|
|
| YAZILI BASIN |
 |
| SGK yüz nakli için
fiyat belirleyecek SGK Başkanı Fatih Acar "Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Maliye, Kalkınma ve Sağlık Bakanlıkları ile Hazine'den temsilcilerin katılacağı ilk toplantıda yüz, kol ve bacak nakli konularında fiyatlandırma çalışmalarını görüşeceğiz" dedi. SGK'nın estetik içermeyen organların nakillerini karşıladığını hatırlatan Acar, yüz naklilinin ardından bu alanda çalışma yapılması için ihtiyaç doğduğunu kaydetti.
|
|
|
 |
| İlaçta 'Yıkıma dur de' mitingi
ECZACILAR ile masaya oturan SGK anlaşma sağlayamadı. Eczacılar 191 ilaçta uygulanan iskontonun değiştirilmesini ve iskontolardan dolayı ilaç fir- vilfliı a m malarının uğradığı zararı igMAm ödemelerini talep ediyor.
İstanbul Eczacılar OdasıOdası 29 Ocak Pazar günü Kadıköy'de miting ya- a pacak. İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör, mitingde eczacıların taleplerinin dikkate alınmasını isteyeceklerini belirtti, s.2 3ASİELELE/
|
|

| 54 Eczacı odasından
'Yıkıma Dur De' mitingi Eczacılar ve SCK îskontada anlaşma sağlayamadı.
İlaçta iskontonun yükünü ödemeyeceklerini açıklayan eczacılar pazar günü miting yapacak. 54 Eczacı Odası 29 Ocak Pazar günü Kadıköy'de buluşacak ve 'Yıkıma dur de' çağrısı yapacak.
Murat Selenoğlu Eczacılar ile önceki gün masaya oturan SGK anlaşma sağlayamadı. SGK ile Eczacılar Birliği arasında yapılan protokol 31 Ocakta sona erecek. Eczacılar 191 ilaçta uygulanan iskontonun değiştirilmesini ve iskontolardan dolayı ilaç firmalarının uğradığı zararı ödemelerini talep ediyor. İstanbul Eczacılar Odasının çağrısıyla 54 Eczacı Odası 29 Ocak Pazar günü Kadıköy'de miting yapacak. İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör, mitingde eczacıların taleplerinin dikkate alınmasını isteyeceklerini belirtti.
'ECZACI İFLAS EDİYOR' Güngör, "Yayınlanan KHK'yle mesleki yapılarımız büyük bir baskı altına giriyor. Eczacı örgütlerinin sesi kısılacak. Hastane Birlikleri oluşturuluyor, bir özelleştirme... Artık oralarda yer alan eczanelerin reçete hizmeti sunması ortadan kalkacak. İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumuyla Türkiye'de ilaç hizmetleri ilacın üretiminden tüketimine her şey değişiyor. Böyle bir oluşumun içinde eczacının adı bile yok. Eczane kavramı bir başka şeye dönüştürülüyor. Sağlıkta tasarrufu adı altında kasım ayından bu yana hayata geçen uygulamalarla eczacı çok ciddi kan kaybetti. Artık rahatlıkla iflas noktasında diyebiliyoruz. Bugün bu hizmet sürdürülemiyor. Biz bu şartlarda bu hizmeti veremeyecek konumdayız. Bunu vatandaşla, hastalarla paylaşmak istiyoruz" dedi.
'BU YÜK ECZACININ SIRTINDAN KALDIRILSIN' En azından sürdürülebilir bir ilaç hizmeti için SGK ve Sağlık Bakanlığının bir takım adımlar atması gerektiğini vurgulayan Güngör, ilaç tekellerinin "Bu hizmeti verecek değilim. Yeni ilaçları ve jenerasyonların Türkiye'ye gelişi tehlikeye girmiştir" diyerek karşılığını aldığını, yine özel hastanelerin "Bu hizmeti bu şartlarda vermem" diyerek Sağlık Bakanlığının kamu ve üniversite hastaneleri varken bu dayatma karşısında geri adım attığını hatırlattı.
Güngör, eczacıların taleplerini şu şekilde sıraladı: "Bu hizmetin son halkası olan ve son 6 yıldır sadece hizmetin akmaması açısından her türlü özveriyi gösteren eczacıların kârlılıklarının yeniden düzenlenmesini, Avrupa'da olduğu gibi meslek hakkı denilen düzenin hayata geçirilmesini ve ilaç firmalarının yaptığı özel iskontolarm artık bizim sırtımızdan kaldıracak yeni bir yöntemin oluşturulmasını, eczacının tahsilat görevinin sona ererek vatandaşla karşı karşıya gelme günlerinin bitmesini, -vatandaşın cebinden katkı payı daha çok çıkacak ve yine biz tahsil edeceğiz- son olarak ise uzun zamandır beklediğimiz 6197 sayılı Yasa'nm -eczacılık işletmesini düzenleyen yasa- hayata geçirilmesi amacıyla Kadıköy'de büyük bir miting düzenliyoruz" Bu mitingin 54 eczacı odası tarafından desteklendiğini belirten Güngör, "Eczacının tamamının katılacağı bir miting olacak. Türkiye'nin her yerinde mağdur olan ve bu hizmetin sürdürülmesini talep eden eczacı alanlarda olacak" dedi.
(İstanbul/DİHA)
|
|

| Bölge'de sağlık içler acısı
SKANDALLAR SÜRÜYOR BÖLGE'de sağlık alanında yaşanan skandallara her gün bir yenisi ekleniyor. Son olarak Şırnak'm İdil ilçesinde yaşayan ve bulaşıcı menenjit hastalığına yakalanan 2 yaşındaki Muhammet Erşek, Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yer olmadığı gerekçesiyle hastaneye alınmadı. Muhammet, getirildiği ambulansın içinde fenalaşarak yaşamını yitirdi.
