|
İSTANBUL TABİP ODASI İNSAN HAKLARI KOMİSYONU Düşünce ve Kanaat Hürriyeti ya da �Linç� Kültürü! Linç münferit bir hadise midir? Halkın galeyana gelmesi midir? Hassas vatandaşların güzel bir tepkisi midir? Hasta ve hasta yakınlarının hekimlere ve sağlık çalışanlarına saldırma hakkı mıdır? vs. Yoksa bir kitlesel şiddet, devlet politikasi, bir yargısız infaz, bir hukuksuzluk, insan hakları ihlali mi? Şovenizm mi, milliyetçilik mi? Militarizm mi? Cehalet, ilkellik mi? Görünen o ki; psikolojik, sosyolojik, ekonomik ya da politik nedenlerin bir veya birkaçı ile açıklanmaya çalışılan �linç kültürü� günlük yaşamımızda kanıksanmaya başlanmıştır. Polisin, polis müdürlerinin, Başbakanın veya ana muhalefet liderinin linçci güruhları haklı gösteren açıklamaları ve müsamahalı yaklaşımları ile bu hukuksuzluk, kitlesel şiddet tırmanmaktadır. Linç yapanın yanına kar kalmaktadır. Trabzon�da TAYAD�lılara, Sakarya�da Kürt işçilere, Fatih İsmail Ağa camisi imamını öldüren cemaat üyesine, Selçuk�ta turist rehberine, yazdığı bir roman nedeniyle Elif Şafak�a yönelen bu şiddet, halkın sürekli olarak şovenizmle, ırkçılıkla, milliyetçilikle, militarizmle ve bağnazlıkla zehirlenmesi nedeniyle önlenememekte, aksine bir sosyo-politik fenomen haline gelmektedir. Türkiye�nin bir demokratik hukuk devleti olduğu iddiası her geçen gün inandırıcılığını yitirmektedir.
T.C. ANAYASASINA GÖRE; VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti MADDE 25. � Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti MADDE 26. � Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. (Değişik: 3.10.2001-4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. (Üçüncü fıkra mülga: 3.10.2001-4709/9 md.) Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. (Ek: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir. B. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı MADDE 34. � (Değişik: 3.10.2001-4709/13 md.) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
Görüldüğü gibi barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı, düşünce ve kanaat hürriyeti anayasal güvence altına alınmıştır. Basitçe; devletin kendi koyduğu kuralları, yasaları ve taraf olduğu uluslar arası sözleşmeleri uygulaması gerekmektedir. Bu ifade özgürlüğünün üzerindeki baskıların kaldırılması anlamındadır. Komisyonumuz bu konunun takipçisi olacaktır.
İnsan Hakları Komisyonu (İHK) linç konusunda; en kısa zamanda bir bildiri veya basın açıklaması yayınlanmasını, ayrıca yazar Elif Şafak örneğinde olduğu gibi her türlü linç girişiminde hızlı refleksler verilmesini hedefleyen bir çalışma başlatmıştır. Orta ve uzun vadede ise linç konusunda duyarlılığın geliştirilmesi, linç kültürünün ve linç girişimlerinin teşhir edilmesi için teorik çalışmayı da içeren bir tartışma yürütülecektir. Bu çerçevede diğer demokratik kitle örgütleri ile birlikte geniş çaplı platformlar oluşturulmasi, bunların kurumsallaştırılması amacıyla formüllerin araştırılması ve tartışılması düşünülmüştür. Her türlü katkıya açık bir tarzla çalışmalar yürütülecektir. Çalışmaları yürütürken konuya ilişkin kayda değer bulduğumuz yazılar ya da linkler komisyonumuz sayfasından duyurulacaktır. Ragıp Duran�ın BİA Haber Merkezi�nden aldığımız ilginç �lynch� değerlendirmesi ekte sunulmuştur.
İstanbul Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu
Linç Kültürü ve Medya
Bütün olumlu(!) şeyler gibi linç de ABD'den ithal.Yargısız infaz anlamında kullanılıyor. Yani hukuk yok şiddet var. Yani mağdurun özel hukuk anlayışıyla savunmasız zanlıyı şiddetle ve kitlesel olarak cezalandırması. Dikkat edin hep linçzedeler haklı...
