Haydarpaşa’dan Kadıköy’e Geleneksel Büyük Hekim Yürüyüşümüzü Gerçekleştirdik: Birlikte Güçlüyüz, İyi Hekimlik Değerlerini Savunuyoruz!
- Mart 09, 2026
- 162
İstanbul Tabip Odası’nın (İTO) çağrısıyla her yıl 14 Mart Tıp Haftası’nda düzenlenen Büyük Hekim Yürüyüşü, bu yıl 7 Mart 2026 günü yüzlerce hekimin ve sağlık emekçisinin katılımıyla yapıldı.
Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya gelen hekimlere ve sağlık emekçilerine demokratik kitle örgütlerinin ve siyasi partilerin temsilcileri ile milletvekilleri de destek verdi.
“İyi hekimlik değerlerini savunmak için birlikte güçlüyüz” ve “Eziyet Yönetmeliği’ni istemiyoruz; formül değil, aile hekimiyiz” yazılı pankartların taşındığı yürüyüşte “Sağlıkta dönüşüm ölüm getirir”, “Sağlıkta ticaret ölüm demektir”, “Sermayeye değil emekçiye bütçe”, “Hasta hekim el ele mücadeleye”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz”, “Sağlıkta şiddet sona ersin”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” sloganları atıldı.
Yurttaşların da alkışlarıyla destek verdiği yürüyüşün ardından Kadıköy İskele Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı.
Eylemde konuşan İTO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Osman Küçükosmanoğlu, 14 Mart’ın tarihsel anlamını tıp öğrencilerinin işgale karşı direnişinden aldığını hatırlatarak; bugün de dünyanın pek çok bölgesinin savaş tehdidi altında olduğunu ve sağlık kuruluşlarının, okulların, sivil alanların açıkça hedef alındığını belirtti. Küçükosmanoğlu, hekimlerin “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” diyerek her zaman emperyalist müdahalelerin karşısında dünya halkları ile dayanışma içinde olduklarını dile getirdi.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Pınar Saip de 14 Mart’ın hekimlerin ülke sorunlarına müdahil oldukları ve ülkemizi işgal eden emperyal devletlerle mücadele etmeye karar verdikleri günün simgesi olduğunu söyledi. Bugün de hekimlerin dünya ve ülke sorunlarına duyarlı olduğunu, sağlığın ancak barış içinde ve demokratik koşullar altında olabileceği bilinciyle hareket ettiğini vurgulayan Saip, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hepimiz biliyoruz ki; savaşın olduğu, demokrasinin ise olmadığı yerde sağlık olamaz. Tek adam rejimiyle ve kayyumlarla yönetilen, hekimlerin ve sağlık emekçilerinin meslekleri üzerinde söz hakkının olmadığı, iyi hekimlik değerlerinin aşındığı bir ülkede hekimlik yapmak mümkün değildir. Sağlığın ticarileştirilmesine karşı çıkmak için; sağlık hizmetinin hastaya ve hekime yaraşır şekilde, insan onuruna uygun koşullarda verilmesi için; iş güvencesi, can güvencesi, mesleki bağımsızlık için; akademide liyakat, bilimsel özerklik için; bilim dışı yöntemlere ve şarlatanlara karşı çıkmak için; performans sisteminin sağlığa zararlı olduğunu haykırmak için; sağlık çalışanlarının güvenceli çalışma hakkı için; emeklilikte insanca yaşayacak ücret talebi için; güvenli çalışma ortamı için; eşit ve ücretsiz olarak koruyucu tedavi ve sağlık hizmetlerine erişim için; barış, demokrasi için buradayız. 14 Mart’ta tüm bu taleplerimizi yükseltmek için, tüm şehirlerden gelen hekimlerle birlikte Ankara’da olacağız.”
İTO Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Dr. Ertuğrul Oruç ise basın açıklamasını okudu.Açıklama şöyle:
Birlikte Güçlüyüz, İyi Hekimlik Değerlerini Savunuyoruz
Bugün hekimler ve sağlık emekçileri olarak Haydarpaşa’dan Kadıköy’e geleneksel Büyük Hekim Yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Bu yürüyüş yalnızca mesleki taleplerimizi dile getirdiğimiz bir eylem değil, aynı zamanda sağlık hizmetinin kamusal niteliğini, iyi hekimlik değerlerini ve toplumun sağlık hakkını savunduğumuzu kamuoyuna bir kez daha hatırlattığımız bir eylemdir.
Sağlığın giderek daha fazla piyasa ilişkileri içinde şekillendiği, sağlık çalışanlarının artan iş yükü ve güvencesizlik koşulları altında çalışmak zorunda bırakıldığı, sağlık hizmetine erişimde ciddi sorunların yaşandığı çöken bir sağlık sistemiyle karşı karşıyayız.
