp Fakülteleri) personel ve teknik altyapı olanaklarının bütününü hesaba dahil etmek ve aralarındaki işbirliğini arttırmak, olanaklarını bir bütün olarak gören, akılcı bir merkezi planlamayı tercih etmek zorundadır.
KAMUOYUNU OYALAMAK YERİNE ZAHMETLİ ANCAK GERÇEKÇİ ADIMLAR ATMAK GEREKİYOR:
SKK sağlık hizmetlerinde artan sigortalı nüfusa karşı gerekli yatırımların yapılmamış olması yaşanan sorunların esas nedenidir.
SSK sağlık hizmetlerinde uygulanacak yatırım politikasının esasları disiplinli ve etkin bir sevk zinciri oluşturmayı hedeflemelidir.
SSK yataklı tedavi hizmetlerine cevap vermekte yetersiz kalan bölgelerde atıl hizmet kapasitesi olan kamu sağlık kurumlarından (devlet hastaneleri, tıp fakülteleri) yararlanılması uygundur.
Özellikle SSK'lı nüfusun yoğun olduğu kentlerdeki üniversite hastanelerinin elindeki ileri tıbbi teknoloji yatırımları SSK'nın her türlü talebini karşılamaya yeterlidir.
Bu tedbirler SSK'nın yeni yataklı tedavi kurumu yatırım ihtiyacını azaltır. Ancak sevk zinciri esaslı bir hizmet politikası için SSK'nın 1. basamak alanında kapsamlı bir yatırım programı uygulaması gerekmektedir. Bu yatırım ihtiyaçlarının, yap-işlet-devret yöntemiyle karşılanacağını beklemek gerçekçi değildir. Kâr esaslı özel girişimcilik 1. basamak alanına yönelmez, belki pahalı yüksek tıbbi teknoloji alanına yatırım yapar.
HÜKÜMETİN DERHAL ATMASI GEREKEN ADIMLAR
SSK sağlık hizmetlerindeki sorunların çözümü için öncelikle 2 adımın atılması gerekir.
1. Hükümetin SSK'ya tahsis etmiş olduğu yaklaşık 18.000 kadronun zaman geçirilmeksizin atamalarının yapılması,
2. SSK birinci basamak sağlık hizmetlerine yatırım yapılması. Bu amaçla sigortalı nüfusun yoğun olduğu büyük kentlerde çok sayıda dispanser açılması. (Bu iki öncelikli adımın atılması, SSK sağlık hizmetlerinin en fazla bir yıl içinde hissedilir biçimde düzelmesini sağlayacaktır.)
SSK KONUSUNDA 4 KONUDA KÖKLÜ DÜZENLEME GEREKİYOR
1. Kamu sosyal güvenlik kurumlarına ek kaynak sağlamak
2. Sağlık hizmetleri alanında yatırım yapmak
3. Kaynak kullanım verimliliğini arttırmak için maliyetleri kontrol altına almak
4. Sağlık hizmetleri yönetimini etkinleştirmek
HÜKÜMETE SESLENİYORUZ: ÇÖZÜM İÇİN TÜRKİYE�NİN BİRİKİMİNE GÜVENİN
Hükümete; Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşların SSK konusundaki telkin ve tavsiyelerine temkinli yaklaşmasını öneriyoruz.
Hükümeti, Türkiye'nin birikimine ve gerçekçi - toplumdan yana çözümlere yönelmeye davet ediyoruz. Üzerimize düşecek tüm görev ve sorumluluğa hazırız.
SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ AHMET NECDET SEZER'E SESLENİYORUZ: Makamınıza sunulan kanun hükmünde kararname; Türkiye'nin birikiminin, çeşitli toplum kesimlerinin değil IMF'nin ve Dünya Bankası'nın dayatmalarının ürünüdür. Sorun ulusal bağımsızlık ve ulusal onur sorunudur. Bu kararname; SSK'nın tasfiyesine yol açacak bir dizi gelişmeye kapı aralayan siyasi tercihlerle hazırlanmıştır. Sosyal güvenlik alanındaki yasa tasarılarının Bakanlar Kurulu'nca kanun hükmünde kararname biçiminde kabul edilerek onaylanmak üzere tarafınıza iletilmesi, son derece anti-demokratik bir uygulamadır. Bu tavrın hukuki bir dayanağının da olmadığına inanıyoruz. Bu kararnamelerin onaylanmayarak Bakanlar Kurulu'na iade edilmesi, ülkemizde hukuk devleti anlayışının yerleşmesine katkıda bulunacaktır.
Saygılarımızla, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
MARMARA İLLERİ TABİP ODALARI BÖLGE TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ (16.9.2000)
Sayın Basın Mensubu,
16 Eylül 2000 tarihinde; Marmara Bölgesi Tabip Odaları Bölge Toplantısı, sekiz tabip odasından 28 temsilcinin katılımıyla Tekirdağ�da yapılmıştır. Toplantıda ülkemiz sağlık ortamı ve hekim sorunları değerlendirilmiş ve aşağıdaki sonuç bildirgesi kaleme alınmıştır.