BİA Haber Merkezi 23/09/2006 Ragıp DURAN ragip137@hotmail.com
BİA (İstanbul) - Perşembe akşamı (21 Eylül) İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) İstanbul Şubesi'nde Kürşat Bumin'le "Linç Kültürü ve Medya" konulu bir toplantıya katıldım. Bumin, son olarak Çarşamba semtindeki camiide meydana gelen cinayet ve linçin anlamı, cemaat üyelerinin algılama ve tepkileri ve olayın geçmişte ve bugün medya tarafından nasıl tahrif edilerek yansıtıldığını anlattı. Bumin, egemen medya ile İslamcı medyanın kimi basmakalıp değerler çerçevesinde "Şehir Efsaneleri" aktardığını somut örnekleriyle sergiledi.
"Doğru Zamanda-Doğru Yerde" Katılımcıların, soru, değerlendirme ve tartışmalarıyla süren toplantıda 6-7 Eylül, Maraş ve Çorum Katliamları, Kanlı Pazar, Sivas Olayları da tartışıldı. Bu toplantıda Bumin'den sonra yaptığım konuşmanın ana başlıkları: * Bu aralar "Doğru Zamanda-Doğru Yerde" başlığı altında bir fotoğraf sergisi sürüyor. Tesadüf olmasa gerek, sergi 6-7 Eylül olaylarının yıldönümünde açıldı. "Doğru Zamanda-Doğru Yerde" olmak bir muhabir için önemli ama esas soru sadece zaman ve mekanla sınırlı değil. Ne yapmak için doğru zamanda doğru yerde olacaksınız? Söz konusu foto muhabiri, "Atatürk'ün Selanik'deki evine bomba atıldığını radyodan duydum, hemen yıldırım baskı yaptık" diyor kendini savunurken. Çünkü diğer gazeteciler radyo dinlemiyor...Konu tartışmalı. Söz konusu şahsın daha yakın bir geçmişte Paris'deki işyeri mali bunalıma girince Türk istihbarat servisinin paravan şirketlerince desteklendiği hatta satın alındığına dair resmi kaynaklarda bilgiler var. Diyet mi? Benim sıkıntım, linç deyince ilke akla gelen 6-7 Eylül (1955) olaylarının olası zanlılarından birinin, elini kolunu sallayarak hala muteber bir şahsiyet olarak etrafta dolaşması. Sergiler filan açması...Bu konuda pek fazla tepki duymadım sağda solda.
"3 Türk bir araya gelince bir linç girişimi başlangıcı..." * İnternet'te biraz araştırdım. Linç sözcüğünü arayınca Türkçe sitelerde yaklaşık 700 bin giriş var. Şöyle bir taradım. Çoğu gazete haberleri. İngilizce ve Fransızca sitelerde tabi ki daha çok giriş var ve ilginç olan, bu sitelerde gazete haberinden çok linçin siyasi, toplumsal, kültürel, psikolojik boyutuna ilişkin makaleler, bilimsel araştırmalar yer alıyor. Türkçe'de olay yani pratik, yabancı dillerde teori... "3 Türk bir araya gelince bir linç girişimi başlangıcı..." diye bir cümle okudum.