KAPASİTE YETERSİZ BABA Abdulselam Erşek, oğlunun ilgisizlikten yaşamını yitirdiğini söyledi. SES ve TTB yöneticileri, Muhammet'in yaşamını yitirmesinin asıl nedeninin Bölge'deki sağlık hizmetlerinin yetersizliği olduğuna dikkat çekerek, söz konusu hastanenin Bölge'ye hizmet verecek kapasiteye sahip olmadığını ifade ettiler, s.6
|

| Bölge de sağlık içler acısı
EVRENSELİ 4Humn «sonum !$?)<: an Flpli'SOO.OOOTL emek evrenseldlrj #? / Ölüme sevk ettiler/ Huieyin Çefebi, hcmifc eşini sool 12.00'de I devlet hastanesine getirdi. Doktorlar b»r reçete yonp baitayı Dicle Ünivmtfe* Tıp Foküllesi 'nesevk ettiler. Saat 14.00' tc Tıp Faklı Itcsi'ne eşini getiren Çetebi'vc görevli doktor, "Moırolton ûdcyemcöin. Tedavi edemeyiz" dedi ve tekrar dçv^ı h<«tpn rih i konaktı yoksul yayuıı ? yazı diz»i sayfa 4'*c M
|
|

| Mecburi hizmet zirvesi Hatay'da yapılacak
TÜRK Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, mecburi hizmet zirvesini Hatay'da yapacak. Zirvede hekimlerin mecburi hizmette yaşadığı sıkıntılar gündeme taşınarak daha iyi nasıl hizmet verilebileceği tartışılacak.
Mecburi hizmet konusunda öncü niteliği olacak olan zirve 28-29 Ocak tarihlerinde Antakya Belediyesi Meclis Salonu'nda yapılacak. Zirvede, "Kırsalda toplanan veriler nasıl bilimsel bir çıktı haline dönüşebilir?", "Akademisyen olmak isteyenlere nasıl destek sağlanabilir?", "Üniversitelerde mecburi hizmet yapılması nasıl sağlanabilir?" sorularına cevaplar aranacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana hekimlerin mecburi hizmet yapmakla yükümlü kılındığının hatırlatıldığı çağrı metninde, "Hekimler olarak her yerde hizmet vermeyi kabul eden bir meslek grubuyuz. Ancak bunu zorunlu değil, gönüllü yapmak istiyoruz" denildi. (ANKARA)
|
|

| ?at. " ! \ K
Ahmet Kâya'nın kızı LevlaKahy.eei^babasınınjvüzü nakledilen Uğur^Vcarj koluyla bir bacağı^akledlIenTAtljla^kiavdır'ın aileleriyle birarayşmre^fö İSTE MUCİZE NAKİLLERİN GİZLİ KAHRAMANI Ahmet'in ailesini 3 günde ikna elti Uşak Devlet Hastanesi Organ Koordinatörü Dr. Zafer Uysal, Türkiye'nin ilk yüz ve iki kol üe bir bacak naklinin gizli kahramanı. Dr. Uysal, bu naklin mümkün olmasını sağlayan Ahmet Kaya'nın aüesini, babalarının yüzünü, iki kol ve bir bacağım bağışlamaları için 3 gün boyunca konuşarak ikna etti.
Mesude ERŞAN ANTALYA'da gerçekleşen yüz ve uzuv nakillerinin kahramanlanndan biri de, Uşak Devlet Hastanesi Organ Koordinatörü Dr. Zafer Uysal (42). Ahmet Kaya'nın ailesini önce organlarını, sonra da yüzü ve kollarını bağışlaması için ikna eden Dr. Uysal, bunun için yaklaşık 3 gün uğraştı. Kendisi sadece iki haftalık organ koordinatörü. Üç çocuk babası olan, 19 yıllık doktor Uysal, aileyi ikna sürecini şöyle anlattı: "Eşim, aynı hastanede nöroloji uzmanı.
Akşam evde, yoğun bakımda bir hastaya beyin ölümü tanısı koyan heyette olduğundan sözetti. Ertesi gün (17 Ocak) ilk l işim, beyin ölümü [ gerçekleşen Ahmet Kaya'nın aüesiyle l konuşmak oldu.
Ne kadar profes[ yonel olursanız i olun, 'Babanızı kaybettiniz' de(mek bir insan için ' çok zor." Önce karşı çıktılar "Beyin ölümünde, kalp attığından yalanlan için umut oluyor.
Kaya'nın ablası Fadime Çil ve büyük kızı Emine Kaya da, 'Çıkmayan candan umut kesilmez, kesinlikle organ bağışı için izin vermiyoruz' dediler. Kızı Emine duyarlıydı, ona, 'Siz doktor olsanız müyonda bir dahi hayata dönme ihtimali olan birine, ölmüştür imzası atar mısınız?' diye sordum. 'Hayır' dedi. Ona 4 ayn ıızman hekimin bir sürü testler yaparak bu karan verdiğini, geriye dönme ihtimalinin bulunmadığım anlattım. Bu sürecin organların alınması için kıymetli olduğunu ve kalp durursa organların kullanılamayıp toprak olacağım da...
Beş yıl diyaliz merkezlerinde çalıştım, organ ihtiyacını yakından yaşadım." ilk ikna olan kızı "Ailenin diğer bireyleri 'dinen yanlış' diyerek itirazlarım sürdürdü. Onlara 'Sizi ikna etmek için uğraşmıyorum. Ama yanlış biliyorsunuz' dedim.
Dinimizin, 'Bir inşam yaşatan, tüm insanları yaşatmış gibi olur' dediğini de... Kafalarında soru işareti bıraktı. Ertesi gün tekrar hastaneye geldiklerinde, organ nakli istemiyorum formunu imzaladılar. Aslında yoğun bakım doktoru arkadaşımız Dr. Cenk Şahin Güler bu süreçte hasta yakınlanyla güzel bir bağ kurmuş, onlan bügüendiriyordu. Ona karşı güvenleri vardı. Gerekenler yapıldı kanaati vardı. Para konusunu sordular. Sağlık Bakanlığı'nın koordine ettiğini ve kesinlikle bundan ne bizim ne de başkalarının para kazanmasının» sözkonusu olamayacağım anlattım.
Müftülüğe danıştılar Diyaliz Hastalan Demek Başkanı Fatih Tükoğlu aüeyi tanıyordu.
Onlarla tekrar görüştü. Bu arada aüe müftülüğe de gitmiş, orada doğru bilgilendirilmişler. Dinen sakıncası olmadığım öğrenince, kafalarındaki soru işaretleri kalkmış. Ahmet Kaya'nın kardeşi Unutulan bacak mankenden alındı DR. Zafer Uysal, Kaya ailesinin, nakiller soması tek isteklerini de şöyle anlattı: "Aüe, alınan organların yerine bir şey konmasını istedi.