A) 12 Ağustos tarihli Tababet Uzmanlık Yönetmeliği Değişikliği: 15 Haziran 2000 günü İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü�nde Sağlık Bakanı Osman Durmuş; İstanbul Tabip Odası yöneticileri ile yaptığı görüşmede; Tababet Uzmanlık Yönetmeliği�nde değişiklik çalışmalarının üniversiteler, uzmanlık dernekleri ve Türk Tabipleri Birliği�nin eşgüdümü ile yapılacağı sözünü vermesine rağmen, sözünde durmayarak 12 Ağustos 2000 tarihinde yönetmelik değişikliğini yürürlüğe koymuştur. Yönetmelik değişikliği ile Sağlık Bakanlığı; uzmanlık eğitiminde söz ve karar sahibi 2000 kişilik kadroyu denetimi altına almıştır. Sağlık Bakanı Durmuş�un bu tasarrufu ülkemiz tıp ortamı, toplum sağlığı ve mesleğimizin geleceği bakımından kabul edilir bir durum değildir. Partizanca kadrolaşmayı siyasi ve mesleki yaşamının merkezine almış Sağlık Bakanı�na, İstanbul Tabip Odası tarafından yapılan istifa çağrısını yerinde ve mesleğimizin geleceği bakımından gerekli buluyoruz. Konu; 23 Eylül 2000 tarihli Türk Tabipleri Birliği Genel Yönetim Kurulu toplantısına Tabip Odalarımız tarafından taşınacaktır.
Marmara Bölgesi�ndeki sekiz tabip odasının Sağlık Bakanı Osman Durmuş�a çağrısıdır: Sağlık Bakanlığı görevinden derhal istifa ederek hiç olmazsa bir kez ciddi ve sorumlu bir davranış örneği sergileyiniz.
B) Özlük Hakları: Hekim ve sağlık çalışanlarının özlük haklarında kötüleşme eğilimi devam etmektedir. Kamu sağlık alanının çökertilmesi ve özelleştirilmesi çabaları özlük hakları alanındaki kötüleşme eğilimi ile paralel seyretmektedir. Basamaklandırılmış sağlık hizmetleri ile birlikte tam süreli çalışma ve hekim ücretlerinin hızlı ve radikal bir şekilde iyileştirilmesi, ülke sağlık ortamının iyileştirilmesinde atılacak öncelikli adımlardır.
C) Olağandışı durumlarda sağlık hizmetleri: Bu alanda bilgi-deneyim alışverişi yapmak ve ortak programlar oluşturmak amacıyla Ekim ayı içinde Kocaeli Tabip Odası düzenleyiciliğinde bir koordinasyon toplantısı yapılması kararlaştırılmıştır.
D) Yine baskı, yine sürgün: Çanakkale Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Özlem Yüksekbaş�ın görev yaptığı Çanakkale TEDAŞ�taki görevinden defaatle ve bir gereksinime dayanmaksızın, Ankara�da Enerji Bakanlığı Sağlık Müdürlüğü emrine geçici görevle görevlendirilmesini kınıyor, bu tür görevlendirmeleri tüm tabip odalarımıza yapılan bir saldırı olarak kabul ediyor ve bu uygulamaya biran önce son verilmesini talep ediyoruz.
Kamuoyuna saygılarımızla duyuruyoruz.
Balıkesir Tabip Odası Bursa Tabip Odası Çanakkale Tabip Odası Edirne Tabip Odası İstanbul Tabip Odası Kırklareli Tabip Odası Kocaeli Tabip Odası Tekirdağ Tabip Odası
Sağlık Bakanı Osman Durmuş: " Şeftali yerken fotoğrafımı çekmeyin,yoksa sizi Türk hekimlerine emanet ederim " Bakan İSTİFA !!! (4.9.2000)
Sayın Basın Mensubu,
1 Eylül 2000 tarihinde bazı gazete ve televizyonlarda çıkan habere göre; Sağlık Bakanı Osman Durmuş; İçel iline bağlı Sarıkavak beldesini ziyaretinde, fotoğraf almak isteyen gazetecilere �Şeftali yerken fotoğrafımı çekmeyin, yoksa sizi Türk hekimlerine emanet ederim� diyerek büyük bir gafa daha imzasını attı.
Sağlık Bakanı; bu cümleyle hekim olmasına rağmen, siyasetçi kimliğiyle yine popülizm yaparak hekimlere yönelik olumsuz tavrını bir kez daha dışa vurmuş, hekimleri kamuoyu önünde rencide etmiştir.
Bizler bu tip demeçleri unutmuş değiliz: �Bağlayın doktoru ağaca, kaçmasın� Kenan Evren, Devlet Başkanı, 1982
�Doktorlara ne kadar verirsek verelim, doymazlar� İmren Aykut, Bakan, 1988
�Yoksa sizi Türk hekimlerine emanet ederim� Osman Durmuş, Bakan, 2000
Sağlık Bakanı Osman Durmuş; henüz düzeltmediği bu cümlesiyle sadece hekimleri rencide etmekle kalmamıştır. Aynı zamanda �Beni Türk hekimlerine emanet edin� diyen Cumhuriyetimizin kurucusu, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın önderi M. Kemal Atatürk�ün cümlesini alaya almıştır. Bu cümlenin 30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri sürerken söylenmesi ayrıca düşündürücüdür.
1,5 yıldır; kendinden menkul fikirleri ve uygulamaları ile sağlık ortamındaki sorunları çözmek bir yana yeni kargaşalar yaratan, tek hedefi siyasi kadrolaşma olan, neredeyse her cümlesi ile �büyük çamlar deviren� ve uygulamaları ile değil gaflarıyla tanınır hale gelen Sağlık Bakanı Osman Durmuş�a, hekimlerin ve İstanbul Tabip Odası�nın artık tahammülü kalmadı.
