1 Eylül Dünya Barış Günü: Savaşlara Karşı Barışı, Demokrasiyi ve Özgürlüğü Savunuyoruz
- Eylül 01, 2026
- 287

1 Eylül, Nazi Almanyası’nın 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olması nedeniyle Dünya Barış Günü olarak anılmaktadır.
İnsanlık tarihi boyunca yaşanan savaşlar; doğrudan çatışmaların yanı sıra açlık, hastalık, yoksulluk ve zorunlu göçler nedeniyle yüz milyonlarca insanın hayatına mal olmuştur. Son yüzyılda dünya genelindeki savaşlar, iç çatışmalar ve bunların yol açtığı açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle yaklaşık 100-130 milyon insanın yaşamını yitirdiği tahmin edilmektedir. Savaşlar; ölümlere ve sakatlıklara yol açmanın yanı sıra bulaşıcı hastalıkların yayılmasına, sağlık hizmetlerinin çökmesine, zorunlu göçlere ve ağır psikolojik travmalara neden olarak en büyük halk sağlığı felaketlerinden biridir.
Bugün de dünyanın dört bir yanında savaşların yıkıcı sonuçlarına tanıklık ediyoruz. Filistin’den Lübnan’a, İran’dan Ortadoğu’nun farklı bölgelerine, Afrika’dan dünyanın diğer coğrafyalarına kadar milyonlarca insan öldürülüyor, yaralanıyor ve yerinden ediliyor. Kentler, hastaneler ve okullar yıkılıyor; sağlık hizmetlerine erişim engelleniyor, çocukların yaşamları ve gelecekleri ellerinden alınıyor. Halklar, emperyalist ve hegemonik güçlerin savaş politikalarının yarattığı yıkımla karşı karşıya bırakılıyor.
Barış tüm kesimler için önemlidir; ancak kadınlar için çok daha yaşamsal bir anlam taşır. Çünkü şiddetin yaşamlarımızda neye mal olduğunu en derinden hissedenler yine kadınlardır.
Erkek egemenliği; savaş ve militarizmle her geçen gün daha da güçlenmektedir. Kadınlar evde, işte, sokakta, gece ya da gündüz yaşamın her alanında şiddetle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu nedenle barış, kadınlar için yalnızca savaşın olmadığı bir durum değil; şiddetten, baskıdan ve korkudan uzak, özgür ve eşit bir yaşamın güvencesidir.
Türkiye’de ise savaş politikalarının yarattığı yıkımın yanı sıra demokratik hak ve özgürlüklerin giderek daraltıldığı, siyasal alanın baskı ve yasaklarla kuşatıldığı bir dönemden geçiyoruz. İfade, örgütlenme ve basın özgürlüğünün sınırlandığı; sendikacıların, siyasetçilerin, gazetecilerin, kadınların ve gençlerin baskılarla karşı karşıya kaldığı; seçme ve seçilme hakkının, demokratik siyasetin ve toplumsal muhalefetin çeşitli yöntemlerle etkisizleştirilmeye çalışıldığı bir siyasal ortamla karşı karşıyayız.
Bu süreçte kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak tanımlanan düzenlemenin TBMM’de barış adına ilk adım olarak büyük bir oy çokluğuyla kabul edilmesini önemli buluyoruz. Şimdi demokratikleşme ve barışın toplumsallaşması için daha ileri adımlar atma zamanıdır.
Çünkü kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla değil; demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, eşit yurttaşlığın, toplumsal adaletin ve sağlık hakkının güvence altına alınmasıyla mümkündür. Barış; insanların güven içinde yaşayabildiği, çocukların gelecek kaygısı taşımadığı, hastanelerin ve okulların hedef olmadığı, herkesin temel haklara eşit biçimde erişebildiği bir yaşamın güvencesidir.
İstanbul Tabip Odası olarak savaşın ve şiddetin karşısında, halkların barış içinde ve eşit koşullarda yaşama hakkını savunuyoruz. Sağlığın temel bir insan hakkı olduğuna inanıyor; savaşın, ayrımcılığın ve her türlü şiddetin halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine karşı mücadelemizi sürdürüyoruz.
Bu 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde bir kez daha söylüyoruz:
Barış, demokrasi ve eşitlik için mücadelemizi büyüteceğiz.
İSTANBUL TABİP ODASI