Malpraktis Davalarında Yıkıma Uğratan Tazminatlar Kabul Edilemez!


  • Mart 30, 2022
  • 380

Sağlıkta şiddet ve malpraktis konularına ilişkin kanun teklifi halen TBMM’de görüşülürken “tıbbi kötü uygulama” (malpraktis) davalarında hekimlere verilen uçuk tazminat davaları sağlık sisteminin önemli bir gündemini oluşturuyor.

Son olarak Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuncay Yılmazer’e verilen ve bilirkişinin görüşü ile evinin satışına neden olan kabul edilemez malpraktis tazminatı ve ardından yaşadığı mağduriyet gündemdeyken İstanbul Tabip Odası konuya dikkat çekmek için 29 Mart 2022, Salı günü Cağaloğlu binasında bir basın toplantısı düzenledi.

“Sorun sadece hekimlerin sorunu değil bir halk sağlığı sorunudur” diyen İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Osman Küçükosmanoğlu açılış konuşmasında Cumhurbaşkanının 14 Mart vaatleri arasında bulunan ve çözüm getirileceği sözü verilen TBMM’ye sunulan teklifin hekimlerin kaderini siyasi iktidarın keyfiliğine bırakacağını ve yetersiz görüldüğünü dile getirdi.

SAĞLIK ALANININ MESLEK ÖRGÜTLERİ İLE BİRLİKTE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİDİR

“Ülkemizde sağlıkta dönüşüm programının sonucu olarak kışkırtılmış sağlık hizmeti talebi ile birlikte son yıllarda artan hasta yükü ve hastayı müşteriye dönüştüren yaklaşım tıbbi kötü uygulama (malpraktis) davalarında artışa yol açmaktadır. Adli soruşturmaların yanı sıra, tazminat davalarında da belirgin artış meydana gelmiş olup, kabul edilmesi mümkün olamayacak düzeyde, zorunlu mesleki sorumluluk sigortasının karşılayabildiği miktarın çok ötesinde tazminat miktarları talep edilmektedir.” sözleriyle başlayan basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu okudu.

“Dr.Tuncay Yılmazer’in davası 2009 yılında bir özel hastanede prematürelik, solunum yetersizliği, kafa içi kanama tanılarıyla yatan hastayı genel durumunun bozukluğu nedeniyle; o yıllarda sadece Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda yapılabilen retinopati muayenesine gönderemediği için hakkında tıbbi kötü uygulama iddiası ile açılan davada inanılmayacak düzeyde tazminata hükmedildi. Geçen hafta da mahkeme tazminatı karşılamak amacıyla içinde ailesi ile barındığı tek evinin satılmasına karar verdi. 4.750.000 TL olarak belirlenen tazminat miktarının mesleki sorumluluk sigortası tarafından ödenecek olan 600.000 TL’lik kısmı çıkarıldığında geriye kalan 4.150.000 TL için Dr. Yılmazer’in maaşının ¼’üne ve sahip olduğu oturdukları tek eve haciz kondu. Evin satılması, 2 çocuklu 4 kişilik bir ailesi olan hekime sadece 450.000 TL verilerek kendisine ev alması, satıştan elde edilecek paranın kalanının ise davacı aileye verilmesine karar verildi. Bu durum İcra İflas Kanunu’nun 82. Maddesinde kişilerin haczedilemeyecek malları ile ilgili düzenlemelere aykırı olmasının yanı sıra vicdani de değildir. İstanbul’da ev fiyatlarının tarihte görülmemiş bir düzeyde arttığı günümüzde 450.000 TL’ye bir baraka bile alınamayacağı çok açıktır. Bu karar ile şimdi artık küvöz içinde kolayca yapılabilen, ancak o yıllarda sadece tek merkezde olan ve yolda kaybedilebileceği endişesiyle hastasını bu muayeneye gönderemediği için hatalı bulunan hekimin sadece kendisi değil bütün ailesinin cezalandırılması söz konusudur.”

Basın açıklamasının okunmasının ardından söz alan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Dr. Güray Kılıç yaptığı konuşmada sağlıkta dönüşüm programı sonrasında ortaya çıkan mağduriyetleri dillendirerek, işin sigorta şirketleri ayağına da değindi ve abartılı yüksek rakamlarda belirlenen tazminat rakamlarının sigorta şirketlerinin dahi karşılayamayacağı oranlarda olduğunu söyledi.
“Hekimleri sadece mesleğini yapmaktan alıkoymak bir yana yaşamını karartacak noktaya gelmiştir mevzu. Dr. Tuncay Yılmazer bunun çarpıcı bir örneğidir. Meslektaşımızın yaşadığı tek evi dahi elinden alacak bir insafsızlıkla karşı karşıyayız. Bu durum bu kadar içinden çıkılmaz bir hal alınca iktidar çözüm olarak Mesleki Sorumluluk Kurulu adında bir yapı oluşturdu. Kurulun içinde sadece bakanlığın mensupları ve 2 hekim var. Oluşacak bu yapının hekimlerin kaderi hakkında karar vermesi son derece tehlikelidir. Hekimin ya da sağlık çalışanının yaptığı uygulamanın adli soruşturmaya konu edilip edilmeyeceği kararını hem kamuda hem de özelde verecek olan bu kuruldur ve bu Anayasaya aykırı bir durumdur. Çünkü idarenin kendi oluşturduğu bir yapı hekimlerin adli soruşturma konusu edilip edilmeyeceği kararını veremez. Kamuda ve üniversite hastanelerinde çalışan hekimler için ortaya çıkacak tazminat davalarının kime rücu ettirileceğine de bu kurul karar verecek. Türkiye’nin politik iklimi herkesin malumuyken, bu kadar yandaşı tutan bir anlayışla yönetilirken, kendi bürokratları bir kısım hekim hakkında ceza kararı verecek ya da vermeyecektir. Bizim açımızdan bu kabul edilebilir değil. Dolayısıyla tıbbi kötü uygulama (malpraktis) konusunda çalışma yürütecek kurulun içinde TTB yöneticilerinin, eczacıların diş hekimlerinin yani sağlık meslek alanının temsilcilerinin kesinlikle yer alması gerekmektedir.”

Basın mensuplarının sorularıyla devam eden açıklama “İstanbul Tabip Odası olarak konunun takipçisi olacağız. Meslektaşımızın maruz kaldığı ibret verici durumu, örnek bir dava olması sebebiyle ilginize sunmak istedik.” sözleriyle sonlandı.

Basın Açıklaması için tıklayınız.


Bu HABERİ Paylaş!