Başbakan Sayın Bülent Ecevit�e sesleniyoruz: �Sağlık Bakanı, bu ciddi görev ve sorumluluğu taşıyamamaktadır. Lütfen gereğini yapınız. Sağlık Bakanlığı makamında, sağlık sorunlarını ve çözümlerini bilen, bu alanda hekim örgütleriyle işbirliği yapan, laf değil iş üreten, siyasi kadrolaşmayı değil, kamu sağlık projelerini iş edinen ciddi ve sorumlu bir kişiyi görmek istiyoruz�.
Sağlık Bakanı Osman Durmuş�a sesleniyoruz: Bütün olumsuzluklara karşın özveriyle çalışan hekimlerden derhal özür dileyiniz. Eğer bu cümleyi �basit� bir espri olarak kullandıysanız, bundan önceki gaflarınızda olduğu gibi cümlenizin nerelere gittiğini bir kez daha düşününüz. Ve sağlık ortamına, hekimliğe ve topluma karşı sorumluluğunuzun artık farkına varınız. Taşıyamadığınız, size ağır gelen Sağlık Bakanlığı makamından derhal istifa ediniz. Toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek ciddi bir sorumluluk gerektirmektedir. Hiç olmazsa bir kez olsun sorumlu ve ciddi bir davranış örneği gösteriniz. Siz bu �emaneti� taşıyamıyorsunuz�.
Saygılarımızla
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu
Hekim Forumu Dergisi - Ağustos 2000 Sayısı'ndan Bakan�ın seyir defteri
İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü Dr. Rıfat Yücel, Sağlık Bakanı�nın 1.5 yıllık seyir defterini çıkardı. Aşağıdaki karne, Dr. Yücel�in 982 hekimle telefonla görüşerek yaptığı anketin sonuçlarını yansıtmaktadır. Karnedeki notlar 10 üzerinden verilmiştir.
Mayıs 1999: Sağlık Bakanlığı genelgesine göre; gece hastaneye gidenlerin �yatak yok� diye geri çevrilmelerini önlemek için boş yatak sayısı her hastanenin kapısında ışıklı levhalarla ilan edilecek. Gelen hasta, bu tabelalara bakarak yer olup olmadığını anlayacak. Hastalar, kapıda ilkyardım bilen �güleryüzlü� ekiplerce karşılanacak. Durmuş, �yüzer hastane� projesinin de bu yaz hizmete sokulacağını bildirdi. Projeye göre hizmet dışı kalmış gemiler hastaneye dönüştürülecek ve turistik bölgelerde hizmet verecek. BİR GELİŞME VAR MI?
Haziran 1999: Sağlık Bakanı özel hastaneye yattı. Tifo oldu. Tedavi Meclise 400 milyona patladı. NEDEN ÖZEL HASTANE?
Haziran 1999: MHP�nin ilk kadro operasyonu Sağlık�ta. Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığına Haluk Tokuçoğlu getirildi. KADROLAŞMA BAŞLADI...
Haziran 1999: Doç. Dr. Osman Durmuş: �Doktor ve sağlık personelinin maaşının azlığından şikayet ederek doktor ve sağlık personelinin maaşlarının mutlaka arttırılması gerekmektedir� dedi. SONUÇ?
Haziran 1999: Sağlık Bakanlığı Başhekim operasyonunu başlattı. Beş başhekim değişti. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü�ne, 18 Nisan seçimlerinde 1. Bölge MHP milletvekili adayı olarak, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcılığı göre-vinden istifa eden Dr. Mecit Çalışkan atandı. KADROLAŞMAYA DEVAM...
Temmuz 1999: Sağlık Bakanlığı; 80 ilde sağlık ocağı hekim ve ebelerine, ailelere uygulayacakları hazır bebek bezi anketi gönderdi. Anketi cevaplayan ailelere 3�er adet bebek bezi dağıtılacak. HEKİMLER ANKETÖR YA DA PAZARLAMACI MI?
Temmuz 1999: �Babuna Kampanyası� sırasında yurdışına tahlil amacıyla gönderilen kan örnekleri, Sağlık Bakanı�nın yurda getireceğini söylemesine karşın, hala yurtdışında... 7.7.1999�da Sağlık Bakanı, basına yaptığı açıklamada �gelişmelerle ilgili kamuoyunu sürekli bilgilendireceklerini ve kanların geri alımı için bedel ödemeyeceklerini belirterek �Yurtdışına gönderilen kanlar bizim hazinemiz. Nasıl Karun hazineleri için bedel ödemediysek kanlarımız için de bedel ödemeyiz� dedi. YURTDIŞINDAKİ KANLAR NE OLDU?
Temmuz 1999: Doç. Dr. Osman Durmuş: �Türkiye�nin ilk kemik iliği nakil merkezi Ankara Numune Hastanesi ve Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde kurulacak.� KURULDU MU?
Temmuz 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; kardeşi Fuat Durmuş�u Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcılığı�na getirdi. AKRABADAN KORUMA, KARDEŞTEN BÜROKRAT...
Temmuz 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; % 20�lik maaş zammının sağlık personeline çok az geldiğini, hakimlerle hekimler arasında ücret farkı bulunduğunu, 450 saat measiye kalan hekime ek ücret veremediklerini ve Maliye Bakanlığı�ndan hekimlerin aleyhine işleyen sistemin düzeltilmesini istediklerini kaydetti. Aynı konuşmada Bakan Durmuş; sağlık personelinin ücretlerine yıpranma payı eklenmesine ilişkin teklifi hazırlayıp Maliye Bakanlığı�na sunacaklarını belirtti. GELİŞME VAR MI? TAKİPÇİSİYİZ...
Temmuz 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş, kutu yerine tabletli ilaç satışı için çalışma başlattıklarını vurguladı. SONUÇ?
Temmuz 1999: Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi�ni denetleyen Bakan Durmuş; yanan ameliyathaneler ve diğer masraflar için çıkarılan 2 trilyonluk faturayı abartılı bularak �Biz iki trilyonla yeni hastane yaparız.� dedi. Hastane yetkililerini toplayan Bakan, �Devlete sırtınızı dönmeyin, yoksa biz de size sırtımızı döneriz. Burayı özelleştiririz.� dedi. ÖZELLEŞTİR, KURTUL!
Temmuz 1999: Kuyrukların önüne geçmek için hekimlere de vardiyalı çalışma sistemi getireceklerini belirten Sağlık Bakanı Osman Durmuş; başlayacak uygulama ile hastaların akşam saatlerinde de tedavi olabileceğini söyledi. TEŞHİS YANLIŞ OLUNCA TEDAVİ DOĞRU OLMAZ!
Ağustos 1999: Sosyal güvencesiz vatandaş kalmayacak diyen Sağlık Bakanı, 100 gün istedi. Bütün bunları yapabilmek için halktan biraz süre istiyorum diyen Bakan, �Eskiden Demirel 100 gün süre talep eder ve bu sürede kendisine kimsenin dokunmamasını isterdi. Bize daha 60 günde dokunmayan kalmadı. Demirel�e verilen 100 günlük şansı ben de istiyorum.� Diye konuştu. HEP AYNI CÜMLE! 100 GÜN DOLMAK ÜZERE...
Ağustos 1999: Sağlık Bakanı Osmlan Durmuş, hastane polikliniklerinde yaşanan kargaşaya değinerek buralara numaratör konacağını ve böylece hastanın kendisine ne zaman sıra geleceğini bileceğini söyledi. REFORM!
Ağustos 1999: Sağlık Bakanlığı, TCDD�nin satmak ya da devretmek istediği hastanelere talip oldu. SONUÇ?
Ağustos 1999: Sağlık Bakanlığı, eczane enflasyonunu önlemek için harekete geçti. Sağlık Bakanı Osman Durmuş; hazırladıkları yasa tasarısı ile 3000 nüfusa bir eczane sınırlaması getireceklerini söyledi. NE OLDU?
Ağustos 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş, fiziki yapısı düzgün hastanelerin devri konusunda özel sektör temsilcilerine çağrıda bulundu. Durmuş, özel sektöre, �Rantabl işleyen, fizik yapısı düzgün, kadrosu güzel hastanelerimize talip olun, size devredelim.� dedi. ÖZELLEŞTİRME İTİRAFI!
Ağustos 1999: 17 Ağustos depreminden sonraki demeçleriyle kamuoyunun yoğun tepkisi ile karşılaşan MHP�li Sağlık Bakanı Osman Durmuş�a partisi sahip çıktı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, eleştirileri �Belli çevrelerin surda gedik açma gayreti� diye değerlendirirken, Grup Başkanvekili İsmail Köse de �Eleştiriler Marksistlerin işi� dedi. YORUMSUZ!
Eylül 1999: Yunanistan�da bulunan Bakan Durmuş, aleyhindeki haberlerin marksistler tarafından düzenlenmiş bir saldırı olduğunu ileri sürerek Türk basınının da �güdümlü� bir basın olduğunu ve bu yüzden yabancı gazetecilerle ilişki kurduğunu belirtti. MARKSİST BASIN!
Eylül 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; bazı köşe yazarları ve sorumlu yazı işleri müdürleri hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Bakanın, Türk Ceza Kanunu�nun 268. Maddesi 4. Fıkrası, 480. Maddesinin 4. Fıkrası ve 482. Maddesinin 2. Fıkrası gereği, suç duyurusunda bulunduğu yazarlar ve sorumlu yazı işleri müdürleri şunlar: Oktay Ekşi, Fatih Altaylı (Hürriyet Gazetesi), Derya Sazak (Milliyet Gazetesi), Okay Gönensin (Star Gazetesi), Oral Çalışlar (Cumhuriyet Gazetesi). ELEŞTİRİLERE TAHAMMÜLSÜZLÜK!
Ekim 1999: Sağlık Bakanlığı atamalarında partizanlık yapıldığı iddialarını reddeden Osman Durmuş; mahkeme kararıyla görevine dönecek olan başhekimleri yine görevinden alacağını, yerlerine iş yapanları atayacağını söyledi. HUKUK DEVLETİNE BAKIŞ!
Ekim 1999: Sağlık Bakanı Durmuş, hastane yapımı için para isteyen Silivri Kaymakamı Bayram Öz�e �Cami yaptırma dernekleri Bakanlıktan para mı istiyorlar?� diyerek tepki gösterdi. SAĞLIKTA REFORM BÖYLE Mİ OLACAK?