Bu çöküşün temel nedeni Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’dır. Toplumun ihtiyaçlarına göre planlanan kamusal bir hizmet olması gereken sağlık sistemi performans baskısı, gelir hedefleri ve ticari mantıkla yönetilen bir alana dönüştürülmüştür. Sağlık kurumları işletme mantığıyla yönetilir hale gelmiş, niteliğin yerini hız ve sayısal göstergeler almıştır.
Bir milyarı aşan yıllık doktora başvuru sayıları bu çöküşün en görünür sonuçlarından biridir. İktidar ise çözümü muayene sürelerini kısaltmakta, çalışma sürelerini uzatmakta aramaktadır. Hastaya ayrılan sürenin beş dakikaya, hatta daha kısa zamana indirildiği bir sistemde ne nitelikli bir sağlık hizmetinden ne de iyi hekimlikten söz edilebilir. Sağlık 5 dakikaya sığmaz!
Birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmek yerine aile hekimlerini cezalandıran “Eziyet Yönetmeliği” bu anlayışın son örneklerinden biridir. Aile hekimliği sistemi giderek artan bürokratik baskı, performans dayatmaları ve yaptırımlarla yönetilmektedir. Bizim ve pek çok sağlık örgütünün “Eziyet Yönetmeliği” olarak adlandırdığı bu düzenleme, aile hekimlerini ve aile sağlığı emekçilerini mesleklerini yapamaz hale getiren yeni yükümlülükler dayatmaktadır. Bu anlayış kabul edilemez.
Bu politikalar toplumun sağlık hakkını da görmezden gelmektedir. Koruyucu sağlık hizmetleri zayıflamış, sağlık hizmetine erişimde eşitsizlikler artmış, sağlık alanı giderek daha fazla ticarileşmiştir. Kamu kaynakları özel sağlık sektörünün büyümesi için kullanılmış, sağlık alanı sermaye için kârlı bir yatırım alanına dönüştürülmüştür. Sağlık haktır, satılamaz!
Bu süreçte sağlık çalışanları düşük ücret, güvencesizlik, ağır iş yükü ve artan şiddet ortamı altında çalışmaya mahkûm edilmiştir. Mesleki bağımsızlık daralmış, iyi hekimlik değerleri aşındırılmıştır. Serbest çalışma hakkımız sürekli değişen yeni yasa veya yönetmeliklerle daha da kısıtlanmakta, serbest çalışan hekimlerin hastane patronlarına teslim olması dışında bir seçenek bırakılmamaktadır. Pek çok hekim, özellikle genç hekimler tükenmişlik yaşamakta ve yurt dışına göç giderek yaygınlaşmaktadır. Bu tablo yalnızca hekimler için değil toplumun geleceği açısından da ciddi bir uyarıdır.
Bizler çok şey istemiyoruz. Nitelikli tıp eğitiminin sağlandığı, mesleki bağımsızlığın güvence altına alındığı, özlük haklarının iyileştirildiği, emeklilik döneminde insanca yaşam koşullarının güvence altına alındığı, vergide adaletin sağlandığı ve şiddetin olmadığı güvenli çalışma ortamlarının oluşturulduğu bir sağlık ortamı istiyoruz. Hekimlerin hastalarına yeterli zamanı ayırabildiği, bilimsel tıp uygulamalarının esas alındığı ve sağlık hizmetinin piyasa baskısından kurtarıldığı bir sistem talep ediyoruz.
Türkiye’nin sağlık alanındaki bilgi birikimi, yetişmiş insan gücü ve toplumsal olanakları böyle bir sistemi kurmaya fazlasıyla yeterlidir. Sorun kaynakların yetersizliği değil, siyasal iradenin tercihleridir.
Bugün burada yürüyen biz hekimler bir kez daha ifade ediyoruz: Sağlık hizmeti piyasanın değil kamusal sorumluluğun konusu olmalıdır. Sağlık çalışanlarının ve toplumun ihtiyaçlarını değil, sermayenin çıkarlarını önceleyen Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçilmelidir.
İstanbul Tabip Odası olarak meslektaşlarımızla birlikte iyi hekimlik değerlerini ve halkın sağlık hakkını savunmaya, hekimliğin değersizleştirilmesine, sağlığın piyasalaştırılmasına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Birlikte mücadele edersek kazanırız!
Çünkü biliyoruz ki başka bir sağlık sistemi, başka bir hekimlik ortamı mümkün!
İstanbul Tabip Odası















