|
Bir insanlık sorunu...
ROTA | GENÇAY GÜRSOY ggursoy@turk.net
SSK sağlık kurumlarının devri ile ilgili yasanın Cumhurbaşkanı'nın onayından geçmesiden sonra AKP iktidarınının "Sağlıkta Dönüşüm" programını savunma üslubu giderek sertleşiyor. Sağlık Bakanı, sigortacılık alanında yeni altın fırsatlar beklentisi içindeki medya sermayedarlarının yayın organlarında esip savurmaya başlıyor. Önümüzdeki günlerde meclise sevkedilmesi beklenen Genel Sağlık Sigortası'nın (GSS) finansmanı konusundaki sorulara bugüne kadar net yanıtlar vermekten kaçınırken artık bu tür soruların sahiplerini azarlamakla yetiniyor: "Bırakın da onu hükümet düşünsün..." Hekimlerin ekonomik sorunları ile ilgili olarak bugüne kadar en azından gerçeği kabul eder görünen Bakan, performansa dayalı döner sermaye ödemeleriyle ancak bazı uzmanlık dallarında ve bazı hastanelerde ulaşılabilen gelir tavanını bütün hekimler için geçerliymiş gibi göstermekte bir sakınca görmüyor: "Bizden önce bir doktor en çok 500 mliyon döner sermaye payı alabiliyordu. Bizim sistemimizde bu 5-6 milyar liraya yükseldi. Doktorlarımıza, AB'deki meslektaşları kadar kazanacakları bir sistem getirdik..." (Radikal 26 Ocak 2005). "Sağlık Müjdesi" başlığı ile sunulan aynı röportajda Sağlık Bakanı, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devrinden sonra ne olacağı konusunda bugüne kadar net bir perspektif ortaya koymazken, artık baklayı ağzından çıkarmaktan da çekinmiyor: "Biz hastaneleri ilanihaye Sağlık Bakanlığına bağımlı yürütmeyeceğiz. Hastaneler kendi ayakları üzerinde duracak ve rekabetçi olacak." Böylece daha önce bizzat Başbakan tarafından laf arasında ifade edilen özelleştirme hedefi Sağlık Bakanı tarafından biraz makyajlı sözcüklerle açıklığa kavuşturulmuş oluyor. İki yıldan beri "müşteri", "işletme", "rekabet" gibi alışmadığımız birtakım piyasa kavramlarını sağlık alanına sokmaya çalışan AKP iktidarı, artık bu hizmeti piyasaya tam anlamıyla teslim etmeye hazırlandığını itiraf etmiş oluyor.
İşletme haline çevrilen ya da özelleştirilen sağlık kurumlarında çalışacak hekimlerin ekonomik sorunları ve iş güvenceleri konusundaki sorulara ise kimse net bir yanıt vermiyor. Ama Sağlık Bakanı hekim sayısının en az iki misline çıkartılacağını müjdeleyerek bu soruları, adını koymadan yanıtlamış oluyor: AKP iktidarı hekimliği ucuz işgücü haline getirmeyi planlıyor.
Bu arada sağlığın bütünüyle piyasa kurallarına göre düzenlendiği ve sağlık hizmetlerinin ulusal gelirin %15'ini alıp götürdüğü ABD'de hiçbir sağlık güvencesi olmayan nüfusun 40 milyonu geçtiğini görüyoruz. Yüzyılın ortalarına doğru bu oranın %30'ları bulacağı hesap ediliyor. Bu perspektifin ortaya çıkmasıyla birlikte de işler bir hayli karışıyor. Bu kadar yüksek sağlık harcamalarından hak sahiplerinin az çok eşit düzeyde yararlanabilmesi için üst gelir gruplarının vergi oranlarını bir hayli artırmak, düşük gelir gruplarının sağlık harcamalarında da subvansiyona gitmek gerekiyor. Buna sistemin tahammül etmesi mümkün değil. Hizmetin halihazırdaki eşitsiz dağılımının kendi seyrine bırakılması ise neoliberal ahlakın bile kaldıramaycağı, insanlık dışı bir gelecek manzarası çıkarıyor karşımıza: 2030'lardan itibaren potansiyel insan yaşam süresinin 100-120 yıla doğru tırmanacağı kesin. Bu yaşlara kadar bedeni nisbeten genç tutmak da mümkün ama çok çok pahalı. Bu tür destekler olmadan uzun yaşamak ise hem yaşayana hem de sisteme yük... O zaman, sıradan insanlar için makul (?) bir yaş sınırından sonra rahat, kolay hatta belki tercihe göre biraz renklendirilmiş bir ölüme hazırlayan "ötenazi istasyonları", bir halk sağlığı hizmeti olarak sunulacak. Sermaye baronları ve öteki seçkinler için de, gözden uzak adacıklara kurulmuş "ebedi gençlik" cennetleri. Rivayet edilir ki, bunların prototip örneklerini yaşadığımız günlerde de ziyaret etmek mümkün ama biraz pahalı ve yerleri şimdilik gizli tutuluyor. Tabi bu senaryoda hesaba katılmayan birşey var: Bu küçük ve sevimli gezegenimizin o günlere kadar ne hale geleceğini kimse bilmiyor. Yaşanabilir iklim kuşağı kalacak mı, yoksa yaşam büsbütün sona mı erecek?
IMF başekonomisti Prof. Kenneth Rogoff, ABD sağlık sistemini irdeleyen son yazısında, bizlerin yıllardan beri söylediklerini tekrar ediyor ve "en fanatik serbest pazar savunucularının bile" sağlık hizmetlerinin farklı niteliğinden dolayı, "pazar ekonomisinin standart arz-talep kuralının uygulanamayacağını" ve kamu müdahalesinin "kaçınılmaz olduğunu" artık kabul ettiklerinin altını çiziyor. Üzerinde uzun uzun tartışılması gereken bu yazının başlığı ve alt başlığı ise aynen şöyle: "Marksizm İçin Reçete - Sosyalizm İle Kapitalizm Arasında Önümüzdeki Büyük Savaş İnsan Sağlığı Üzerinde Yapılacak". (Prof. Kenneth Ragoff. Foreign Policy Ocak / Şubat 2005).
Çıplak bir gerçek var karşımızda: Gezegenimizde yaşamın sürdürülebilmesi ve insan sağlığının barbar piyasa ahlakına teslim edilmemesi için, eşitlikçi, katılımcı, çevreci, dayanışmacı, barışçı (...) bir iradi müdahale kaçınılmazdır. Bu artık sosyalistlerin siyasi mücadele perspektifi olmasının çok ötesinde, insanlık için bir varoluş sorunu haline gelmiştir.
[İstanbul Hekim > Sayı 3 > Şubat2005]
|