|
HEKİMLERE DİNLENCE ve YAŞAM BELDESİ
Dr. Erdinç KÖKSAL
Lise bitmiş ve 4 yıllık, 5 yıllık fakülteler varken sen 6 yıllık zorlu tıp fakültesini tercih etmişsin. Diğer meslekleri seçenler, diplomalarını alıp hayata atılırken sen, daha iyi hekim olabilmek için, uzman olabilmek için 4 yıl daha boğuşmuşsun. Ve bu süreyi, ya babanın emekli maaşıyla, ya da mahrumiyet içinde geçirmişsin. Mütehassıs olarak hayata sıfırdan başladığında yaşının otuzları geçtiğini bile fark edememişsin.
Herkes işine sabah 8'de gidip, akşam 5'de döndüğü halde sen, gündüz mesaine geceleri de eklemiş, nöbetten nöbete koşmuş, Pazar, tatil, bayram nedir bilememişsin.
Ve ömrünü tüketmişsin!
Eğer Hipokrat yeminine sadık bir hekim olarak sürdürdüysen mesleğini, kirletmediysen ak gömleğini; oturacağın bir evin vardır, bir araban, bir de yetiştirdiğin çocuklar� İşte hepsi bu kadar!
Peki ya daha sonrası? İşten elini eteğini çekmişsen, unutkanlık başlamışsa, artık ellerin titriyorsa�yürümekte zorluk çekiyorsan ve hayatta yalnız kalmışsan ne yapacaksın?
Eğer öğretmensen, bankadan emekliysen, ordudan ayrılmışsan, kasası dolu bir zenginsen, ya da bir hayır kurumuna villa bağışlamışsan, dilediğin yerdeki bir "yaşlılar evi"ne buyur edilebilir ve ömrünün kalan günlerini beş yıldızlı otel benzeri yerlerde geçirebilirsin.
Tüm oda ve salonlarının halılarla kaplı olduğu, İngiliz mobilya ve Amerikan koltuklarla bezenmiş, çiçeklerle dekore edilmiş odalarda kalan; spor ve jimnastik salonlarında, kapalı yüzme havuzlarında dilediği sporu yapan; satranç, bezik, briç ve tavla oynayabileceği bölümlerde vakit geçiren; özel hobi salonlarında el sanatları ile uğraşabilen; dilediğinde kuaför ve pedikür hizmetleri alabilen, 24 saat aralıksız sağlık hizmetinin verilebildiği, zile basıldığında 30 saniye zarfında tıbbi ekibi yanında bulan; özürlüler için fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin bulunduğu, yemeğini yiyemeyenler için yardımcı elemanların yer aldığı böylesine mükemmel ortamlarda bulunmayı kim istemez?
Evet! Bu bir hayal değil, fantezi değil. Çok değerli bir kuruluşun İstanbul Yakacık'taki tesisinden bahsediyorum. Ve asla "Bizim de böyle bir yaşam beldemiz olsun" demiyorum ama, insanca yaşam sürebilecek bir yer istiyorum.
Çünkü, ömrünü hastalarına adamış bir doktorsan, şu anda gidebileceğin tek yer, sıradan bir huzurevi, o kadar.
Evet! Oraya sığınanlar da bizim insanımız. Zaten ömrümüzü hep "bizim insanımız"la haşır neşir geçirmedik mi? Ama gönlümüz diliyor ki, hayatımız boyunca hep ağrılı, sancılı, kanamalı, ülserli, kanserli hastalarla uğraşan bizler, ömrümüzün son basamaklarında biraz daha rahat ve huzurlu bir beldede olalım. Hekimlik onuruna yakışan bir ortamda geçirelim son günlerimizi.
Ve bunun için kolları sıvamalı, uğraşmalı, didinmeli, bugüne kadar el atılmayan, atılsa bile sonuç alınamayan bu problemi tabip odaları gündemine getirmeliyiz. Türk Tabipleri Birliği sahip çıkmalı konuya. Türk Hekimleri Dostluk ve Yardımlaşma Derneği ile güçlerimizi birleştirmeli, sivil toplum kuruluşlarıyla, belediyelerle, valiliklerle yakın temaslar kurmalı, gerekirse meslektaşlarımızla teker teker görüşmeli ve mutlaka bu konuda kazanımlar elde etmeliyiz.
Haydi! Kolay gelsin.
|