Marmara-İstanbul Depremine Hazırlıklı mıyız?


  • Şubat 17, 2026
  • 81

Deprem Çalışma Grubu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul Barosu, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Dişhekimleri Odası ve SES İstanbul Şubeleri 15 Şubat 2026 tarihinde, Kadıköy İskele Meydanı’nda “Marmara-İstanbul Depremine Hazırlıklı mıyız?” başlıklı bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Alanda konuşma yapan Deprem Çalışma Grubu Yürütme Kurulu’ndan Dr. Hasan Oğan, Deprem Çalışma Grubu olarak 3 yıldır bu süreçte adım adım da olsa bir demokratik kitle mücadelesi sürdürmeye çalıştıklarını vurguladı. Oğan, “1999 yılında bu bir milat olacak dediler ama 2023 yılında tüm uyarılara rağmen 11 ilde meydana gelen depremde ne yazık ki hiçbir önlemin alınmadığını gördük. Marmara’da yaşayanlar olarak aynı akıbeti yaşamak istemiyoruz” dedi.

Eylemde söz alan İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Osman Küçükosmanoğlu da şu açıklamayı yaptı:

“Marmara bir deprem bekliyor. Ve biz ‘bu depreme hazır mıyız?’ diye topluma sormak istiyoruz. Hazır olmadığımızı biliyoruz aslında. 1999 depreminden sonra ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ denildi ama her şeyin eskisi gibi olduğunu şubat depremlerinde gördük. Arama kurtarma çalışmalarının ne kadar yetersiz olduğunu, hastanelerin yıkıldığını, birçok meslektaşımızın enkaz altında kaldığını ve yardıma koşamadığını gördük. Çürük binalara izin verenlerin, bunların sorumlularının adil yargılanmadığını gördük. Ve biz bugün toplumu uyarmak istiyoruz; toplum olarak buna hazırlanmalıyız.”

İstanbul Barosu’ndan Avukat Eren Can, Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Derneği’nden Hüseyin Karadağ ve Ses İstanbul Şubelerinden Fadime Kavak Sevim de yaptıkları konuşmalarda Marmara-İstanbul depremi için önlemlerin bir an önce alınması gerektiğinin altını çizdiler.  

Eylemde okunan ortak basın açıklamasıyla şöyle:

MARMARA–İSTANBUL DEPREMİNE HAZIRLIKLI MIYIZ?

Şubat 2023 tarihinde binlerce insanımız yaşamını kaybetti, binlercesi yaralandı. Aradan üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde sosyal ve ekonomik sorunlar devam etmektedir. Bu sorunların kalıcı biçimde çözüldüğüne dair kamuoyuna güven veren bir tablo ne yazık ki bulunmamaktadır.

Böylesine acı bir gerçekle yaşarken, Türkiye açısından yakın ve ciddi bir tehlike olan Marmara–İstanbul depreminin gerçekleşme olasılığı bilim insanlarının değerlendirmelerine göre her geçen gün artmaktadır.

Yaklaşık 7,4 büyüklüğünde olması beklenen Marmara–İstanbul depremi, İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesi’ndeki birçok ili etkileyecektir.

Beklenen yıkım ve can kayıpları, Türkiye ekonomisini ve sosyal yaşamını yıllarca sürecek derin bir kaotik ortama sürükleyecektir.

Bu gerçekler 1999 yılından beri biliniyor olmasına rağmen, Marmara–İstanbul depremine hazır mıyız sorusunun cevabı, aradan geçen uzun süreye rağmen ne yazık ki açık biçimde olumsuzdur.

Sağlıklı ve güvenli bina üretimi sağlanamamış, barınma sorunu kamusal bir hak olarak ele alınmamıştır.

Depreme bağlı afet durumlarına karşı başta sağlık sistemi olmak üzere krize müdahale edecek kurumlar ve ekipler nicelik ve nitelik açısından yeterli düzeyde oluşturulamamış, organizasyonları sağlanamamıştır.