Ekim 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; selefi ANAP�lı Bakan Halil İbrahim Özsoy hakkında fezleke düzenleyip Meclis�e gönderdi. Durmuş�un kendisini yargı yerine koyması, ANAP lideri Yılmaz�ın tepkisine neden oldu. Yılmaz; �Bu adam ya cahil, ya kasıtlı� dedi. Durmuş ise; �Yapılan çok büyük bir hata, Teftiş Kurulum ve hukukçularım yanlış yaptırdı, üzgünüm� dedi. YORUMSUZ !
Kasım 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; Ecevit�in atamaları durduran genelgesine karşın, 15 Ekim�de 100 kişinin atamasını birden yaptı. Durmuş�un atadığı kişiler arasında MHP�li vekil Kürşat Eser�in eniştesi, MHP�li vekil Abdülkadir Akcan�ın eşi ve MHP lideri Devlet Bahçeli�nin avukatının kardeşi de bulunuyor. Durmuş; hastanelerin şef ve şef yardımcılıklarına da 18 günde 71 atama yaptı. KADROLAŞMA TAM HIZ SÜRÜYOR !
Kasım 1999: Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman Durmuş; hastalara �gönülsüz� görev yapan doktorları şikayet etmeleri için 800�lü �Alo - Şikayet� telefon hatları kuracaklarını söyledi. Yurttaşlar, 800�lü telefon hattına vardiyalı sisteminde gönülsüz muayene yapan doktorları ihbar edecek... BİR BU EKSİKTİ...
Kasım 1999: Sağlık Bakanı, Korkuteli Devlet Hastanesi�nde iki görevliye ilginç bir ceza verdi. Hastaneyi teftişi sırasında kaloriferlerin fazla yandığını öne süren Durmuş; iki görevliye devletin parasını israf ettikleri gerekçesiyle 5 dakika sıcak kaloriferi tutma cezası verdi. Daha sonra Elmalı ilçesine geçen Sağlık Bakanı�na 68 yaşındaki çiftçi Mehmet Ulutaş çiçek vererek �Hastanemizin ve sağlık ocaklarımızın sorunları var, bu çiçekler karşılığında sizden söz istiyorum� dedi. Durmuş da �İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen zenci; Devlet bana, ben de sizlere vereceğim� dedi. SORUNLARA CİDDİ YAKLAŞIM VE KÖKLÜ ÇÖZÜM BU OLSA GEREK !
Kasım 1999: Sağlık Bakanı; 1994�de kapatılan Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü�nü, yasaların karşı hükmüne rağmen, �tek� imzayla yeniden açtı. Durmuş�a Milli Eğitim ve Maliye Bakanlıkları olumsuz görüş bildirirken, hem YÖK ve hem de kendi bürokratları, bu uygulama için �yasal değil� dedi. �BEN YAPTIM, OLDU� ANLAYIŞINA TİPİK BİR ÖRNEK DAHA !
Kasım 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; hastanelerdeki vardiya uygulamasının amacına ulaştığını söyledi. KUYRUKLAR AZALDI MI? TEŞHİS YANLIŞ İKEN TEDAVİ DOĞRU OLABİLİR Mİ?
Kasım 1999: Deprem bölgesinde incelemelerde bulunan Sağlık Bakanı Osman Durmuş; depremzedelerin kış aylarıyla birlikte artan grip ve soğuk algınlığı ile ilgili yakınmalarına �Ben Ankara�da Meclis lojmanlarında oturuyorum. Oradaki oğlum da grip. Bunlar doğal vakalardır� dedi.
Aralık 1999: Sağlık Bakanı; Babuna kampanyası sonrasında yurtdışında kalan kanları �Karun Hazinesine� benzeterek �Karun hazinesini nasıl geri getirdiysek bu kanları da öyle getireceğiz� dedi. KAN ÖRNEKLERİ HALA YURTDIŞINDA... DEMEÇLERİN PEK BİR DEĞERİ YOK...
Aralık 1999: Sağlık Bakanı; aynaya bakınca kendisinden korktuğunu ifade ederek �Ben de kendime dışarıdan baktığımda korkuyorum. Kendimi ayna karşısında izledim ve eleştirilere hak verdim. Ben aslında yumuşak kalpli bir insanım. İyi şeyler yapmak istiyorum, ama bunu ifade edemiyorum� dedi. YORUMSUZ...
Aralık 1999: Sağlık Bakanı; hastane zeminleriyle de ilgileniyor. Antalya Devlet Hastanesi�ni ziyaret eden Bakan; zeminin granitle döşenmesini istedi. Başhekim konuyu inceledi ve emri rafa kaldırdı. Sonuç: Granitle döşeme sonucu eklenecek 600 tonu kolonlar taşıyamaz. Hastane çöker. Toplam masraf da 600 milyarı bulur. Oysa kauçuk mineflo döşemesi hem hafif hem de ucuz (150 milyar).
Aralık 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; yeni hazırladığı bir proje ile doktorları evlere taşıyacağını ifade ederek �Doktorum Yanımda projesinde doktor bir telefonla vatandaşın evinde olacak. En fazla 5 milyonla vatandaş özel tedavisini yaptırabilecek� dedi. Bu proje ile doktorların da kazançlı olacağını ifade eden Durmuş � Doktor bir ayda diyelim 20 hastaya gitti. 2�şer milyondan 40 milyon cebine girerse doktor tabii ki görevini yapar� dedi.