Antalya ekibi yüz için silikon maske getireceğini söylüyordu. Kollar için de protez sözü verdim. Antalya'dan bu kez bacak için de izin almam istendi.
Hastaneye geldiklerinde izni aldım.
Antalya'dan ekip maske, protez kollarla gelmiş, ama bacak unutulmuştu.
Gönüllü bir demeğin mağazasını gece yansı açtırdım Oradaki mankenden bacak aldık. Bu arada bu bir intihar vakasıydı. Dolasıyla savcılıktan da izin alınması gerekiyordu. Sava da olumlu yanıt verdi. Gündüz 13.00'te başlayan maratonumuz gece 02.00 sıralarında bitti. Her işte olduğu gibi organ koordinatörlüğünde de inanmak ve gönüllük gerekiyor." ...
Burdur'da cezaevindeydi; aile cenazeye katılabilmesi için yardım istedi. İlgili savcıyla bizzat ben konuştum. Üçüncü gün öğle vakti, iki kızı ve şahit olarak da damadı ve ablası bağış formunu imzaladı.
Antalya'daki Organ Nakli Koordinatörü Nilgün Keçecioğlu aradı.
Bizim formumuzda tüm organlar yazıyor ama yüz ve kollar için aynca bügilendirmemiz gerekiyordu. Aileyi tekrar hastaneye çağırmak yerine ben evlerine gittim. Tekrar aynı süreci yaşadık.
Yüz ve kollar için izin almak ilkinden daha kolay oldu, artık güven ortamı oluşmuştu."
|
|

| Aktar yerine eczane
tartışmalara yol açtı
¦ Gamze KOLCU SAĞLIK Bakanlığı bazı tıbbi bitkilerin aktarlarda değil eczanelerde satılması içitı çalışma başlattı. Çalışma bitince özellikle zayıflamada, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmede ve psikolojik sorunlarda etkili olan karışımlar sadece eczanelerde satılabilecek.
Aktarlarda satılan bitkilere sınırlama getirilmesi tartışmalara neden olurken, sınırlama konusunda fikir ayrılığına düşen eczacılar ve aktarlar ise karşı karşıya geldi. Her bitkinin eczanede satılamayacağım Satış Danışmanı Çağlar Kara," 16 yıldır herbalistük yapıyorum.
Bitkileri ve onların hangi hastalıklara iyi geldi ğini en iyi ben bilirim. Yıllardır sattığımız sarı kantaron ve giııseng satışım yasaklarsan biz bütün gün karabiber tartarız" dedi.
Eğitim zorunluluğu getirilsin Eczacıların hastalık ne olursa olsun bitki öneremeyeceğini ifade eden Kara, şunları söyledi: "Biz hastaya bir bitki öneriyoruz, eczacı neden aldığım soruyor. Eczacılar hastaya, tedavi amaçlı bitki önerecek bilgiye sahip değil. Son yıllarda alternatif tip büyük bir akış yakaladı, insanlar, bitkilerin şifasından faydalanmaya başladı. Bu ilgiyi gören yetkililer ise, aktarların ekmeğiyle oynuyor. Uygulamayla, eczacıların ilaç konusunda yitirdiği önem telafi edilmeye çalışılıyor.
Bitkilerden anlamayan, otları tanımayan aktarlar da var. Fakat herkesi aynı kefeye koyar, ortak bir uygulamaya tabi tutarsan haksızlık olur. Bitkileri yasaklamak yerine, aktarlara eğitim ve sertifika zorunluluğu getirüsin." Bitkiler masum değildir Bitkilerin, hastalıkta ya da tedavide kullanımını sadece eczacılık fakültelerinin incelediği ni ve Sağlık Bakanlığı'nın çalışmasının doğru bir uygulama olduğunu I ifade eden " eczane sahibi fc mn * Sibel Ers°y > L? ise, şöyle ' * devam etti: "Toplu mumuzda bitkilerin ma sum olduğu görüşü yaygın. Yaygın olmasına rağmen çok da yanlış bir düşünce.
Tedavi için ürün öner mek bilgili insanların yapabilece ği bir iş. Aktarlarda genellikle eğitimsiz insanlar, ortaokul ve Üse mezunu kişiler bu ürünleri öneriyor.
Cehaletin sının yok.
Eczanelerde, bitki eğitimi almış insanlar olarak hizmet veriyoruz. Bir bitkinin ne zaman toplandığı nerede kurutulduğu ve hangi hastanık nedeniyle tercih edildiği yani etken maddesi çok önemli. O etken maddenin bitki nin neresinde olduğunu da sadece eczacılar bilir. Bunun yanı sıra saklama koşulları da hayati önem taşıyor. Aktarlarda, çuvallar içinde müşterinin hizmetine sunulan bitkiler sağlıklı 1 Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü'nün aktarlarda satılan bitkilere sınırlama getirmesi tartışmalara neden oldu. Sınırlama konusunda fikir ayrılığına düşen eczacılar ve aktarlar karşı karşıya geldi.
|
|

| Hastanede oda olmadığı iddiasıyla hastane kapısındaki ambulansta bekleyen çocuk öldü
? Acılı baba:"Çocuğum ilgisizlikten öldü 99 ŞIRNAK (İHA) - Şırnak'ın İdil ilçesinde rahatsızlanan ve sevk edildiği hastanede oda olmadığı iddiasıyla hastane kapısında bekleyen ambulansta hayatını kaybeden 2 yaşındaki Muhammed Erşek'in babası Abdulselam Erşek, çocuğum hastanenin içinde ölseydi bu kadar acı duymazdım ancak çocuğum hastane kapısında öldü" dedi.
Şırnak'ın İdil ilçesinde, rahatsızlandıktan sonra sevk edildiği hastanede boş oda olmadığı gerekçesiyle hastane kapısı önünde bekleyen ambulansta hayatını kaybeden Küçük Muhammed için Yeni Mahalle'deki evlerinin önünde taziye çadırı kuruldu. Taziye çadırında taziyeleri kabul eden acılı baba Abdulselam Erşek, "Çocuğum hastanenin içinde ölseydi bu kadar acı duymazdım ancak çocuğum hastane kapısında öldü" dedi. İdil Devlet Hastanesi'nde hiç kimsenin kendileri ile ilgilenmediğini iddia eden acılı baba Abdulselam Erşek, çocuğunun ilgisizlikten öldüğünü iddia etti.
