Felsefe Etkinlikleri 24: Aydınlanma’nın Ufkunda Birey Olmak, Özgür Olmak

İstanbul Tabip Odası felsefe seminerlerinde bir süre Aydınlanma'yı çeşitli açılardan ele almaya çalışmamızın sebebi,  Aydınlanma'nın bütün olumlu ve olumsuz yönleriyle günümüz dünyasının temellerinin atıldığı bir dönem olması. Bildiğiniz gibi bu dönemde Avrupalıların dünyayı kavrayışı radikal olarak değişmişti. Kolonyalizm ve emperyalizmle de bağlantıları olan bu değişiklik bilhassa eski toplum karşısında yeni bir sınıfın, burjuvazinin kesin bir zafer kazanmasıyla kendini gösterir. Günümüz dünyasında baskın bir etkisi olan Liberalizm de Aydınlanma ile yakından bağlantılıdır.

Prof. Sarfati ve Dr. Safalı'nın konuşma özetlerini aşağıda bulabilirsiniz.

 

Aydınlanma’nın Ufkunda

Birey Olmak, Özgür Olmak

Başta söylemiştik; birey, modern zamanların başında Albatros’un kanatlarında, aydınlığın ufuklarına büyük bir coşkuyla koşacaktı. Aklıyla, isteğiyle, arzusuyla ve özgürlüğüyle kendini var edecek, aynı zamanda da toplumla beraber var olacaktı.

Bugün gelinen yerde, konuşma boyunca anlattık, iktisatın dünyasında, hayalin gerçeğin yerini aldığı dünyada birey ve özgürlüğü de bir yanılsamaya dönüşmüştür. Birey, var olma nedenini bugün ancak iktisadın dünyasında bulmaktadır. Orası da gördük büyük bir mal yığının yanılsamasından başka bir şey değildir.

Burada herkes olmadığı bir görüntüye başkasını inandırmaya çalışmaktadır. Söylediğimiz gibi yalan, bireysel ve toplumsal olarak bugünün büyük portresini vermektedir.

Birey, bugün Camus’nün yabancısını hatırlatırcasına yalnızdır. Başkalarına muhtaç olunan dünyada herkes diğerini kimseye muhtaç olmadığına inandırmak istemektedir.

Bugünün büyük komedyasında görüntünün egemenliğindeki dünyada birey aklı ve özgürlüğü ile neredeyse bir hayal olmuştur.

Yalan, hazin bir ufuk çizmektedir artık bugünün bireyine.

Prof Dr. Metin Sarfati

https://www.facebook.com/pages/Metin-Sarfati-Ekonomi-Politik/211513792300674?notif_t=page_new_likes

 

 

Aklı Reddeden Bir Aydınlanma Özgürlük Getirir mi?

Aydınlanma denildiğinde, bugün  bile hala akla Kant (1724-1804) tarafından ortaya konulan tanımlama gelir.

Ünlü "Aydınlanma Nedir?"  makalesinde Kant,  insanı aklını kullanmaya cüret etmeye çağırır: Başkalarının aklıyla yaşamayı bırak ve sende olanın farkına var,  artık yetişkin olma vakti der. 

On yedinci ve  onsekizinci yüzyılda, 

 bilimlerin, teknolojik gelişmelerin,  yeni coğrafi keşiflerin   yarattığı zafer duygusu  ve insanın doğa üzerindeki  etkisinin artışı, dinsel açıklama ve otoritenin itibarını azaltmıştır. Bu koşullar aydınlanmanın samimi bir hedef olarak insanlar tarafından benimsenmesini doğurmuştur.

Ancak bu yeni dönem insanlığa beklediği mutluluğu getirmemiş, 19 ve 20 yüzyıl  daha önceki yüzyıllara rahmet okutacak savaşlar ve kanlı olaylarla geçmiştir.

Gerçi  ortalama ömür,  yaşama koşulları,  eğitim düzeyi, sosyal haklar, artmış ama insanlar  (geçmiştekinden daha iyi koşullarda olmakla yetinmek yerine) haklı olarak,  çok çok daha fazlasını istemiştir. 

İkinci  Dünya Savaşı sonrası dönemde Horkheimer (1895-1973) nazi savaş aygıtını kendisini rasyonel bir biçimde meşrulaştırmayı başardığı  tezinini temel alarak “akıl ile aydınlanmayı " yan yana değil aksine karşı  karşıya koymuştur.  

Aydınlanma,  akla rağmen gerçekleşecek bir süreç ve hedef olarak algılanmaya başlanmıştır. 

Akıl Tutulması  isimli eserinde bu tezi açılmlayan   Horkheimer,  rasyonel olan ile rasyonalizasyon arasında yapılması gereken önemli ayrımı görmezden gelmiştir. 

Rasyonel olanın, yani akli  olanın,  daha da tanıdık bir kelime kullanırsam "makul" olanın tehlikeli görülmesi,  gayrimeşru sayılması,  Aydınlanma,  projesini bir kısır döngüye ve absürt bir hedefe dönüştürülür. Horkheimer sonrası,  akla karşı,  güvensizlikten inkara kadar bir tayf içerisinde eleştiriler ortaya konmuştur

Kanımca,  aydınlanma tartışması,  içine girdiği bu kısır döngüden çıkarılmadıkça, insan,  en yaratıcı yönü olan aklına daha da yabancılaşacak ve üstelik aklın  yerine "kaygı" dışında hiçbir şey koyamayacaktır. 

Dr. M. Levent Safalı

 

 

Prof. Dr. Metin Sarfati

İstanbul'da doğdu. Toplumsal sorunlara ilk ilgisi okuduğu Galatasaray Lisesi'nde oluştu. İstanbul Üniversitesi "İktisat Fakültesi'nde” Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra akademik yaşamına ara verdi. Daha sonra yine İstanbul Üniversitesi "İktisat Fakültesi'nde” Doktorasını tamamladı. Doçentlik ünvanını Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü'nde "İktisadi Düşünce Tarihi” alanında aldı. Aynı bölüme Profesör olarak atandı. Görev süresi boyunca Fransa'nın çeşitli üniversitelerinde -burslu, burssuz olarak- bulundu, "davetli öğretim üyesi”, "professeur invité” olarak ders verdi.

http://www.metinsarfati.com/

 

Dr. Memet Levent Safalı

1965 Gaziantep doğumlu. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1994'de Heybeliada Göğüs Hastalıkları Merkezi'nden göğüs hastalıkları ve tüberküloz uzmanlığını aldı. 2000- 2004 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde master yaptı. 2002 yılından beri Özgür Üniversite'de felsefe dersleri vermekte.

 



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası