Kürtaj, Kadının Bedenini Kontrol Hakkı Paneli Yapıldı

İstanbul Tabip Odası (İTO) Kadın Komisyonu’nca düzenlenen “Cinselliğin Farklı Yüzleri” panel dizisinin beşincisi “Kürtaj, kadının bedenini kontrol hakkı” başlığı ile 21.02.2019 tarihinde Cağaloğlu binamızda gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Irmak Saraç’ın yaptığı panelin konuşmacıları Dr. Özge Yılmaz (Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı) ve Dr. Suzan Saner (Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı) oldu.

Dr. Irmak Saraç açılış konuşmasında kadınların tarih boyunca yasak ve yasal olmayan yollarla gebeliklerini sonlandırmaya çalıştıklarını, kürtajda kısıtlama arttıkça da güvensiz kürtaj riskinin arttığını vurguladı. Dünyada her yıl 1000 kadından 35’inin isteğe bağlı düşük yaptığını belirtti. Türkiye’de resmi olarak kürtajın yasal sayıldığı ülkelerden olduğunu ve sadece kadının imzasının yeterli olduğunu vurguladı. 

İlk konuşmacı olan Dr. Özge Yılmaz ise konuşmasında; istenmeyen gebelikleri sonlandırma işleminin antik dönemlerden beri uygulandığını ve kürtaj hakkının bedenin otonomisi yada kadın hakları yönünden değil siyasilerin sözleri üzerinden yürüdüğünü belirtti. Dünya Sağlık Örgütü'nün “Cinsel Haklar Bildirgesi”nden bahseden Dr. Yılmaz Anadolu’da kürtajın Osmanlı döneminde yasak olmasına rağmen ebeler tarafından yaygın bir şekilde uygulandığını, islam hukukunda mezheplere göre farklı görüşler olduğunu, katoliklerin daha katı görüşleri olduğunu belirtti. Birinci Dünya Savaşı sonrası 1926’da gebeliği önleyici ilaç ve aletlerin kullanımının  yasaklandığını ve 1965’te ise yasal hale geldiğini, 1983’te 2827 Sayılı kanun ile kürtajın yasal hale geldiğini aktardı. 1970’lerde TTB, Türk jinekoloji Cemiyeti, Türkiye Aile Planlaması Derneği, Üniversiteli Kadınlar Derneği’nin çalışmaları olduğuna değinen Dr. Yılmaz dünyada güvensiz kürtajın (uygun olmayan kişi tarafından uygun olmayan ortamda) hala % 15 oranında gerçekleştiğini, DSÖ’ye göre her yıl 25.000 güvensiz kürtajın uygulandığını ve yılda 47.000 kadın ölümü tespit ettiğini aktardı. Aslında basit bir işlemin güvensiz bir ortamda nasıl sonuçlara yol açabileceğini bilimsel yayınlar üzerinden, vaka örneklerini paylaşarak anlattı. İTO Kadın Komisyonu olarak İstanbul’daki hastanelerde kadınların hizmete ulaşım düzeyini anlayabilmek için 39 kamu hastanesini telefonla aradıklarını; pratikte isteğe bağlı kürtajın sadece 2 hastanede uygulandığını tespit ettiklerini; telefonda görüşen görevlilerin sert yanıtlar verebildiklerini ve kürtajın yasak olduğunu iddia eden tutumların oldukça yaygın olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Kürtajı yasadışı hale getirmenin halk sağlığı sorunlarına yolaçacağını vurguladı ve “Kürtaj bir cinayet değildir; tam tersine bunun yasadışılığı kadın cinayetlerine yolaçar” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı. 

İkinci konuşmacı olan Dr. Suzan Saner ise konuşmasında “Kürtaj Haktır Platformu”nu tanıttı. İlk kez Şubat 2011’de İTO Kadın Komisyonu ve Mor Çatı’nın bu konuda  birlikte panel düzenlediğini  belirtti. Türkiye’de ilk 10 hafta kürtaj yasal olduğu halde kadınların bu hizmete ulaşamadığını , bazı şehirlerde hiç kürtaj yapan hastane olmadığını belirtti . Türkiye’de tıp eğitiminde bazı hocaların bu konuda mitler aşıladığını kendi deneyimi üzerinden paylaştı. 25.02.2012’de dönemin Başbakanı tarafından kürtaj cinayettir açıklamasının yapılması ile yeni bir sürece girildiğini, hemen 2 gün sonra 27 Mayıs’ta feministlerin “Kürtaj hakkımdan başbakana ne?” diyerek eylem için sokağa çıktıklarını, haziran ayında 26000 kişinin imzaladığı bir imza kampanyası düzenlendiğini aktardı.

İTO’nun 06.06.2012’de “Kadın, beden ve politika, ne yapmalı?” başlığı ile bir toplantı düzenlediğini belirtti (https://www.istabip.org.tr/ebulten/son/bulten_2012_2/haber2.html) 08.06.2012’de 22 ilde eşzamanlı ve İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde oturma eylemi yapıldığını ve o dönemki eylemlerde “bunun orta yolu yok, kürtaj hakkımızı tartışmıyoruz, istediğimiz zaman istediğimiz kadar çocuk yaparız, zorla gebelik istemiyoruz” mesajlarında ortaklaşıldığını ve istemeden hamile kalınmasına ilişkin bilgilendirme broşürü hazırlandığını aktardı. Tecavüze uğradığı halde kürtaj yapılmayan ve gebeliği sürdürmek,  doğurmak zorunda kalan bir kadının deneyimini paylaştı. 2013’te “Kürtaj değil psikolojik baskılar yasaklansın” başlıklı bir açıklama yapıldığını aktardı. 07.07.2013’te TJOD ve kadın doğum yandal derneklerinin bu konuda gazete ilanı verdiklerini hatırlattı. 

Konuşmaların ardından salondan katkı ve sorular geldi.  Kürtajın yasak olduğu gibi yanlış bilgilendirmelerin önüne geçmek için çalışma yapmanın gerekli olduğu konusunda ortaklaşıldı.