Yaşanan olayla ilgili gazetecilere açıklama yapan baba Abdulselam Erşek, Muhammed gece saat 23.00 kadar gayet sağlıklı bir şekilde evde oynuyordu ve onun hasta olduğunu gösteren bir halini de gece görmedik. Sabaha karşı çocuğun ağlama sesi ile uyandığımızda çocuğun ateşinin olduğunu ve biraz kustuğunu fark ettik. Çocuğun böyle olduğunu görünce hemen İdil Devlet Hastanesi acil servisine götürdüm.
Acil servisteki doktorlar bize gündüz hastalara bakmadıklarını ve bir çocuk uzmanına çocuğumuzu götürmemizi söyledi. Biz de acil servisteki doktorların söylediği gibi hemen bir çocuk uzmanına başvurduk ancak önümüzde bekleyen çok hasta olduğu için bir müddet bekledim. Çocuğumun durumunun düzelmediğini görünce daha fazla dayanamayıp poliklinik girişindeki sekretere; 'çocuğumun çok hasta olduğunu ve bizi doktorla görüştürmesini' rica ettim ancak sekreter bize 'herkes sizin gibi hasta. Siz de sıranızı bekleyin' deyince ben de bunun normal olduğunu düşündüm ve sıramda bekledim. Bir müddet daha poliklinik kapısında bekledikten sonra çocuğumu uzman bir doktora gösterebildim ve doktor çocuğun çok hasta olduğunu ancak hastalığının teşhis edilebilmesi için bu tetkikleri biran önce yapmamızı istedi. Fakat tetkikleri çekmemize ve çocuğun durumunun acil olmasına rağmen sonuçları öğleden sonra aldık ve hemen doktora gösterdik. Çocuğun çekilen tetkiklerinde hastalığının Meningokoksemi hastalığı olduğu, hastalığın bulaşıcı olduğunu ve çocuğun tam teşekkülü bir hastanede hemen tedavi altına alınmasının gerektiğini ve çocuğu acilen Batman, Mardin, Diyarbakır gibi bir yere götürmemizi istedi.
Bunun üzerine ben de çocuğumun başka bir hastaneye doktor gözetiminde şevki için ambulans talebinde bulundum ve acil servisteki doktorlar 112 acil servisi arayıp ambulans istedi. Ancak istenilen ambulans saatlerce gelmeyince yaşadığım acı ikiye katlandı" dedi.
Saatler sonra beklenilen ambulansın gelmesiyle saat 19.00 sıralarında İdil'den Diyarbakır'a doğru yola çıktıklarını ifade eden baba Erşek, Diyarbakır'da Çocuk Hastanesi'ne geldiğimizde hastane yetkilileri 'hastanede yer olmadığı için hastayı kabul etmeyeceklerini ve durumunuzdan bilgilerinin olduğunu ancak başka bir hastayı çıkarıp yerine sizin hastanızı alamayacağımızı' bize söyledi. Bizler çocuk hastanesi yetkilileri ile konuşurken çocuğum hastane kapısında ambulansın içinde hayatını kaybetti. Oğlum hastanenin içinde bile hayatını kaybetseydi fazla üzülmezdim. Ancak hastanenin kapısında öldü. Bir baba için bundan daha acı ne olabilir ki?" 'dedi.
Erşek ailesi yakınlarından Yeni Mahalle Muhtarı Selim Zeyneloğlu ise, küçük Muhammed'in ölümünde ihmal olduğunu düşünüyorum.
Dünyada sağlık açısından en gelişmiş ülkelerden biri olmamıza rağmen böyle bir olayın yaşanması bizlere büyük bir acı ve üzüntü veriyor.
Çocuğun hastanede beklediği yedi saat içerisinde, Amerika'ya ve dünyanın farklı bir ülkesine götürülebileceğini belirten Zeyneloğlu, Sağlık Bakanlığına ait ambulans helikopter ve uçakların bulunuyor ancak ambulans helikopter talebimize rağmen bize gece olduğu için ambulans helikopterin havalanmayacağını söyledi.
İdil Devlet Hastanesi'nden bir sağlık ekibi Küçük Muhammed'in hastalığının bulaşıcı olmasından dolayı Erşek ailesinin yaşadığı eve gelip sağlık taraması yaptı. Yüzlerinde maskeyle önlem alan sağlık ekibi baba Abdülselam Erşek, anne Şükrüye ile çocukları, Hatice (10), İbrahim (9), Bünyamin (8) ve İrem'i (6) sağlık taramasından geçirdi.
|
|
 |
| Fransız doktorlara
'soykırım' mektubu Fransa Parlaraentosu'nda, Ermeni soykırımı olmadığını söylemeyi suç sayan yasanın kahul edilmesi, İzmir'deki doktorları harekete geçirdi, îzmir Tabip Odası Yönelim Kurulu, Fransa Ulusal Hekimler Birliği'nc bir mektup göndererek, üyelerini, Fransa Parlamentosu'nun kararının yanlışlığı konusunda bilgilendirmesini istedi. Şöyle denildi: "Fransa Parlamentosu'nun Ermenilere soykırım uygulanmadığım savunmayı suç ilan edeıı ve hapis cezası öngören kararını düşünce özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirmekteyiz.
Bu karar, Fransa'nın kendi demokratik değerlerine de aykırıdır. Sizleri, tarihi gerçeklerin özgürce tartışılmasıyla ortaya çıkarılabileceğini anlatmaya davet ediyoruz." ¦ İZMİR DHA
|
|
|
 |
| Hükümet
dik durana saldırıyor TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu 'Sağlıkta Dönüşüm Programı' ve hükümetin saldırgan politikalarını değerlendirdi AKPnin sağlıkta yapbğı operasyonlar çok büyük tehlikeler yaratıyor, özellikle GSSVle bitlikte toplum sosyal sistem yerine cemaatlere kanaüze edilecek, böylece oy depolan yaratılacak. O yüzden de hükümet bu sisteme karşı olan herkesi hed ef seçm iş.
Türkiye'de muhalif odaklar beUi: Kürt muhalefeti diye başlayıp; büyüklüklerine göre ya da toplam da elde ettikleri kuvvete göre sayabilirsiniz. Ama her türlü irili ufaklı muhalefeti de yok etmeyi düşünen bir süreç bu. Dik duran herkese saldırıyor.
