Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi hakkında açılan davadaki hukuka aykırılıklar - TTB Hukuk Bürosu


  • Hekim Sözü Temmuz-Aralık 2023
  • 63

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin bu görevlerinden ve ayrıca Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın Merkez Konseyi Başkanlığı görevinden alınması talebiyle, Cumhuriyet savcısı tarafından açılan dava Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesinde görüldü.

Bu dava önceki yıllarda açılmış benzer davalardan yargılamaya konu olay, yani maddi vakıa ve usule dair açık hukuka aykırılıklar nedeniyle farklıydı. Kısaca söylemek gerekirse ortada Merkez Konseyine ait bir açıklama yoktu; Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın uzmanlık alanına dair verdiği bilimsel bir görüş vardı. Bu görüş, zorlama yorumlarla görevden alma davasına gerekçe yapılmıştı.

Davada davalılar Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı idi. Oysa görevden alınması istenen Merkez Konseyi üyelerinin her birine davanın yöneltilmesi gerekiyordu. Davanın ilk duruşmasında açık usul hatalarının düzeltilmesine ilişkin tüm taleplerin gerekçesiz olarak reddedilmesi nedeniyle hakimin reddi, talep edildi. Ret talebine dair itiraz ve istinaf süreçlerinin tamamlanmasının ardından davanın esasına dair beyanlar alındı ve yargılama tüm eksiklik ve usulsüzlükleriyle birlikte tamamlandı.

Davaya cevap dilekçesinde 12 Eylül 1980 darbesi sonrası kararnameyle getirilip sonrasında kanun formunda yeniden düzenlenen, kamu kurumu niteliğinde meslek örgütlerinin seçilmiş organlarının “amaç dışı faaliyette bulunma” iddiasıyla görevden alınmasına dair düzenlemenin başlı başına Anayasaya aykırı olduğu itirazı yapıldı ve Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edildi. Bunun dışında davanın diğer usule aykırılıkları da tartışıldı. Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurularında da tüm bu hukuka aykırılıkların kararın bozulması nedenleri olduğu belirtildi. 

Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi kararına karşı iki ayrı istinaf başvurusu yapıldı. İlki davada davalı olarak gösterilenler yönünden, diğeri ise davada davalı olması gerekip gösterilmeyen Merkez Konseyi üyeleri yönünden.. Her iki başvuruda benzer unsurlar olmakla birlikte hak özneleri açısından farklılıklar ve onlar yönünden hak ihlalinin nedenleri ayrı ayrı açıklandı.

Öncelikle, Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararında Anayasaya aykırılık itirazımıza ilişkin bir karar verilmedi. Böylece esasa da etki edecek önemli bir itirazın yanıtsız bırakılmasının bozma nedeni olduğunun altı çizildi. Türk Tabipleri Birliği tüzel kişiliğine yöneltilen dava ile gerçek kişiler hakkında karar verilmesinin davada taraf ehliyeti açısından açık usule aykırılığının kararın bozulması için yeterli neden olduğu belirtildi. Kaldı ki davanın davacısı duruşmaya gelmedi; kendisinden başka bir davacının bunu yapması halinde uygulanacak yaptırımdan neden muaf olduğu ise yargılama boyunca açıklanmadı. Yine davacının dava dilekçesi ekinde sunması gereken delilleri sunmadığı yani dava dilekçesinde bulunması zorunlu asgari gerekleri yerine getirmediği, ama bunun yaptırımına da uğramadığı belirtildi; yargılamanın bu haliyle tamamlanmasının ise hâkimin görünürde tarafsızlığına dahi gölge düşürdüğü vurgulandı.

Davanın Anayasaya aykırı bir Kanunun kabul ettiği gereklere dahi aykırı olarak açıldığı, Kurul halinde yapılmış bir “faaliyet” olmamasına karşın açılan davanın, açık koşula rağmen kabulünün örgütlenme özgürlüğüne doğrudan müdahale olduğu da açıktı. Mahkeme kararının gerekçesinde Türk Tabipleri Birliği’nin “amaçları” ve idare içindeki konumuna dair idare hukukunun da gerisinde kalan “aşırı yorumlar” ile oluşturulmaya çalışılan “gerekçenin” neden doğru bir akıl yürütme ile yapılmadığı istinaf dilekçesinde tartışıldı. Bunun yanı sıra kararın gerekçesinin içine kimi açık kimi örtük olarak dercedilen “konuşana konuştuğu, diğerlerine ona karşı çıkıp itiraz etmediği için” ceza verildiğine dair kabulün binlerce yıllık hukuk geleneğinin yarattığı ilkelere aykırılığı ayrıca açıklandı.  