Yapılan tüm plan ve projeler (TAMP, İRAP vb.) büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalmıştır. Özellikle afet öncesinde yapılması gereken riski ortadan kaldırma, azaltma ve hazırlık ilkeleri hayata geçirilememiştir.

Marmara–İstanbul depreminin olumsuz etkilerinin yıllarca süreceği açıktır.

Çünkü Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesinde barınma, sağlık, eğitim, hukuk, ekonomik, çevre kirliliği ve sosyal yaşam sorunları halen devam etmektedir ve bu sorunların süreceği gözlemlenmektedir.

Siyasi iktidar, sorunların çözümünde yetersiz kalmış, yapması gerekenleri yapmamış; aksine afet koşullarından rant yaratmaya yönelik uygulamaları sürdürmüştür.

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sermayenin ve siyasi iktidarın afetlere karşı gereken önemi vermediğini, temel yaklaşımının krizi fırsata çevirme olduğunu bilmekteyiz. Şubat 2023 deprem bölgesinde yaşananlar bunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Marmara–İstanbul depremi açısından da aynı yaklaşımın egemen olacağına dair güçlü işaretler bulunmaktadır.

İstanbul ve diğer illerde…

İstanbul’da birçok kamu sağlık kurumu yıkılmış, taşınmış ve sonuçta kapasitelerinin altında çalışmaya zorlanmıştır.

İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi yıkılan sağlık kurumları arasındadır ve buralarda inşaat süreçleri devam etmektedir. Proje bitim süreleri sona ermesine rağmen inşaatların tamamlanması zor görünmektedir.

Atıl duruma getirilen Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin akıbeti belirsizliğini korumaktadır.

2023 yılında I. Etap inşaatının bitmesi gereken İstanbul Tıp Fakültesi Hasdal Yerleşkesi’nin inşaatı aynı yıl içinde durmuştur. Kamusal sağlık kurumlarına acil ihtiyaç duyulurken müteahhit firmanın çalışma yapmadan, inşaat süresini uzatarak para kazanmasına göz yumulmakta; halkın sağlık hakkı açık biçimde gasp edilmektedir.

Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi B ve C blokları deprem riski nedeniyle 2023 yılında boşaltılmıştır. Aradan geçen yaklaşık üç yıla rağmen ne geçici bir çözüm üretilmiş ne de ana bina yapımına başlanmıştır. Hastalar ve sağlık emekçileri Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Asaf Ataseven Hastanesi ile Sultanbeyli Devlet Hastanesi arasında gidip gelmek zorunda bırakılmaktadır.

26 Eylül 2019 tarihinde meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremin ardından tahliye edilen ve yıkılan İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, bugün Vezneciler’deki bir binada %27 kapasiteyle eğitim ve hizmet vermeye zorlanmaktadır.

Aradan geçen süreye rağmen tarihsel kimliği, akademik birikimi ve sağlık hizmeti sunumundaki merkezi rolü gereği, asli yeri olan Çapa Kampüsü’ne çağdaş ihtiyaçlara uygun şekilde inşa edilecek yeni binasına yeniden dönmesi sağlanmamıştır.

Afet durumunda en fazla gereksinim duyulacak olan sağlık sistemi, İstanbul içindeki kamu sağlık kurumlarının yıkımı ve taşınmasına bağlı olarak özel sağlık sektörünün hegemonyasına bırakılmıştır.

Mevcut afet yönetim anlayışları hayvanları kapsamamakta ve yeterince korumamaktadır. Hayvanlar afetlerde eşya olarak değerlendirilmekte, yaşam hakları yok sayılmaktadır. Bu anlayışın terk edilmesi, afetlerde hayvanların da yaşam hakkı olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.

Afet durumunda toplanma alanları yetersizdir; var olan alanlarda ise herhangi bir altyapı bulunmamaktadır.

Moloz taşıma, geçici ve kalıcı biriktirme alanları belirlenmemiştir.

Molozların çevre ve halk sağlığına zarar vermeden dönüştürülmesine yönelik herhangi bir proje bulunmamaktadır.