Sedat Yılmaz'ın röportajı 5le
|
|

| Sedat Yılmaz
AKP hükümetinin başlattığı"Sağlıkta Dönüşüm Programı" Türkiye'nin sürekli değişen gündemlerinin gölgesinde kalsa da, aslında halkı ve emekçileri doğrudan ilgilendiriyor. Bu konuda bir direniş ortaya koyan hekimler ve sağlık emekçileri ise Sağlık Bakanı taralından hedef tahtasına çakılmış durumda. TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu ile bütün bu gelişmeleri ve sürecin geldiği noktayı konuştuk.
Sağlık Bakanlığı'yla TTB arasındaki ipler iyice gerildi. Bu noktaya nasıl gelindi?
Bunun üç neâeni var. Birincisi, biz hekimlik değerlerini yıpratan, piyasaya mahkum eden politikalara karşıyız. İkincisi, TTB olarak kurduğumuz dil ve yürüttüğümüz mücadele önemli. Biz hekimlerin de emekçi olduğu ve diğer emekçilerden ayrılamayacağı gerçeğini bilerek, sadece hekimler değil, bütün sağlıkçılar, bütün toplumun sağlık talebi üzerinden "sağlık haktır" diyen bir dil kullanıyoruz. Böylece ölçeği doğru bir zemine kuruyor ve büyütmüş oluyoruz. Bu da bizi Sağlık Bakanlığı'nın politikası ağsından tehdit haline getiriyor. Üçüncüsü ve en kritik olanı, Türkiye'nin siyasi aktörleri (muhtemelen hükümetin politikalarından farklı bir politika benimsemedikleri için) sağlığı bir konu olarak gündemlerine almıyorlar. Siyasi aktörler, meclisteki partiler, sağlık konusunu değerlendirseler, biz ikinci planda kalırız.
Bu olumsuzluklara hekimler de yıllardır katkı sunuyorlardı. Bu nedenle Sağlık Bakanı, hekimleri yumuşak bir karın olarak görüyor. Bunun yanında, muhalefet partilerinin sağlık alanını tercih etmemesi de düşünüldüğünde, TTB ile Bakanlık cepheden karşı karşıya gelmiş oluyor..
Bakan Akdağ, hekimleri 'ceplerine çalışmak'la suçluyor ve toplumda da böyle bir algı yaratılıyor...
Bir emekçi olarak hekimin, kendi geliri, yaşam güvencesi ve yarınına ilişkin bir mücadele yürütmesi çok yerinde ve anlaşılır bir şeydir; bunda bir gariplik yok. Ancak hekimler, onlarca yıldır birlikte çalıştığı sağlıkçılardan bile kopmuşlardır. Yanındaki hemşireden, emekçiden kopmuş, daha farklı konumlanmışür. Bu zayıflık bizi toplumla karşı karşıya getiriyor. Toplum olarak hekimlere yönelik bir algı vardır ve bü algı içerisinde heÎdml^nn, kendilerinin dışında herhangi bir örgüde birlikte mücadele etmesi gibi bir tecrübe de yok. Bakanlık bunu kullanıyor. Biz ne kadar "sağlık hakla" dersek diyelim, vatandaşın "bunlar aslında kendi paralan için mücadele ediyorlar" demesi bu nedenledir.
Aslında, 120 bin hekim içerisinde 20 bininin geliri çok yüksektir diyebilirsiniz ama toplamda hekimin aldığı para bahsedildiği gibi değil. Yani, hep o az sayıdan hareketle 120 bin hekim itibarsızlaştınlmak isteniyor, bu bir klişe haline getiriliyor. Oysa, geldiğimiz noktada hekimlerin giderek artan bir çoğunluğu, sağlık alanında ve diğer alanlardaki emekçilerle birlikte olmadıkça ne çözüm ne de kurtuluş olabileceğini düşünmeyen bir noktaya ulaşmıştır. Şu anda bütün sağlık emekçilerinin örgüderiyle birlikte çalışıyoruz, aynı masaya oturuyor ve beraber mücadele yürütmeye çalışıyoruz. Taşeron işçinin güvencesi sağlanmadan bizim için de olmaz diyoruz. Yani hekimler de emekçidir, kendi cepleri için mücadele etmeleri çok anlaşılır bir şeydir. Tıpkı TEKEL işçisinin verdiği mücadele gibi.
Profesörden, asistana, hatta öğrenciye kadar herkesin bir arada olması bundan mı?
Bunun içse 11 eşmesi biraz zamana bağlı. Bir taşeron işçisi ile profesör, bir profesör ile uzman, asistan yan yana geldiğinde Hükümet dik duran herkese saldırıyor KP'nin sağlıkta yaptığı operasyonların çok ciddi tehlike yarattığına işaret eden Bilaloğlu, özellikle GSS'yle birlikte toplumun sosyal sistem yerine cemaatlere kanalize edileceğini, böylece oy depoları yaratılacağını söylüyor. Bilaloğlu, hükümetin bu sisteme karşı olan herkesi hedef seçtiğini belirtti şimdilik biraz iğreti duruyor olabilir. Ama bu, mücadele içinde bir bütünlük hali alır.
Bu birlik çabamız sonuç vermeye başlıyor olmalı ki; Sağlık Bakanı, bir röportajında: TTB kendisini sağlıkçıların ağababası zannediyor' diyerek aramıza nifak tohumu sokmaya çalışıyor. Oysa biz tam tersine tüm sağlıkçılarla eşit bir ilişki kuruyoruz, bu konudaki eksikliklerimizi düzeltiyoruz ve bunu yürekten istiyoruz.
Hükümet epey kızgın...
Son dönemde Bakan bizi maıjiııalleştirmeye çalışırken toplumda hekimlerin klasik algısına dayanmak isledi. Ama 2011 yılında hem hekim katılımı hem de diğer sağlık çalışanlarıyla birlikte ortak etkinlik, eylemler, g(ö)rev dediğimiz işler yapmaya başladık.
Bakanlık nezdinde bu killeselleşme ciddi bir tehdit oluşturuyor ve o da saldırısının dozunu. tarzını daha da üst düzeye çıkartıyor. Son aylarda bize ve diğer sağlık örgüderine (KESK ve özelde de SES) yönelik artan bir doz var. Hükümet cephesinden baktığımız da ise, Türkiye de bir yıl içinde iki seçim oldu: 12 Eylül referandumu ve 12 Haziran seçimi.