Amerika'da üç tane Mr. Lynch var * Etimoloji, yani sözcüğün anlam kökeni ve tarihçesi bize çok şey öğretiyor. Linç, İngilizce daha doğrusu Amerikanca bir sözcük. 18. yüzyılın başında Amerika'da üç tane Mr. Lynch var. İlginçtir, biri köle sahibi zengin bir çiftlik ağası. İkincisi yüzbaşı, üçüncüsü de albay! Amerika'da Lynch Kanunu diye bir uygulama var. Neredeyse gizli bir yasa. Gayrı-meşru ama yasa gibi. Genel kabul görmüş. Her halükarda uygulanmış. Bu üç Lynch'in sosyoekonomik konumları, meslekleri önemli. Çünkü linç sınıfsal bir tabanı olan toplumsal-kültürel bir tezahür... 18. yüzyılın başı Amerika'sı, Avrupa'da dikiş tutturamayan, maceracı, kısa yoldan zengin olmak isteyenlerin Amerika'sı. Doğu'dan New York taraflarından Batı'ya Kaliforniya'ya doğru kıtayı keşfetmeye, zaptetmeye, fethetmeye gidiyorlar. Altın'a Hücum dönemi. Charlie Chaplin. ABD henüz yeni kuruluyor, yeni oluşuyor. O dönem bu zenginlik budalası maceraperestlerin önünde iki engel var: Kızılderililer ve hırsızlar. Engel ya da tehlike, Amerikan kaynaklarının kullandığı bir deyim. Henüz asayiş tam anlamıyla sağlanamamış. Kasabalarda şerifler düzeni sağlamaya çalışıyor ama kırsal alanda Teksas durumları. İşte bu mülk sahipleri, arazilerini, hayvanlarını korumak için bir yöntem geliştiriyor: Lynch yöntemi. Şeriflerin egemen olamadığı yörelerde bir suç, ki çoğu zaman hırsızlık, işlendiğinde, mağdurla zanlıyı yakalayıp ayaküstü sözüm ona mahkeme edip hemen oracıktaki ağaca asıyorlar. Linçzedelerin çoğu ya siyah ya da yoksul insanlar. Mülk sahiplerinden oluşan mağdur kitlesi hem savcı, hem hakim...Zanlının avukatı filan yok, savunma da yok, temyiz de yok. Dolayısıyla lynch kelimesinin ilk anlamı yargısız infaz!
Linçin uygulanmadığı tek eyalet Massachussets * Costa Gavras'ın Mississippi filminde benzeri sahneler vardı. 18. yüzyılın ilk yarısından ABD'de "segregation" (ırk ayrımcılığı) kaldırıldığı 1960'lı yılların ortasına kadar bu linç pratiği uygulandı. Gazetelerde her yıl linç bilançoları yayınlandı. Burada ilginç bir nokta var: ABD'de Doğu kıyısı, Güney ve Orta-Batı tabir edilen bölgelerin tüm eyaletlerinde, daha sonra da Batı'da linç yaşanmış. Linçin uygulanmadığı tek eyalet Massachussets. Boston yani...ABD'nin en zengin eyaleti o zaman. Bir çiftlik sahibi, 2 asker ve linçsiz Boston! Tekrar ediyorum linç salt kültürel, psikolojik ya da siyasal bir olay değil. Dünyaya bakalım. Doğu'da da var bu gelenek. Göze göz, dişe diş ya da adaleti mağdurun tek başına uygulamaya kalkışması. "Vigilente"de deniyor bu kişisel adalet meraklılarına... Ama mesela İsveç'de ya da İsviçre'de linç kültürü, uygulaması yok...
Birey yok sürü var linç kültüründe * Linç'i iyi tanımlamak gerek. Kriterleri var: Hukuksuzluk, şiddet, kitlesellik...Meşru ve yasalmış gibi gösterilen şiddetli bir cezalandırma aslında. Halkın tepkisi, yurttaş infialde edebiyatı... Geçmişi de var tabi. Ortaçağ'da Cadı Kazanları mesela. Belki de Engizisyon. Ama dikkat, önemli bir kriter bireyselliksizlik. Birey yok sürü var linç kültüründe.
Linç önceden psikolojik olarak hazırlanıyor * Linç sanıldığı gibi aniden, kendiliğinden gelişen bir olay değil. Sinsice planlanmış hatta örgütlenmiş bir edim. 6-7 Eylül'de mesela Beyoğlu'nda azınlık mensuplarının dükkanlarını talan edenlerin ellerinde bir örnek sopalar var. Öyle aşka gelip Kıbrıs'ı kurtarmak isteyenler ya da koyu Atatürk sevgisi ile ne yaptığını bilmeyen insanlar değil söz konusu olan. Linç önceden psikolojik olarak hazırlanıyor. Siz medyada, geleceğim medyaya, sürekli olarak mesela Kürt karşıtı yazılar, bilgiler okursanız, Kürtlere karşı koşullanırsınız, ortam müsait olduğunda da saldırabilirsiniz.