Aralık 1999: Sağlık ve ilaçta KDV�nin % 15�den % 17�ye çıkarılmasına karşı olduğunu ifade eden Bakan Durmuş; �İlaç bir gıda maddesi değil. KDV oranının arttırılmaması gerekir. Bunu defalarca anlattım. Bakanlar Kurulu�nun ilk toplantısında bunu yine bakanlara anlatacağım� dedi.
Ocak 2000: Sağlık Bakanlığı�nın özel üniversite ve özel tıp fakültesi kuracağını belirten Müsteşar Haluk Tokuçoğlu; kurulacak üniversitede doktorların özlük haklarının temin edileceğini ve kaliteli hekim yetiştiri-leceğini ifade ederek, üniversitenin önümüzdeki yıldan itibaren eğitimin başlayacağını vurguladı.
Ocak 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; rüşvete ve yolsuzluğa izin vermeyeceğini belirterek �İster kendi dönemimde, ister daha önce atanmış olsun, rüşvet ve yolsuzluğa bulaşan herkesin peşindeyim� dedi. MERAK EDİYORUZ: BAKANLIK BÜNYESİNDE KİMLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU? SONUÇLAR???
Ocak 2000: Sağlık Bakanı; Türklerin gribe karşı doğuştan aşılı olduğunu ifade ederek �Benim ülkem, benim insanım doğal aşılı, Avrupalılar gibi dirençsiz değil� dedi.
Şubat 2000: Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Dr. Siami Ersek Hastanesi ve Yüksek İhtisas Hastanesi�ni taliplisi çıktığı takdirde satışa sunacağını söyleyen Sağlık Bakanı Osman Durmuş; �Hastaneleri Kardemir gibi 1 liraya satmayacağım. Ama ederinin biraz altına verebilirim� dedi.
Mart 2000: Sağlık Bakanı; ücretsiz sağlığın ancak komünizmde olabileceğini belirtti.
Nisan 2000: 1920 yılından bu yana kullanılan Sağlık Bakanlığı logosu; Bakan Durmuş�un isteği üzerine değiştirildi.
Mayıs 2000: Manisa�da yaptığı hastane baskınlarında başhekimleri yerden yere vuran Sağlık Bakanı; �Acil hastalarla para pazarlığı yapanın canını fena yakarım, görevden alırım. Daha da olmazsa buraya gelir, dağıtırım� dedi.
Mayıs 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; bundan sonra yapılacak hastanelerde Türk tipi mimarinin kullanılacağını söyledi.
Mayıs 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; rüşvet alıp verirken kan dolaşımında heyecan, stres ve sevince bağlı değişiklikler meydana geleceğini; bunun da kalp hastalığı ve kalp krizi riskini yükselteceğini vurguladı.
Mayıs 2000: Yalova Termal tesislerinde incelemelerde bulunan Sağlık Bakanı; �Eğer Sağlık Bakanı olarak kalırsam Termal tesislerine 18 ayda modern bir otel yaptıracağım� dedi.
Mayıs 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; hazırlanacak yönetmelikle ölümünden sonra kullanılmak üzere böbreklerini bağışlayacak vatandaşlara cazip imkanlar sağlanacağını belirtti. Buna göre organ bağışında bulunanlar; devlet hastanelerinde öncelikli tedavi edilecekler, yılda bir kere ücretsiz check-up yaptırabilecekler, indirimli ilaç alabilecekler ve gerektiğinde tedavi için yurt dışına gönderilecekler.
Haziran 2000: Sağlık Bakanı; Tekirdağ�da sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını isteyen vatandaşlara öfkelenerek �Ücretsiz muayene olmak isteyenler Arnavutluk�a gitsin� dedi.
Temmuz 2000: Bakan Osman Durmuş; hastaneyi ziyaretinde kendisini kapıda karşılamayan Trabzon Numune Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Usta�yı �Bakan böyle mi karşılanır?� diyerek azarladı ve �Çık dışarı, saygısız herif!� deyip makamından kovdu. Ve Bakan Durmuş kendisini savundu: �Devletin itibarını korudum.� (!)
Temmuz 2000: Sağlık Bakanlığı�nın web sitesinde aşırı soğuklara karşı alınması gerekli önlemler konusunda vatandaşları Temmuz ayında da aydınlatmaya devam ediyor.
Ağustos 2000: Seferihisar�da hayırsever bir vatandaş tarafından yaptırılan hastanenin açılışını yapan Sağlık Bakanı Osman Durmuş; �Vatandaşı sağlıklı yaşatmak görevimiz� dedi ve ekledi: �Her hafta bir hastane açacağız.�
KARNE:Sağlık Bakanı ve çalışmaları
SONUÇ: BAŞARISIZ � Halkın sağlık sorunlarına köklü çözüm: 0 (Sıfır) � Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ekonomik sorunlarına çözüm: 0 (Sıfır) � Hekimlerle ve hekimlerin meslek örgütleriyle ilişkiler: 1 (Bir) � Temel sağlık hizmetlerini teşvik ve güçlendirme: 1 (Bir) � Siyasi kadrolaşma: 9 (Dokuz) � Çevre sağlığı çalışmaları: 2 (İki) � Popülizm: 8 (Sekiz) � Dış ilişkiler: 2 (İki) � Üslup ve Tarz: 1 (Bir) � Bütçe ve Matematik: 0 (Sıfır) � Yasa ve yönetmeliklere saygı: 0 (Sıfır) � Uzak görüşlülük: 1 (Bir) � Hal ve gidiş: 0 (Sıfır) � Sağlıkta özelleştirme politikaları: 8 (Sekiz)
HEKİME GÖREVİ BAŞINDA SALDIRI (2.9.2000)
Valilikle ve her kademeden yöneticilerle yapılan görüşmelere, verilen sözlere karşın hekimlere yönelen şiddet son bulmuyor.