Bu seçimleri bitirip ardından bütün muhalif odaklara yönelik deyim yerindeyse yok edici bir süreç başladı.
Bugün içinde olduğumuz süreç mi?
Türkiye'de muhalif odaklar belli: Kürt muhalefeti diye başlayıp; büyüklüklerine göre ya da toplamda elde ettikleri kuvvete göre sayabilirsiniz. Ama her türlü irili ufaklı muhalefeti de yok etmeyi düşünen bir süreç bu.
Çünkü neoliberal dönüşümü ve bölgede Tür, : kiVe'yı?'biçilen rpHeri,yerine getirebilmek için,, '"İİ&? tftflü muhalefeti kendi isteğinle göre di- ¦> zayn etmeyi isteyen bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız. Sağlık ve eğitim alanı önemli bir rant alanı. Bu mücadelelerin birbirlerinden etkilenip, eklenmesi söz konusu olabilir.
Kürt mücadelesinden diğerlerine kadar...
Hepsi aslında sınıfsal olarak da çakışan şeyler.
Bu nedenle sınıfsal özden ayrılmış bir Kürt meselesini tercih ediyorlar. Ancak, Türkiye'de Kürt muhalefeti sınıfsal gerçeğiyle ilerleyen ve yoksulların üzerine oturan bir mücadele olduğu için, bunların hepsi iç içe geçebiliyor ve bu noktada hükümet her türlü muhalefetin birleşerek sınıfsal bir içerikle kar topu gibi büyüme endişesini taşıyor ve bu yüzden üzerine saldırgan bir biçimde yürüyor.
Sağlıkta 'baş döndürücü' değişimler oluyor. Bu değişim nereye gidiyor?
Birintisi, sağlık hizmederini piyasaya açıp ticarileştirmeye. Sağlık hizmeti alırken yurttaşın cebinden olabildiğince para çıkarılmaya çalışılıyor. Eğitimde de bunu yapıyorlar. Herkes çocuğunu okula ve dershaneye gönderiyor. İkincisi, sağlık çalışanlarını da toplamda tüm emekçiler gibi sözleşmeli, güvencesiz, taşeron bir çalışma formatına sokmak istiyorlar. Sağlıkta dönüşüm bu.
Yurttaş memnun gibi gözüküyor sanki...
Bu politikalarda bir toplumsal rıza lazım. Bunun için 2003'ten bu yana "vatandaşın memnuniyeti" denilen bir süreç var, hakikaten vatandaşın o ana özgü somut kazanımlan var. Eczaneye ulaşamayanlar eczaneye ulaştı, ancak tüm bunlar aslında piyasalaştırma ve ticarileştirmek için pazarı büyütme hamleleridir. O an itibariyle vatandaş kazançlı ama şimdi süreç kendi dinamiğine doğru daha hızlı yönlenecek. İşle GSS yürürlüğe girdi. İnsanlar mudaka asgari ücrelin üçte biri kadar gelir kazanıyorsa artık prim ödemek zorunda. Hastanenin kapısından girmek 35 lira aylık prim ödemene bağlı. Girdiğin vakit ilaç parası, katkı payı ödeyeceksin.
Dünyada da bu tür politikalar uygulandığınHekimler, onlarca yıldır birlikte çalıştığı hemşireden, emekçiden kopmuştu. Bu zayıflık bizi toplumla karşı karşıya getiriyor. Bakanlık bunu kullanıyor. Ancak artık hekimlerin çoğunluğu, sağlık ve diğer alanlardaki emekçilerle birlikte olmadıkça kurtuluşun olamayacağı noktasına ulaşmıştır da tıbbi yoksulluk oluşuyor. Yani insanlar daha fazla para harcadıkları için tıbbi gerekçelerle daha fazla yoksullaşıyorlar. Türkiye de ne yazık ki bu sürece girmiştir.
Köylüyü, yeşil kartlıyı ve göçmenleri ne bekliyor?
GSS insanları tek tipleştiriyor. Harcamalarına göre sınıflıyor. Dikkat edin gelirine göre değil, harcamaya göre diyorum. Her insan bir şey harcıyor. Yaşaması için harcaması lazım. Bakıyor, harcamaların üzerinden gelirini tahmin ediyor. İşsiz olabilirsiniz, babadan kalma bir evde aç ya da yanda komşunun verdiği bazı şeylerle geçiniyor olabilirsiniz.
'Sen bir şey harcıyorsun O yüzden senin bir gelirin var. Onu bunu bilmem' diyor. Bir ayda 300 lira harcıyorsan ki bir insan zaten nefes alsa, su içse 300 lira harcar. Dolaysıyla 300 lira geliri olandan pirim alacak. Planı bunun üzerine kurmuş ve gelir testini de harcama üzerinden tutuyor.
Bir tarlası varsa...
Tarlan varsa gelirin var demektir. O tarlanın olması bir gelir. Burada asıl kritik nokta şu: herkesi (300 liranın üzerinde herkesin harcaması olacağı için) borcunu ödemeyen suçlu vatandaş haline getirecek.
Hastaneye gidemezsin, gidersen suçlu çıkıyorsun; çünkü borcun var. Sen artık suçlusun ve birilerine muhtaçsın. Sana kim bakarsa, daha doğrusu kim hakkın olan şeyi kırıntı olarak verirse, sen ona muhtaç oluyorsun. Çocuğuna süt parası mı bulamıyorsun, bir takım yardım dernekleri (bunların kimler olacağı belli ) senin çocuğuna süt veriyorsa sen artık o, ne derse onu yaparsın.
İşte şimdi süreç buraya gidiyor. Aynı zamanda siyasi oy deposunu da arttıracak bir çalışma. Büyük sermaye bir takım yardım kuruluşları kuracak. O yardım kuruluşları yine devletten destek alıp vatandaşa yardım gidecek. İnsanları bir yerlere kanalize edecek. Senin tedavini yapmayacak ama çocuğunun ateşi çıktığında iki ateş düşürücüyü kim verecek; şu anda adı belli olan dernekler vs. Ateşini kim düşürürse sen de onun işaret ettiği yere oyunu verirsin.
Uygulamada ayrımcılık olmaz mı?