Linç, iktidarla ilgili bir mesele * Linç nerede, ne zaman yapılmış? Kim linç edilmiş? Kim ya da kimler linç etmiş? Neden linç edilmiş? Bu sorulara verilecek yanıtlar linç hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Ben şahsen saydığım örneklerde kendimi ideolojik ve duygusal olarak her zaman linçzedelerin yanında buluyorum. Dikkat edin linç edenler ise her zaman saldırgan ve haksız. Amerika'da zenciler, Türkiye'de Kürtler ya da solcular, ya da eşcinseller ya da Aleviler linç ediliyor. Linç sadece toplumsal bir mesele de değil. Linç, iktidarla ilgili bir mesele. Çünkü, iktidar kapışmasında, ki hayatın tümü aslında bir iktidar kapışmasıdır, bükemediğin eli öpeceğine o eli kırmaya çalışıyorsun. Bakın mesela naylon fatura zanlısı Maliye Bakanı linç edilmiyor. Sivas Katliamının sanıkları da linç, cinayet filan gibi suçlardan mahkumiyet almadı. Devletin düzenini bozmaktan hüküm giydiler. Linçzede ölüyor, linci gerçekleştirenler ise genellikle yargılanmıyor bile...
Fikre fikirle yanıt veremeyen şiddete sarılıyor * Psikologlar, psikanalistler incelemiş bu konuyu: Linç aslında korkanların benimsediği bir yöntem. Rakip ya da ötekinden korkan ona yenileceğini anlayınca, baş edemeyince onu ortadan kaldırmak istiyor. Demokratik tepki gösteremeyen, fikre fikirle yanıt veremeyen şiddete sarılıyor. * Linç bence fikrine, inancına, siyasi-ideolojik ya da kültürel konumuna, yapısına, hazinesine güvenemeyenlerin başvurduğu bir yöntem. Çünkü, sen fikrine, inancına güveniyorsan, rakibin zaten seni alt edemez, hatta sen güçlüysen fikren, karşıtını bile belki ikna edebilirsin.
Din linç kültürünün gelişmesinde olumsuz bir rol oynayabilir * Din, üstelik sadece İslamiyet değil, tüm dinler, bireye karşı kalabalığı savunduğu için, bilgiden çok inanca ağırlık verdiği için, linç kültürünün gelişmesinde olumsuz bir rol oynayabilir. Geçende bir arkadaşa toplantıdan söz ettim, "İyi iyi git onlara recm'i anlat" dedi. Kusura bakmayın ben dini konularla pek ilgilenmediğim için fazla bir şey bilmem. Hoş bir şey değil ama her türlü kitlesel şiddet hareketi de linç değil.
Şiddet yaygınlığı ve yoğunluğu linç kültürünü güçlendiriyor * Genel olarak böyle bir linç/lynch girizgahından sonra genelde doğu toplumlarının özelde Türkiye toplumunun linçle ilgili bazı menfi yönlerine değinmek gerek. Bizde, Orta Asya'dan bu yana toplumda, devlette çok fasla şiddet var. (Her Türk asker doğuyor, beyin kıvrımlarından çok kol kaslarına önem veriyoruz...) Dayak cennetten çıkmadır, denir mesela. Kızını dövmeyen dizini döver...Ya da yeni Türkçesiyle, uyarıyla uslanmayanın hakkı dayaktır, denir. N'oluyoruz ki? Bebeği, çocuğu, çırağı, işçiyi, öğrenciyi, kızını, karısını döven insanlar cemiyetinde mi yaşıyoruz? Bu şiddet yaygınlığı ve yoğunluğu linç kültürünü güçlendiriyor. Aslında bir emlak kahramanı olan bir kadın kalkıp da 'Devlet için vuran da vurulan da kahramandır' demiş ve bu açıklama hakkında hiç bir soruşturma yapılmamışsa, iş vahim demektir. Devlet böyle kurşunla mı kutsanır? Koskoca Başbakan şiddet amigoluğu yapabilir mi?
