Gerçek ve Toplumsallaşmış Barış Ancak Kadınlarla Mümkün
- Eylül 15, 2014
- 2495
İstanbul Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu tarafından düzenlenen Hekimlerden Barışa Övgü panellerinden altıncısı “Kadın ve Barış” başlığıyla 4 Eylül 2014’de Odamız Cağaloğlu binasında yapıldı. Yönetim Kurulu Üyemiz Dr. İncilay Erdoğan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele konuşmacı olarak Sevda Bayramoğlu, Barış İçin Kadın Girişimi’nden Lale Bakırezer ve yazar Yasemin Yılmaz katıldılar.
Açılış konuşmasını yapan Dr. İncilay Erdoğan , iki yıldır “Hekimlerden Barışa Övgü” panellerinde barışı birçok yönüyle konuştuklarını, bu panellerin altıncısında ise kadını ele alarak aslında barışın özünü konuşacaklarını söyledi ve şunları dile getirdi; “Kadın olmadan gerçek, özümsenmiş ve toplumsallaşmış barıştan söz edilemez. ‘Ben bir kadından doğmadım’ diyen ve erkek egemenliğine bir tehdit olarak algılanan kadınlığın nasıl dize getirileceğini bizzat erkeklere öğreten, demokrasinin doğduğu kente adını vermiş Athena’dan, 11. yüzyıl İngilteresi’nde halka aşırı vergi yükü getiren Lord Loefry’e karşı çıplak şekilde Coventry sokaklarında atıyla dolaşan Godiva’dan, adını bu salona vermiş Sevinç Özgüner’den, gezinin kırmızılı kadınından, sapan atan Emine Cansever’den, Roboskili kadınların Soma’ya gitmelerinden ve kadınların öz örgütlülükle verdikleri mücadeleden biliyoruz ki kadınsız barış olmaz.”
Açılışın ardından panelistlerin sunumlarına geçildi.
Lale Bakırezer yaptığı konuşmada Barış İçin Kadın Girişimi’nin hangi ihtiyaçlarla kurulduğunu ve 2009’dan 2013’e kadar neler yaptıklarını aktardı. Lale Bakırezer konuşmasında şunları dile getirdi: “Dünyadaki değerlerin üçte ikisini biz yarattığımız halde, dünyayı ve bütün canlıların yaşamının yok eden ve zehirleyen savaşa karşı fikri sorulmayanlarız. Savaşların göç, yoksulluk, şiddet, tecavüz, ayrımcılık gibi sonuçlarını en fazla biz kadınlar yaşıyoruz… Savaş göç, köylerin boşaltılması, ormanların yakılması, canlı hayatın yok edilmesi, yaşanan toprakların terk edilmek zorunda kalınması demek. Zengin ülkelerin yoksulları yoksul ülkelerin en yoksulları olan biz kadınlar göçler sonunda daha da yoksullaşıyoruz, hayatın iyice kıyısına itiliyoruz… Savaşta da barışta da şiddet günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası. Evde koca ya da baba şiddetine, sokakta hak aradığımızda devlet şiddetine, gözaltına alındığımızda cinsel saldırılara, tacize ve tecavüze maruz kalıyoruz. Erkek egemen sisteme ve savaşa karşı seslerimiz bastırılmak isteniyor, politik mücadele alanımıza müdahale ediliyor. Savaş kadınların ayrımcılığa, görünmez kılınmaya, erkek egemenliğine karşı mücadelesini zorlaştırıyor, zayıflatıyor… Bizler kadınlara karşı savaşın silahlı - silahsız/ordulu-ordusuz olarak bütün şiddetiyle sürmekte olduğunu düşünüyoruz. Günlük hayatta sevgi, şefkat, annelik, evlilik bağlarını içine alan düşünce ve inanışlar bu şiddetin üstünü örtüyor. Çatışma alanlarında kadınlara yönelen şiddet, barışta meşru addedilen bu şiddet sayesinde mümkün olabiliyor… Bizler savaş ve savaştan rant ve çıkar sağlayanların bizleri inandırmak istediği gibi ‘Kürt sorununun’ çözümsüz olduğunu düşünmüyoruz. Kimsenin düşüncelerinden, inançlarından, kimliğinden, cinsel yöneliminden dolayı ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmayacağı, barış içinde bir yaşam mümkün. Barışın bize hediye edilmeyeceğini, bunun için mücadele etmemiz gerektiğini biliyoruz. Barış için ısrar ediyoruz. Biz kadınlar yeryüzünün bütün canlıları için yaşanabilir bir dünya istiyoruz.”
