1 Mayıs 1977 Katliamında Kaybettiğimiz Kadın Yol Arkadaşlarımızı Andık!


  • Nisan 30, 2026
  • 20

Emek meslek örgütlerinden kadınlar, 1 Mayıs 1977'de Taksim'de katledilen kadınları Kazancı Yokuşu'nda andı. 30 Nisan 2026 tarihindeki anmaya İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Irmak Saraç da katıldı. Irmak Saraç tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Bizler İstanbul emek meslek örgütlerinden kadınlar olarak 1 Mayıs 1977'de bu meydanda yaşamını yitiren kadınları ve o gün kaybettiğimiz tüm sınıf kardeşlerimizin anılarını yaşatmak, mücadele içinde yitirdiğimiz tüm kadınları anmak için Taksim Meydanı'ndayız. Bu meydan 1 Mayıs'ta, 25 Kasım'da ve 8 Mart'larda kadın cinayetlerine isyan eden kadınlara kapatılırken; yine bu meydanda futbol taraftarı erkeklerin saldırgan bir tonda, cinsiyetçi küfürler haykırarak yürümesi ise kabul görüyor.   

"Mücadelemizi ve dayanışmayı geçmişten yarınlara taşımanın umudu, inadı ve inancıyla bir kez daha buradayız"

Soruyoruz: Kamusal alan kime serbest, kime yasak? Öfkemiz büyük, kararlılığımız da. Mücadelemizi ve dayanışmayı geçmişten yarınlara taşımanın umudu, inadı ve inancıyla bir kez daha buradayız. 1 Mayıs 1977’de yitirdiğimiz Hacer İpek Saman’ı, Hatice Altun’u, Jale Yeşilnil’i, Kadriye Duman’ı, Leyla Altıparmak’ı, Meral Cebren Özkol’u, Nazan Ünaldı’yı, Sibel Açıkalın’ı ve isimleri açıklanmayan tüm kadınları anıyoruz. Onların mücadelesi bugün sözümüzün zeminidir. Bugün burada yalnızca anmak için değil; içinden geçtiğimiz çoklu krizleri ve bu krizlerin kaynağını açıkça ifade etmek için de buradayız. Yaşadığımız krizler birbirinden bağımsız değildir.

Savaşlar, yoksullaşma, güvencesizlik, ekolojik yıkım ve şiddet; kapitalizmin, patriyarkanın ve endüstriyalizmin iç içe geçtiği bir sistemin ürettiği, birbirini besleyen sonuçlardır. Bu sistem kendi krizlerini yaratır; ardından bu krizlerden çıkışı daha fazla sömürüde, daha fazla denetimde ve savaşta arar. Bu nedenle militarizm, ekonomik krizler ve doğa talanı aynı siyasal ve ekonomik aklın ürünüdür. Bu akıl, erkek egemen bir dünyanın-patriyarkanın-zihniyetidir.

"Şiddeti yalnızca bireysel değil; yapısal, politik ve sistemsel bir sorun olarak görüyoruz"

Bu düzen yalnızca emeği değil; yaşamın bütününü denetim altına alır. Kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların bedenleri, kimlikleri ve yaşamları üzerinde tahakküm kurar; doğayı ve tüm canlıları da sömürü ilişkilerinin içine dahil eder. Gündelik hayatımızda karşılaştığımız şiddet ve sömürü; kadınların güvencesiz çalıştırılması, çocukların emeğe zorlanması, LGBTİ+’ların varoluşlarının hedef alınması, doğanın talan edilmesi ve hayvanların yaşam hakkının yok sayılması gibi, aynı güç ilişkilerinin farklı görünümleridir. Bu nedenle bizler şiddeti yalnızca bireysel değil; yapısal, politik ve sistemsel bir sorun olarak görüyoruz. Kadın emeği bu sistemin görünmeyen temelidir. Biz kadınlar, cinsiyetçi işbölümü ile doğallaştırılan düşük ücret, güvencesizlik ve bakım yükü üzerinden sömürülüyoruz.

'Aile Yılı' adı altında geliştirilen, güvenlikçi ve krize müdahale ile sınırlı politikalar kadınların varlığını aile ile sınırlandırmaktadır. Kadınlar yalnızca bakım veren roller üzerinden tanımlanarak kamusal ve toplumsal hayattaki varlıkları görünmez kılınmaktadır. Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet eşitliğini geriye iterken, tek tip ve heteronormatif bir yaşam biçimini dayatmakta; kadınların ve LGBTİ+’ların varoluşunu yok sayan bir çerçeve kurmaktadır.

Çocuklar ise bu düzenin geleceğe uzanan hattıdır. Eğitim hakkı aşındırılan çocuklar, MESEM gibi uygulamalarla erken yaşta emek sürecine dahil edilmekte; çocukluk, piyasanın ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlanmaktadır. Biz çocukları bu düzene teslim etmeyeceğiz. Doğanın talanı ile emeğin sömürüsü aynı düzenin devamlılığı için birlikte işlemektedir. Yaşam alanları yok edilirken, bu yıkımın sonuçlarını en çok kadınlar, çocuklar ve tüm canlılar yaşamaktadır. Bugün dünya savaşlarla sarsılırken, bu topraklarda barışın konuşuluyor olması önemlidir. Ancak barış; yalnızca çatışmanın yokluğu değil, eşitlik, adalet ve özgürlük temelinde kurulan bir yaşamdır.

"Eşitlikçi, özgür ve yaşanabilir bir dünya için; eşdeğerde işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve örgütlenme hakkı..."

Biz biliyoruz ki; tekçiliğe karşı çoğulculuğu, tahakküme karşı eşitliği, sömürüye karşı adaleti ve savaşa karşı barışı kuracak olan, kadınların ve LGBTİ+’ların eşitlik mücadelesidir. Bizler; emeğin sömürülmesine, kadınların ve LGBTİ+’ların güvencesizliğe itilmesine, çocukların emeğe zorlanmasına, doğanın ve tüm canlıların tahakküm altına alınmasına, şiddeti ve savaşı üreten politikalara karşıyız. Eşitlikçi, özgür ve yaşanabilir bir dünya için; eşdeğerde işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve örgütlenme hakkı, kamusal bakım hizmetleri ve kreşler, eşit ve kapsayıcı ebeveyn izinleri, şiddetten arındırılmış yaşam alanları, LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık haklarının güvence altına alınması ve doğayla uyumlu politikalar talep ediyoruz. Biliyoruz ki çözüm; birlikte, örgütlenerek ve dayanışmayla mümkündür. Sözümüzü kurmaya, mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz"


Bu HABERİ Paylaş!