Görevden almaya dayanak konu açıklamanın Merkez Konseyi faaliyeti olup olmamasından bağımsız olarak amaç dışı faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğinin altı çizildi. Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelerde ve iç hukukta yasaklanmış eylemlere dair iddiaların yine aynı metinlerde belirlenen prosedüre uygun olarak araştırılması gerektiğine dair açıklamaların hukuka aykırılık oluşturmayacağının açık olduğu, kaldı ki Türk Tabipleri Birliği’nin, insanı ve yaşamı korumakla yükümlü hekimlerin meslek örgütü olarak savaşa ve çatışmalara karşı tutum almak zorunda olduğu, yine açıklanan çerçevede, Dünya Tabipler Birliğinin de belirlediği ilkeler doğrultusunda insan haklarını kişi ve yerden bağımsız olarak korumanın hekimlerin ve meslek örgütlerinin görevi olduğu belirtilerek bu çerçevede, kimyasal maddelerin silah olarak kullanılmaması için çağrı yapmanın ve kullanıldığına dair iddiaların araştırılmasını talep etmenin hekimlerin ve hekim meslek örgütlerinin yükümlülüğü olduğu ifade edildi.

Merkez Konseyi üyeleri adına yapılan başvuruda da hukukî dinlenilme hakkının, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olduğu, Kanun’un gösterdiği istisnalar dışında hâkimin tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremeyeceği, aksine uygulamanın hak ihlaline neden olacağı belirtildi. 

Hukukî dinlenilme hakkı, iddia ve savunma hakkı kavramına göre daha geniş ve üst bir kavramdır. Bu hak, yargılamanın tarafları dışında, müdahiller ve yargılama konusu ile ilgili olanları da kapsamına almaktadır. Yargılamada yer alan taraflar, yargılamanın objesi değil, süjesidir. Hukukî dinlenilme hakkı, doğru karar verilmesinin garantisidir; bu nedenle, haksızlığa karşı koyabilme imkânı tanır. Bu hak, hukuk devletinin, insan onurunun korunması ve eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının bir gereğidir ve yargılamanın süjesi olan herkese aittir. Dava sonunda hukukî durumu etkilenecek olan kişilere, yargılamadaki durumlarına uygun şekilde bu hak tanınmalıdır. Davada taraflar, çekişmesiz yargı işlerinde ilgililer bu hakka sahip oldukları gibi, fer’i müdahilin de kendi hakkıyla bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkı bulunmaktadır.

Yargılamanın usule ve yasaya aykırı yürütülmesi nedeniyle Merkez Konseyi üyeleri, verilen hüküm esasen haklarında tesis edilmesine karşın, davaya cevap verememişlerdir. Dolayısıyla Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyesi olarak, 6023 sayılı Yasanın Ek-2. Maddesine aykırı eylemde bulunmakla itham edilmiş ve yargılama sonucunda ise beyanına dahi başvurulmadan görevden alınmalarına karar verilmiştir. Ancak yargı kararının gerekçesinde, bizzat veya kurul halinde yapılan hangi eylemi nedeniyle bu yaptırıma muhatap olduğu açıklanmadı. Açık ihlalin giderilmesine ilişkin tüm talepler reddedildi, Merkez Konseyi üyeleri esasen kendileri hakkında yapılan yargılamanın tarafı olamadı, iddiaya karşı delillerini ve beyanlarını sunamadı. Böylelikle adil yargılanma hakları, seçme ve seçilme hakları, lekelenmeme hakları ihlal edildi.

Yargının varılmak istenen amaçlar için araç olarak kullanılmasının örneklerinden biri olarak tarihe geçen davada verilen kararın, istinafta bozulmasının hukukun gereği olduğunu bir kere daha belirtmek isteriz.


Bu İÇERİĞİ Paylaş!