Geçici barınma alanları önceden planlanmamış, bu alanların nerelerde ve hangi koşullarda oluşturulacağına dair net bir yol haritası kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

Kentsel dönüşüm uygulamaları, deprem riski yüksek bölgelerde değil, rant değeri yüksek bölgelerde gerçekleştirilmektedir. Bazı bölgelerin acilen kentsel dönüşüme girmesi gerekirken yasal süreçler bilinçli biçimde uzatılmakta, dönüşüm geciktirilmektedir.

Siyasi iktidar, depreme karşı önlem alma konusunda sorumluluk almak ve halka kamusal destek sağlamak yerine, yoksul halkın, asgari ücretle çalışanların ve geçinemeyen emeklilerin kendi imkânlarıyla önlem almasını beklemektedir.

Bu yaklaşım, deprem riskini kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarıp bireysel bir kader meselesine indirgemektedir.

Bizi ne bekliyor…

  • Binlerce insan yaşamını kaybedecek ve yaralanacak.
  • Çocuklarımız kaybolacak.
  • Evlerimiz ve işyerlerimiz yıkılacak, evsiz ve işsiz kalacağız.
  • Yıllarca sürecek barınma sorunu ile karşı karşıya kalacağız.
  • Başka illere göç etmek zorunda kalacağız.
  • Yıllarca kolay erişilebilir ve nitelikli kamusal sağlık hizmeti alamayacağız.
  • Yeterli beslenemeyeceğiz; çocuklarımız gelişimsel bozukluklar yaşayacak.
  • Moloz taşıma ve depolama süreçlerinde yoğun toza maruz kalacağız; bu durum uzun vadede ciddi halk sağlığı sorunlarına ve kanser vakalarına yol açacaktır.
  • Olağan koşullarda dahi ayrımcılığa uğrayan kırılgan gruplar (yoksullar, yaşlılar, engelliler, HIV ile yaşayanlar, mülteciler) afet sonrası çok daha ağır ayrımcılıklara maruz kalacaktır.
  • Aile içi şiddet artacak; kadınlar ve çocuklar daha fazla şiddet riski altında kalacaktır.
  • Sosyal yaşamlarımız fiilen ortadan kalkacaktır.
  • Hukuksal haklarımız askıya alınacak; deprem suçluları bir kez daha cezasız kalacaktır.
  • Rezerv yapı alanı adı altında evlerimize ve mülklerimize zorla el konulacaktır.

Marmara–İstanbul Depremine Hazırlıklı Mıyız?

Yapılanları bilmiyoruz, fark etmiyoruz; gördüklerimiz ve yaşadıklarımız nedeniyle güvenemiyoruz, güvenmiyoruz.

Çünkü…

Risk azaltma ve risk yönetimi konusunda yapılması gerekenler yapılmamaktadır.

Hazırlık çalışmaları yetersizdir.

Bilgi paylaşımı şeffaf ve düzenli biçimde yapılmamaktadır.

İlgili kurumlar arasında etkin bir işbirliği sağlanmamaktadır.

Süreç şeffaf biçimde yürütülmemektedir.

Toplanan ve yapılan yardımların nerelere ve nasıl harcandığına dair kamuoyunda sürekli bir güvensizlik oluşmaktadır.

“Benim dediğim olur, ancak ben yaparım” anlayışı katılımcılığı ve ortak aklı dışlayarak sürecin önünü tıkamaktadır.

Marmara–İstanbul Depreminde…

Halk olarak en çok zarar görecek olan bizleriz.

Bu nedenle bu süreç, yalnızca sermayenin ve onunla işbirliği içindeki siyasi iktidarın inisiyatifine bırakılamaz, bırakılmayacaktır.

Sivil toplum örgütleri olarak bu sürecin asli öznesiyiz ve afetlere karşı hazırlık, risk azaltma ve kamusal denetim süreçlerinde aktif biçimde sorumluluk almaya devam edeceğiz.

Katılımcı Kurumlar

Deprem Çalışma Grubu

İstanbul Tabip Odası

İstanbul Barosu

İstanbul Dişhekimleri Odası

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası İstanbul Şubeleri


Bu HABERİ Paylaş!