Dün bu saldırılara bir yenisi eklendi.
İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı�nda görevli Dr. Hakan KAYA; Saat 23.30�da Hakan ŞENER isimli polis memuru olduğu öğrenilen bir hasta yakınının saldırısı sonucu yaralandı. Tabancasının kabzasıyla meslektaşımızın burnuna ve başının arka kısmına birkaç kez vuran polis memuru daha sonra servisteki hemşire ve sağlık personeline silahla tehdit etmiş ve görevli polis memurlarının uzun süren uğraşı sonucunda silahını teslim etmiştir.
Olay şöyle gerçekleşti;
Kronik bir hastalığı nedeniyle 7 aydır İstanbul Tıp Fakültesinde takip ve tedavisi yapılan Burçin Şener isimli hastanın sağlık durumu dün gece 22.oo�de kötüleşmiş, bunun üzerine gerekli tüm tıbbi müdahaleler yapılmış, ancak bunlara rağmen hasta Saat 23.15�de vefat etmiştir.
Hastanın vefatından sonra, hastaya tıbbi müdahalede bulunan hekimlerden Dr. Hakan Kaya; hastanın ağabeyi olduğunu söyleyen sivil giyimli polis memuru Hakan Şener�in silahla fiziki saldırısına uğramıştır. Yapılan ilk muayenesinde Kafa Travması teşhisi konulan Dr. Hakan Kaya�ya �hayati tehlike vardır� raporu verilmiş ve aynı hastanede tedavi-bakım altına alınmıştır.
Soruyoruz: 1. Polis memuru da olsa bir hasta yakını silahı ile hastaneye nasıl girebiliyor? 2. Bu hasta yakınının saldırganlığı bir üst dereceye çıksa ve silahındaki kurşunları meslektaşımıza sıksa; bu cinayetin sorumluluğunu kimler üstlenecektir? 3. Bir hekimin saldırı sonucu öldürülmesinden sonra mı ciddi önlemler alınacak? 4. Hastanelerde basit güvenlik önlemleri alma becerisi dahi gösteremeyen yöneticiler daha ne kadar koltuklarında oturacaklar?
Konunun her açıdan takipçisi olacağımızı belirtiyor, bir kez daha tüm kamuoyunu hekimlere yönelen şiddet konusunda duyarlılığa davet ediyoruz.
Bu duyarlılığın arttırılmasında basın mensuplarını da yanımızda görmek istiyoruz.
Saygılarımızla,
Dr. Rıfat Yücel İstanbul Tabip Odası Basın Sözcüsü
Uzmanlık eğitimi üzerindeki siyasi baskılar ve kadrolaşma özlemi; hekimliğe,ülke tıbbına ve toplum sağlığına ihanettir. (18.8.2000)
Sağlık Bakanı Osman Durmuş sözünde durmadı.
Hekim örgütüne verdiği sözü dahi tutmayan bir Sağlık Bakanı tüm güvenilirliğini kaybetmiştir. Derhal istifa etmelidir.
Sağlık Bakanlığı; eğitim hastanelerinde özellikle şef ve şef yardımcılarının belirlenmesinde yeni bir düzenleme getiren bir yönetmelik değişikliğini, 17 Ağustos depremi yıldönümünün gündemi doldurduğu sırada, adeta bundan fırsat bilerek; 12 Ağustos 2000 tarihli Resmi Gazete�de yayınlayarak yürürlüğe koydu.
Bakanlığın bu konuda daha önce hazırladığı taslak, eğiticilerden ve Tabip Odalarından yoğun eleştiriler almıştı. Sağlık Bakanı Dr. Osman Durmuş, 15 Haziran 2000 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğü�ndeki görüşmede, İstanbul Tabip Odası yöneticileri tarafından kendisine iletilen bu eleştiriler karşısında eğiticilerin ve İstanbul Tabip Odası�nın görüşlerini almadan taslağın yürürlüğe konulmayacağı sözü vermişti. Aynı görüşmede buna benzer konuların sonbaharda yapılacak bir �Sağlık Eğitimi Şurası�nda tartışılarak karara bağlanması benimsenmişti. Bu görüşmede özellikle şef ve şef yardımcılarının belirlenmesinde uygulanacak yöntemler konusunda duyulan kaygılar Sağlık Bakanı�na yazılı olarak da iletilmişti.
Ayrıca; İstanbul�daki eğitim hastanelerinin temsilcileri ardarda üç toplantı yaparak yönetmelik taslağı hakkındaki görüşlerini ortak bir metin haline getirmiş ve İstanbul Tabip Odası aracılığıyla Sağlık Bakanlığı�na iletmişlerdi.
Bu konudaki uyarıların Sağlık Bakanlığı�nın görüşlerini pek etkilemediği ve Bakan Durmuş�un verdiği sözü tutmadığı ortaya çıktı.
Taslakta küçük düzeltmeler yapılarak Yönetmelik değişikliği Resmi Gazete�de yayınlandı. Örneğin daha önce taslakta yer alan eğitim hastanelerinde kurulması planlanan "Anabilim dalı Başkanlığı"ndan vazgeçildiği, bunun yerine �koordinatör şef� kavramının konulduğu görülmektedir.
