Felsefe Toplantısı - Zor Problem: Bilinç - II

Sevgili felsefe dostları, 

Günümüzde gerek doğa bilimlerinde gerekse sosyal bilimlerde giderek artan bir bilgi ve enformasyon yoğunluğu var, bununla bağlantılı olarak her alan kendi içerisinde giderek daha ince ve derin uzmanlık alanlarına doğru yayılıyor. Buna karşın büyük bir problemin bütüncül çözümü için astrofizik, paleoantropoloji ve nörobilim örneklerinde olduğu gibi uzmanlık alanları arasında işbirliği ihtiyacı giderek artıyor. 

Biz de 2019 yılının İTO felsefe toplantılarında bilim ve felsefe alanlarında ortak çalışmayı ve düşünmeyi gerektiren problemleri ele almayı düşünüyoruz. Science dergisinin 2005 yılında araştırmacılar arasında yaptığı anket sonucunda, yanıtlanması bilim insanları ve toplum açısından hayati önem taşıyan yüz yirmi beş soru arasında "Evren neden oluşmuştur?" sorusunun ardından "Bilincin biyolojik temelinde ne yatar?" sorusu gelmiş. Bu iki konu üzerine çalışmalar hızlandıkça ve arttıkça sosyal medyanın da etkisiyle gerek bilinç, gerekse evrene dair problemlerle ilişkili ciddi bir enformasyon kirliliğine maruz kaldığımız çok açık. Enformasyonun bilgi değeri taşıyıp taşımadığını anlamak için bu ilginç konuları bilenlerle tartışmakta fayda var diye düşünüyoruz.

Yeni yılın ilk felsefe toplantısına 21. yüzyılın yanıtlanması en heyecanla beklenen problemlerinden biriyle başlıyoruz. Bilinç problematiğini kendi deyişiyle "felsefe ve bilim arasındaki gri alandan" bakarak çözmeye çalışan ve bilincin natüralizasyonuyla ilgili önemli bir katkı sağlayacak bir tez geliştirmiş olan Dr. Saffet Murat Tura'yı bildiğiniz gibi felsefe toplantılarımızda daha önce de konuk etmiş, son kitabı Zor Problem: Bilinç üzerine nörobilim konusunda çalışan iki uzmanla; nörolog Doç. Dr. Betül Yalçıner ve felsefeci Dr. Kaan Özkan ile birlikte bir söyleşi gerçekleştirmiştik.* 

24 Ocak 2019, Perşembe akşamı İstanbul Tabip Odası Cağaloğlu Binasında yapacağımız toplantı bu söyleşinin bir anlamda devamı niteliğinde olmakla birlikte çok farklı bir özelliğe sahip; Bu kez Tura'ya geleceğin nörobilimcileri, üç farklı fakülteden üç tıp öğrencisi soru soracak; Yeditepe Tıp Fakültesi öğrencisi İlhan Sesigüzel, Marmara Tıp Fakültesi öğrencisi Berk Toy, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Kaan Keskin konuklarımız olacak.

Sözü fazla uzatmadan Saffet Murat Tura'ya bırakalım; 

"Bilinçle ilgi çalışmalarımın bilimle felsefe arasındaki gri alanda yer aldığını söyleyebilirim. Çünkü aslında bu iki alan arasında radikal bir farklılık değil az çok takip edilebilir bir süreklilik olduğunu düşünenlerdenim. Elbette bütün felsefeyi, mesela fazlaca spekülatif örnekleri ya da tamamen deneysel ağırlıklı bilimsel çalışmaları kastetmiyorum bunu söylerken. Ama belli bir tür felsefeyle belli tarzda yapılan bilim arasında önemli yakınlıklar var. Neden? Çünkü aslında her türlü sağlam bilginin iki bileşeni olduğunu düşünebiliriz: ilk olarak deney, gözlem vs. ve bir de dilsel, kavramsal öğe. Teori yani. Felsefe daha teorik bir yaklaşım, bilimse daha fazla deneye dayanıyor. Hatta genel görelilik ya da kuantum mekaniği gibi soyut ve kapsama alanı geniş bilimsel teorilerde deneysel verilerin önemi görece azaldığı için bunların felsefeye çok daha fazla benzemeye başladığını söyleyebiliriz. Benim çalışmalarım büsbütün deneysel verilerden kopuk değil, hatta geniş ölçüde deneysel verilere dayanıyor. Ama bilimsel çalışmalardan beklenebilecekten olandan çok daha büyük oranda kavramsal öğeye de yer veriyor. Bu ara alandaki çalışmaların da geleceğin bilimi ve felsefesine katkıda bulunacağını umuyorum.