Senin verdiğin vergi bu yardım kuruluşlarına aktarılacak oradan da sana yardım edilecek. Çünkü 'gönüllü sağlık kuruluşlan kurulur' diyor. Ancak, benim kurduğum sağlık kuruluşunu beğenmeyecek, başkasına ise 'ha seninki gönüllü sağlık kuruluşu' diyecek. Bunun üzerinden oy deposunu arttıran bir sistem.
Kendileri için böyle bir sistem kuracaklar.
Göçmenler içinde aynı şey geçerli. Onlar bu memnuniyeti destekleyen kuvveder olacak.
Prim ödeyen ile ödemeyen arasında hizmet açısından fark olacak mı?
Elbette fark olacak. Şimdi milletvekillerinin maaşlarıyla ilgili düzenlemede SGK'ye teminat paketi yetkisi var. Teminat paketi sunulan hizmetin kapsamıdır. Önümüzdeki yıllarda prim ödeyenlerle ödemeyenleri geçtik, ödenen prim miktarına göre bile insanlar farklılaşacak. Dahası, 'tamamlayıcı sigorta' diye bir şey var. SGK şunları karşılıyor diyecek, bunun ötesi için ek para vereceksin. Özel tamamlayıcı sigortayı işaret edecek. Şunlar bizden izin alan 'tamamlayıcı sigorta' kuruluşlarıdır. Daha iyi bir hizmet istiyorsan buralara gideceksin diyecek.
Durum ciddi yani...
Kesinlikle öyle. Ancak şöyle birebir sonuç bekliyorsa yanılır insanlar. Sağlık alanında sorunlar artacak ve bu muhalif bir tutuma dönüşecek. Bunu giderecek mekanizmaları da beraberinde getirerek daha muhtaç hale gelen insanlara yardım pozisyonu yaratacaklar. Bizim yapmamız gereken ise herkesin doğuştan itibaren bir sağlık hakkı olduğunu kavratmaktır. Ne demek yardım, ne demek pirim. Ben zaten bu topraklarda doğmuşsam, sağlık benim hakkımdır ve bu hakkımı karşılıksız - zaten vergi veriyor herkes- almam gerekir diyen bir kavrayışı geliştirmeliyiz.
Özellikle üniversite hastanelerinin içi boşalıyor, aciller boşalıyor ne olacak bunun sonu?
Hekimler de, bütün çalışanlar da güvence aradıkları için üniversitede durumunu iyi görmüyorsa başka bir yer arıyor. Aile sağlığında kendini güvende görmüyorsa, başka bir yer arıyor kendisine. Bu bireysel çözümleri bulma faaliyeti. Ne yazık ki hayat böyle akıyor. Eğer bilinçli bir tutum geliştiremezsek ve görünür bir kuvvet olarak ortaya çıkamazsak tabii.
Hizmetin niteliği kalitesi daha da kötüleşecek. Bunu çözmek yerine çok sayıda hekim yetiştiriyorlar. Yeterli eğitim olmaksızın uyduruk eğitimlerle bu faaliyet yürüyor.
Önümüzdeki on yıl içinde belki de Türkiye'de atanamamış öğretmenler gibi atanamamış hekimlerin yürüyüşleri gündeme gelebilecek. Bu bir kan kaybı meselesi. Nitelikli insanlar giderek azalıyor.
Hekimin maaşı hastanın memnuniyetine bağlı olacak deniliyor...
Şimdi diyelim hekim hastaya ilaç yazmadı ve belki de yazmaması gerekiyor.
Belki rapor istedim vermedi. Tüm bunları şikayet ettim. Sonra hekim de anlayacak ki benden istenen aslında hizmet değil, vatandaşı memnun etmek. İlaç mı istiyor yaz kardeşim, rapor mu istiyor ver. Helam iyice bir maymun haline dönecek. Sonuçta hekimler puan toplayacak, ama kaybeden ne yazık ki vatandaş olacak.
Geçen yıl bakanlık hekime şiddete karşı önlem aldığını söyledi ama durum değişmedi? Bu şiddet işinde sosyolojik bir durum yok mu?
Kesinlikle sosyolojik bir alt yapısı var.
İnsanları cahilleştirdiğimiz için insanlar cahil. Toplumsal olarak bir teşvik ediliyor. Bu teşvikte hekimin de payı olabilir (şu ya da bu şekilde) ama toplamda yürütülen politika teşvik ediyor. Türkiye zaten şiddet dilinin ve kültürünün hakim olduğu, doğrudan iktidar tarafından kullanıldığı bir ülke. Sağlık Bakanlığı: 'şiddete sıfır tolerans' diyor ama sıfin alıyor senin kafana geçiriyor. Kafanda bir sıfır halkasıyla dolanıyorsun, elde var sıfır. Sorunu çözebilecek asd toplumsal ve sosyolojik müdahalelerde bulunursan ilerlersin. Bunu yapmadığın sürece göstermelik bir faaliyet olarak durur.
Genel politik gelişmeler ve hükümetin uygulamaları açısından baktığınızda durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğrusu bunu analiz edebilecek bir olanağa ve birikime sahip değilim ama ben de bu ülkede yaşayan ve bu ülkede bu topraklarda doğan herkesle, ayrıca dünya ölçeğinde herkesle kardeşçe sömürüsüz, savaşsız, adil, eşit, özgür, demokratik bir dünyada ve topraklarda yaşamak isteyen biri olarak, bu gidişin bizi daha da çatışuran, savaştıran, birbiri mize daha düşman haline getiren bir politika olduğunu düşünüyorum. Buradan çıkabilmenin yolu ise Hrant Dink davasından, Kürt meselesine kadar her noktada insan vicdanını ve insanı temel alan bir siyaseti ve politikayı izlemekten, çatışmayı azaltan, silahı kullanılmaz haline getiren, bunun ön gereklili-
|
 |
| İki ağrı kesici
yeşil reçeteyle satılacak^yll Sağlık Bakanlığı ilaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, etkin maddesi 'parasetamol' ve 'tramadol hidroklorür' olan ve ağrı kesici olarak kullanılan 'Duamol Efervesan' ile 'Fixdol efervesan tablet' adlı ilaçları, 'Yeşil Reçete ile Verilecek ilaçlar" kapsamına aldı. Konuyla ilgili yayınlanan genelgede söz konusu ilaçların 'kontrole tabi' madde içermeleri nedeniyle bu kararın alındığı belirtildi.