Ardından söz alan Sevda Bayramoğlu ise :2013 ve sonrasında yapılan çalışmaları, Barış İçin Kadın Girişimi olarak neler yaptıklarını aktardı. Sevda Bayramoğlu; “Batı ile doğunun hakikatleri arasında açı çok fazlaydı, ama artık bu açı gittikçe azalmakta. 1990-2012 arası 512 barış anlaşması yapılmış ve eşit temsiliyet, özgür talepler olmadığından bu süreçler sekteye uğramış ve bozulmuş. Bizler kadın olarak bu barış sürecine nasıl dahil olabiliriz dedik ve her iki tarafın kadınları olarak gerçek barış olması için kadınlar mutlaka bu sürecin içinde olmalı dedik. Barış sürecinde kurulacak mekanizmalarda kadınların olması için neler yapılabilir üzerine; Hakikatler Komisyonu, Temas ve Gözlem Komisyonu kuruldu. Müzakere sürecinde her iki tarafla da görüşmeli, kadınların gerçek temsili olduğu taktirde gerçek barış olur. Bu fikirle kadın vekillerle görüşüldü. AKP, BDP, HDP, CHP’li kadın vekillerle görüştük, MHP’den randevu alamadık. AKP’li vekiller anlamaya çalışan fakat bu süreç bizim sorumluluğumuzda değil diyen bir tavır içindeydiler. CHP’li vekiller ise partilerinin çizgisi ölçüsünde fikir beyan ettiler, kadın olarak barışa özgün bakış açıları yoktu. Çözüm süreci ile geri çekilmelerin başladığı dönem Lice, Diyarbakır ve Hakkari ziyaretleri yaptık.” Sevda Bayramoğlu konuşmasında ayrıca Lice’de kalekollardan ve bunların halkta oluşturduğu kaygılardan bahsetti. “Devletin özel muamelesine maruz kalan bir bölge olduğu için kadınlar daha fazla endişeli. Geçmiş deneyimleri ile tecavüze uğrayan kadınlar, karakollardan geri dönmeyen eşleri, çocukları… hafızayı tetikliyor kalekolların inşası. Gerilalarla yaptığımız görüşmelerde ise onların barışa her yönüyle daha hazırlıklı olduklarını gördük” diye konuştu. Tüm bu temas ve görüşmelerin raporlandığını ve kamuoyu ile paylaşılacağını söyledi ve 1381 BM kararını hatırlatarak “Kadınların mutlaka müzakere süreçlerinde eşit temsiliyeti olmalı” diyerek konuşmasını tamamladı.
Yasemin Yılmaz ise yaptığı konuşmada dünyada kadın hareketlerinden bahsetti. Yaptığı sunuma feminizmin ortaya çıkışı ile başlayan Yılmaz, “Kadın, Savaş ve Militarizm” bağlamında bir konuşma gerçekleştirdi. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan savaş ve çatışmaların ve bu çatışma ortamında gelişen anti militarist kadın hareketi deneyimlerini aktardı. Bu kapsamda; Filistin Barış İçin Kadınlar Koalisyonu, Kudüs Kadınlar Merkezi, Barış ve Özgürlük İçin Uluslar arası Kadın Birliği, Afganistan ve RAWA, Bosna Hersek, İrlanda ve Latin Amerika ülkelerindeki deneyimleri ve çalışmaları aktardı.
Yapılan konuşmaların ardından moderatör Dr. İncilay Erdoğan dünya örneklerine ekleme yaparak Rojava’da yaşanan sürecin aslında kadın devrimi olduğunu belirtti. IŞİD’in kadınların bedeni ve ruhunu hedef alan vahşetine karşı YPG’li kadınların barış ve özgürlüğün gerçekleşmesine somut örnek olduğunu dile getirdi.
Katılımcıların soru ve katkıları sonrası , Odamız Genel Sekreteri Dr. Samet Mengüç söz alarak gerçek barışın olması için kadının tüm süreçlerin içerisinde yeralması gerektiğini söyledi. Dr. Mengüç devlet, iktidar, sermaye, militarizmin eril zihinle varolduğunu, gerçek ve toplumsallaşmış barışın kadınla mümkün olduğunu dile getirdi.