En kritik noktalarda (Şef ve şef yardımcılığı sınavları, jürilerin oluşumu, EPKK üyelerinin belirlenmesi) ise Bakanlık müdahaleci tutumunda ısrar etmektedir.
Sağlık Bakanlığı�nın herşeyden önce verilen sözlere rağmen konuyu oldubittiye getirmiş olması, tabip odaları ve hekimlerle Sağlık Bakanlığı arasında olması gereken güven ortamı açısından son derece tahrip edicidir. Bu haliyle Sağlık Bakanlığı�nın eğitim hastanelerinde kadroları belirlemek konusunda merkezi iktidar yetkisini elinde tutmaya kararlı olduğu anlaşılmaktadır.
Objektif ve tartışmasız değerlendirme ve seçme yöntemleri yerine, jürileri ve karar organlarını Bakanlığın belirlediği, subjektif ve başta siyasi müdahaleler olmak üzere her türlü müdahale ve değerlendirmelere açık bir sistem tercih edilmektedir.
Son olarak 71 uzmanı sınavsız ve hiçbir bilimsel kritere tabi olmadan eğitim hastanelerine şef veya şef yardımcısı olarak ataması nedeniyle mahkemelik durumda olan Sağlık Bakanı�nın verdiği sözlere, eğitim hastanelerinden ve tabip odalarından gelen bu uyarılara rağmen yönetmelikte Bakanlık insiyatifini artıran değişiklikler yapmasının, siyasi kadrolaşma arzusundan başka türlü açıklanması olanaklı değildir.
Geçmiş yıllarda yaşanan şaibeli sınav sistemine geri dönüleceği ortaya çıkmaktadır. 57. Hükümetin siyasi kadrolaşma konusunda sicili en kabarık Bakanlıklarından biri olan Sağlık Bakanlığı, bu konuda yeni bir adım atmaya hazırlanmaktadır. İl Sağlık Müdürlükleri, Başhekimlikler ve Sağlık Grup Başkanlıklarından sonra kadrolaşma sırası klinik şef ve şef yardımcılarına gelmiştir. 57. Hükümetin kuruluş günlerinde siyasi kadrolaşma konusundaki hassasiyetini kamuoyuna açıklayan Başbakan Sayın Bülent Ecevit ve DSP kanadı ise sessizliğini sürdürmekte, eğitim hastanelerinde siyasi kadrolaşmanın yolunu tamamen açan bir yönetmeliğe dahi müdahale edememektedir.
Eğitim hastanelerimizin nitelikli bir eğitim ve hizmet verebilmeleri açısından, eğiticilerin ve yöneticilerin belirlenmesi kritik önemdedir. Başhekim atamalarındaki partizanlık ve kadrolaşma, kamuoyu tarafından yakından izlenmektedir.
Eğiticileri belirlerken bilgi, beceri, liyakat ve yetkinliği esas alan şeffaf ve objektif yöntemlerin yerleştirilmesi şarttır.
Kadroların ilanı, jürilerin oluşumu, sınavlar bu ilkelere uygun olarak gerçekleştirilmedikçe sağlık sistemimizde önemli bir ağırlığı olan eğitim hastanelerindeki sağlık hizmeti ve eğitim kalitesinden şikayet etmeye devam edilmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Yönetmelik değişikliği neler getiriyor?
Madde 3. Bu madde Tababet Uzmanlık Yönetmeliği�nde yer alan deyimleri tanımlamaktadır. Bu maddenin 5. Fıkrasında �Yataksız Sağlık Kurumu� yerine �Yataksız Eğitim Kurumu� deyimi getirilmektedir. Daha önce bu kurumlarda asistan yetiştirilebileceği geçerli iken değişiklik ile �belli branşlarda eğitim verme yetkisi� tanınmaktadır.
Madde 8. Kurumların yatak sayısını belirleyen bu maddede bazı değişiklikler yer almaktadır. Eğitim yetkisi için gerekli yatak sayısı; Genel eğitim hastanelerinde 400�den 300�e, Özel dal eğitim hastanelerinde (Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi EAH için 400�den 200�e, Ruh ve Sinir Hastalıkları EAH için 500�den 300�e, Çocuk Hastalıkları EAH�nde 300�den 200�e indiriliyor. Doğumevleri ve Kadın Hastalıkları EAH için 125�ten 150�ye çıkarılıyor. Birimlerde en az 20 yatak bulunması zorunluluğu getiriliyor.
Madde 15. Eğitim Planlama ve Koordinasyon Kurulu Kurul�un üye sayısı Genel Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde 8 (5), Özel Dal EAH 5 (3) olarak değiştiriliyor. EPKK, kurum amiri ve koordinatör şeflerin kendi aralarından gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşuyor. (Yürürlükteki yönetmelikte EPKK üyeleri şef, şef yardımcısı ve başasistanların oylarıyla seçilmektedir.)
Madde 20. Eğitim Kadroları Koordinatör şef, o dalda görev yapan şeflerin arasından Bakanlıkça 3 yıllığına atanıyor.
Madde 21. Asistan Kapasitesi. Halen yönetmelikçe standart olarak saptanmış olan asistan sayıları, yeni değişikliğe göre Bakanlıkça belirleniyor. |