Yeşil reçeteyle satılan ilaçlar bağımlılık yapabiliyor. ¦ Vedat DOĞAN/DHA
|
|
|

| Organda 20 bin talep, 320 bağış
TAM 20169 KİŞİ YAŞAM İLE ÖLÜM ARASINDA DİNEN BİR MAHSURU YOK, AMA BAĞIŞLAYAN DA YOK AKDENİZ Üniversitesi'nde gerçekleştirilen BU yüksek sayıya rağmen geçen yıl sadece 320 Türkiye'nin ilk yüz nakli ile organ bağışı kadavra organ bağışı gerçekleşti. Bu ise ihtiyacın oranlarının yetersizliği gündeme geldi. Halen yüzde bir buçuğunu bile karşılamaktan uzak.
20169 hasta acil organ nakli sırası bekliyor. Türkiye organ bağışında Avrupa'dan çok geride. »4 kübra demİr m
|

| Yüz nakli var organ bağışı yok
Antalya'da gerçekleştirilen başarılı yüz nakli operasyonu sevindirirken sınırlı organ bağışı rakamları düşündürüyor: Türkiye'de 20 binden fazla insan organ bekliyor ancak geçen yılki bağış sayısı sadece 320 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde geçen hafta gerçekleştirilen Türkiye'nin ilk yüz nakli ameliyatı organ bağışı konusunu gündeme getirirken, bağış sayısının ne kadar az olduğunu da gözler önüne serdi.
Türkiye'de toplam 20.169 kişi organ beklerken, organ bağışı geçen yıl sadece 320 oldu.
Türkiye'de böbrek bekleyen 17.997 karaciğer bekleyen 1.706, kalp bekleyen 253, akciğer bekleyen beş kişi bulunurken, pankreas bekleyenlerin sayısı 205. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü Organ Nakli Şube Müdürü Dr. Bahri Kemaloğlu organ bekleyen kişi sayısının toplam 20.169 olduğunu belirterek, "Bunlardan 4.859 kişi İstanbul'da. Ancak, organ bekleyen bu kadar çok kişi olmasına rağmen rakamlar organ bağışında sınıfta kaldığımızı gösteriyor. Çünkü, geçen yıl kadavra organ bağışı sadece 320 ile sınırlı kaldı" dedi.
İspanya'dan gerideyiz Kemaloğlu, organ naklinde; yapılan nakillerdeki başarı oranı ve nakil sayısı olarak bu konuda ileri olan İspanya, İtalya, Fransa, Portekiz gibi birçok ülkeyle göre başa baş bir konumda olmamıza rağmen, kadavra organ bağış sayılarında birçok Avrupa ülkesine göre geri durumda olduğumuzu söyledi. İspanya'da milyon nüfus başına kadavra organ bağış sayısının 34 olduğunu belirten Kemaloğlu, bu oranın Türkiye'de milyon nüfus başma dört civarında gerçekleştiğini ifade etti.
Nakil koordinatörü Türk Böbrek Vakfı Yönetim Kurulu Başkam Timur Erk ise organ bağışında Türkiye'nin durumunu "İnsanlanmız normalde çok duyarlı olmalarına rağmen iş organ bağışma geldiğinde cimri oluyorlar" sözleri ile anlattı. Erk, şu anda 24 ila 25 bin İçişinin böbrek beklediğini belirterek "Geçen yıl 3000 böbrek nakli gerçekleşmiş. 2010 yılına göre böbrek naklinde yüzde 10 artış olmasına rağmen bu artış yeterli değil" diye konuştu. Erk 'organ nakli koordinatörlüğü' mesleğinin yaygmlaştınlması gerektiğine dikkat çekerek "Çoğu kişi böyle bir mesleğin varlığından bile haberdar değil. Organ yetmezliği çeken hastalara uygun organların bulunması, canlı ya da beyin ölümü gerçekleşen diğer hastalardan en uygun şekilde organ nakli yapılmasına dair tüm süreçleri yönetebilecek tıp ve sağlık personeline bu isim veriliyor.
Türkiye'de bu işi tam zamanlı yapan kişi sayısı ise sadece 100" dedi.
İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık ise, organ bağısının dinen bir mahsuru olmadığını belirterek şunlan söyledi: "Bir insanı yaşatan iki inşam yaşatmış gibidir. İnsan değerlidir. Lakin öldükten sonra toprak oluyor. Kefene sarılıyor, kimse görmüyor." KÜBRA DEMİR Uğur, yeni yüzünü görmek istedi Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, Uğur Acar'm yeni yüzünü görmek istediğini, şişlikleri indikten sonra Acar'a yeni yüzünü gösterecelderini söyledi. Geçen hafta yüz naldi yapılan Acar ile ilgili herhangi bir komplikasyon olmadığını ifade eden Özkan, "Uğur, gayet iyi. Bizimle konuşarak iletişim kuruyor, isteklerini belirtiyor. Şu ana kadar en ufak problemimiz yok" diye konuştu. İki kol nakledilen Atilla Kavdır'ın ise halen yoğun bakımda tutulduğunu belirten Özkan, Kavdır'ın durumunun iyiye gittiğini bildirdi.
|
|
 |
| ilaç dolandırıcılarına darbe: 34 gözaltı
ANKARA- Ankara ve İstanbul'un da aralannda olduğu 6 ilde eşzamanlı düzenlenen operasyonda, kimlik bilgilerini ele geçirdikleri vatandaşlar adına sahte belgelerle aldıkları ilaçları piyasaya sürdüğü iddia edilen ve aralarında eczacıların da bulunduğu 34 kişi gözaltına alındı. Zanlıların 10 milyon liralık haksız kazanç elde ettikleri belirlendi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, son dönemin en büyük ilaç dolandırıcılığı operasyonlanndan birini gerçekleştirdi. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan basın açıklamasına göre, bir ihbarı değerlendiren polis, Irak uyruklu K.A.B, K.J.A. ile Türk vatandaşı C.A'nın yönettiği öne sürülen bir suç örgütünü takibe aldı. Sağlık Bakanlığı, SGK ve Gümrük Müsteşarlığı müfettişleriyle hareket eden polis, yaklaşık 11 ay süren teknik takip ve istihbarat çalışmalarının ardından Ankara, İstanbul, Antalya. Şırnak, Mardin ve Muş'ta önceden belirlenen ev ve iş yerlerine eşzamanlı operasyon düzenledi. 34 kişiyi gözaltına aldı.
|
|
|
|