Kutuplaşma ve Vurun Kahpe'ye kültürü * Bizde çok fazla kutulaşma var: Laik/Şeriatçı, sağcı/solcu, köylü/kentli, liberal/muhafazakar, Sünni/Alevi, Türk/Kürt her taraf GS/FB gibi...Bir de bizde çok fazla öteki var. Herkes birbirinin ötekisi. Kürtler, Rumlar, Ermeniler, Komünistler, takunyalılar, çarşaflılar, Kemalistler...vs... * Vurun Kahpe'ye kültürü popüler. Sonra benim hiç anlamadığım bir olgu da, mahalle kavgaları. İşte sudan bir sebeple, aşağı mahalle yukarı mahalleye gidip artık gücü yettiğince meydan dayağı atar rakiplere. Hiç tanımadığımız, hiçbir temasımız olmayan insanları neredeyse folklorik bir şekilde gidip dövüyoruz. Ne garip değil mi? Mahallenin namusu diyorlar sonra da buna! Yumrukla, tekmeyle, bıçak darbesi ya da kurşunla ölçülen bir namus!?
Türk medyasında da bol miktarda mevcut * Geldim medyaya. Türk egemen medyasına. Linçin kriterleri ve toplumun bazı özellikleri Türk medyasında da bol miktarda mevcut. Hukuksuzluk, şiddet, bireyselliksizlik...Örtüşüyor yani. İngilizce, Fransızca "Medyatik Linç" konusunda yazılmış akademik çalışmalar var. * Spor sayflarından başlarsak, "Vur vur inlesin"ler, "Ölmeye ölmeye geldik"ler...Sertellerin Tan gazetesi de linç kurbanı.Trabzon'da, Sakarya'da TAYADlılar linç edildi. Sakarya Akyazı'da Diyarbakırlı fındık işçileri, Orhan Pamuk davaları, Der Spiegel'deki yazısından sonra Yaşar Kemal, Atakürt yazısından sonra Ahmet Altan, Yılmaz Güney, Yılmaz Erdoğan, Ahmet Kaya... Elif Şafak davası... Bunlar hep medyanın desteği ya da etkisiyle gerçekleşmiş yakın zaman örnekleri. Unutmayalım Refah'ın Rize milletvekili Şevki Yılmaz. Erbakan, tüm 28 Şubat süreci de linç tanımına, kavram ve kapsamına giren süreçler ve olaylar. Bir de bu İstanbul Emniyet Müdürünün linç teşvik ve tebriği de çok anlamlı.
İktidarın hedef olarak belirlediği kişi ya da kurumlar mağdur * Tüm siyasal ve toplumsal olay ve olguları ancak ve ancak, bence, iktidar perspektifiyle tahlil edebilirsek anlayabiliriz. İktidar dediğim sadece AKP değil tabi. İdeolojik, kültürel, askeri, ekonomik iktidardan söz ediyorum. Verdiğim örneklerin tümünde ilginç olan devlet iktidarının hedef olarak belirlediği kişi ya da kurumlar mağdur. Linci, devletin hukuken siyaseten yapamadığını kitlelere yaptırmasıdır, diye tanımlayabiliriz aslında.
Öteki ile hemfikir olmak zorunda değiliz * Çözüm ne olabilir? Bence linç olgusunun tüm boyutlarını, nedenlerini, gerekçe ve kökenlerini doğru saptayabilirsek tedavi ve çözümleri de bulabiliriz. Ben linç kültürünün neden ve kökenlerini, milliyetçiliğe, ayrımcılığa, şiddete, cehalete, sürü ideolojisine bağlıyorum. Daha çok özgürlük olan ortamlarda daha az linç girişimi oluyor. Daha çok hukuk, iyi bir panzehir. Ötekini dövmeyelim, ötekini anlamaya çalışalım, öğrenelim. Öteki ile hemfikir olmak zorunda değiliz. Ama Ötekine saygı duymak zorundayız. Kendimize saygı duyulmasını istiyorsak..
|