Bugün bilinç konusunu ele alırken niçin hala bilim ve felsefe arasından ilerleyen bir yol izlemek zorunda kalıyoruz peki? Çünkü bilinç problemi evrenin en gizemli yönlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor bizi. Düşünce tarihi boyunca materyalizm-idealizm tartışması ya da beden-zihin ikiliği olarak ele alınan problemin günümüzde nöro-biyolojinin gelişimiyle aldığı yeni biçim bilinç problemi; zor problem.

Peki ama ne kadar ilginç bir entelektüel tartışma olursa olsun bilhassa tıp öğrencileri genel bir entelektüel merakın ötesinde ilgili olsunlar ki bilinç konusuyla? Bilinç probleminin bilhassa tıbba özgü önemi nereden kaynaklanıyor? Elbette tıbbi muayene öncelikle hastanın bilinç durumunun muayenesiyle başlar. Hastanın bilinci açık mı? Hasta komada mı? Ama daha da öte tıbbın ölüm karşısında verdiği mücadeleyle de yakın bir bağı var konunun. Beynimiz öldüğünde ölürüz. Ve işte o zaman nihai ve geri dönüşsüz olarak bilincimizi yitiririz. Ölüm geri dönüşsüz bir bilinç yitimidir bir bakıma. O halde tıbbın birinci vazifesi bilinçlilik durumunu korumaktır. Biyolojik değilse bile insani açıdan yaşamak demek bilinçli olmak demektir.

Ama daha da ötesi var. Anamnez almanın ilk adımı hastanın bilinçli sübjektif yaşantılarını saptamaya dayanır: ağrı, kulağa gelen sesler, halüsinasyonlar, bulanık görme, baş dönmesi, bulantı hissi. Peki ama can acımızdan ya da midemizin bulandığından, ya da halüsinasyonlarımızdan, rüyalarımızdan nasıl söz edebiliyoruz? Bu sanıldığı kadar kolay yanıtlanabilecek bir soru değil. Günümüzde muhtemelen sadece bir kaç kişi şu soruyu yanıtlayabilir: sübjektif yakınmalarımızdan nasıl söz edebiliyoruz? Nasıl olup da şuram ağrıyor, şurada yeşil bir leke görüyorum, şöyle bir rüya gördüm diyebiliyoruz. Çok az sayıda insanın yanıtlayabileceği bu sorunun zorluğu şuradan kaynaklanıyor. Beyin diğer organlar gibi fiziksel-kimyasal mekanizmalarla çalışan bir organ. Fakat öyleyse fiziksel olmayan sübjektif yaşantılarımızdan haberimizin bile olmaması beklenirdi. Çünkü bunlar fiziksel olmadığına göre fiziksel beynimizi etkileyememeliydi. O halde nasıl oluyor da halüsinasyonlarımızın farkına varıyoruz. Açıkça görüyoruz ki can acımızdan, mide bulantımızdan, rüyalarımızdan, halüsinasyonlarımızdan, sübjektif yaşantılarımızdan söz edebiliyoruz. Nasıl oluyor bu? Tıp öğrencileri, çok az sayıda insanın yanıtlayabileceği bu sorunun önemini de iyi anlamak durumunda.”

Evet 24 Ocak Perşembe akşamı tıp öğrencilerini ve kendini öğrenci hisseden herkesi bekliyoruz.

 

İstanbul Tabip Odası

 

İTO 39. Felsefe Toplantısı

"Zor Problem: Bilinç – II”

Tıp Öğrencileri; Berk Toy, İlhan Sesigüzel ve Kaan Keskin Soruyor Saffet Murat Tura Yanıtlıyor

Konuşmacı: Dr. Saffet Murat Tura

Moderatör: Dr. Demet Parlar

24 Ocak, 2019, Perşembe

Saat: 19.30

İstanbul Tabip Odası CAĞALOĞLU binası

Saffet Murat Tura: 1955 yılında Akyazı'da doğdu. 1980 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Bir süre fizyoloji üzerine çalıştıktan sonra 1986 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nde psikiyatri uzmanlığını tamamladı. Analitik yönelimli psikoterapi üzerine çalışmalar yaptı. 1993 yılında İmago Psikoterapi Merkezi'ni kurdu. Yurt içinde ve yurt dışında bilimsel çalışmalarının yanı sıra felsefe ve politika konularında yazıları yayımlandı. Tura'nın "Freud'dan Lacan'a Psikanaliz”, "Günümüzde Psikoterapi”, "Şeyh ve Arzu”, "Histerik Bilinç” , "Madde ve Mana” ve "Beynin Gölgeleri adlı kitapları bulunmaktadır.

Demet Parlar: 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimini Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaptı. Şu anda özel sektörde çalışmakta. 2015 yılından bu yana İstanbul Tabip Odası Felsefe toplantılarını düzenliyor.

 

*Zor Problem: Bilinç – I toplantısının video linki: https://www.istabip.org.tr/videoizle?ID=93



Ara

Twitter'da İstanbul Tabip Odası