YÖNETİM KURULU�NDAN

Bakan istifa!

17 Ağustos Depreminin birinci yılında TTB Merkez Konseyi ve Marmara Bölgesindeki Tabip Odaları yöneticileri ile İzmit�teydik. Marmara depremi sonrası birinci yıl durum değerlendirme raporunu basın toplantısıyla açıkladık. Daha sonra Gölcük Devlet Hastanesini ziyaret ettik ve depremde kaybettiklerimizin anısına hastane bahçesinde sağlık çalışanları ile birlikte saygı duruşunda bulunduk.

Hatırlanacağı gibi İstanbul Tabip Odası olarak 17 Ağustos haftasında yurttaşlarımıza �uyanık olalım� çağrısında bulunmuştuk. Kastettiğimiz depremdi, depreme karşı �uyanık olma� idi. Ancak Sağlık Bakanlığı �uyanık olma� çağrımızı yanlış anlamış olmalı ki depremin birinci yılının gündemi doldurduğu bir sırada, kadrolaşma yönünde bir adım daha atarak, �Tababet Uzmanlık Yönetmelik Değişikliği�ni yürürlüğe koydu.

Sağlık Bakanlığı�nın �Tababet Uzmanlık Yönetmelik Değişikliği� ve �Paralı İhtisas� konularında hazırladığı taslaklar eğiticilerden ve Tabip Odalarından yoğun eleştiriler almıştı. Yönetim Kurulumuz bu tasarılar ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı, Sağlık Müdürlüğü, SSK Bölge Müdürlüğü, Eğitim Hastaneleri Başhekimleri ve EPKK üyelerine Odamızın görüşlerini iletti. İstanbul�daki eğitim hastaneleri temsilcileri 3 toplantı yaparak yönetmelik taslağı hakkındaki görüşlerini ortak bir metin haline getirdiler. Bu metin, İstanbul Tabip Odası aracılığı ile Sağlık Bakanlığına iletildi. Paralı ihtisasa karşı imza kampanyası başlattık. Marmara Tıp, İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri, Fakülte Kurulu ve Akademik Kurul kararı alarak paralı ihtisasa karşı olduklarını açıkladılar. Bu gelişmeler olurken, bir yandan da Sağlık Bakanlığından acil randevu talebinde bulunduk. Bakan Osman Durmuş talebimize olumlu yanıt verdi ve 15 Haziran günü İstanbul Sağlık Müdürlüğü�nde Sağlık Bakanı Osman Durmuş, İstanbul Tabip Odası Başkanı Dr. Süha Göksel, Genel Sekreteri Dr. Turgut Adatepe, Türk Tabipleri Birliği Delegesi Dr. Kürşat Yıldız ve İl Sağlık Müdürü Dr. Mecit Çalışkan�ın katıldığı bir toplantı yapıldı.
Sağlık Bakanı toplantının başında kendisinin sürekli yanlış anlaşıldığını, ağzının yandığını ve bu yüzden yaptığı bütün görüşmeleri banda kaydettiğini özür dileyerek belirtti. Yani görüşme Sağlık Bakanı tarafından banda alındı. Bu toplantıda Sağlık Bakanı Osman Durmuş kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında eğiticilerin ve TTB�nin görüşlerini almadan taslağın yürürlüğe konulmayacağı sözünü verdi.

Bu amaçla Kasım ayı içinde Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve TTB�nin birlikte katılımıyla �Sağlık Eğitim Şurası� düzenlenmesi ve bu Şura�dan çıkacak kararlara göre yönetmelik değişikliklerinin yapılması benimsendi. Sağlık Bakanı Osman Durmuş�u elindeki bant çözümlerini açıklamaya davet ediyoruz. Ayrıca bu toplantıda özellikle şef ve şef yardımcılarının belirlenmesinde uygulanacak yöntemler konusunda duyulan kaygılar Sağlık Bakanı�na yazılı olarak da iletilmişti.

Sonuçta bu konudaki uyarılarımız dikkate alınmadı, Sağlık Bakanı Osman Durmuş sözünde durmadı ve Yönetmelik değişikliği Resmi Gazete�de yayınlandı. Bilindiği gibi siyasi kadrolaşma konusunda sicili en kabarık bakanlık Sağlık Bakanlığıdır. İl Sağlık Müdürlükleri, Başhekimlikler ve Sağlık Grup Başkanlıklarından sonra kadrolaşma sırası klinik şef ve şef yardımcılıklarına gelmiştir. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu hekim örgütüne verdiği sözü tutmayan ve siyasal kadrolaşmanın esas sorumlusu olan Sağlık Bakanı Osman Durmuş�u istifaya davet etmektedir.

Dergimizin baskıya gireceği gün basında yer alan haberlere göre, �Meyveye değil, adama bıçak çekerim.�, �Şeftali yerken fotoğrafımı çekmeyin. Yoksa sizi Türk doktorlarına emanet ederim!..�diyerek, hem Türk hekimleriyle hem de Mustafa Kemal Atatürk ile dalga geçecek kadar sorumsuz davranışlar sergileyebilen Sağlık Bakanı Osman Durmuş�u istifa ettirene kadar kararlı bir mücadele sürdüreceğimizin meslektaşlarımızca bilinmesini istiyoruz.

Dr. Turgut Adatepe
Genel Sekreter



HEKİM FORUMU�NDAN

Ne kadar açık olursak o kadar iyi!

Sevgili okurlar,
Dergimizin Mayıs-Temmuz sayısında ele aldığımız �İlaç, hekim ve promosyon�ilişkilerini inceleyen dosyamız yankı uyandırdı. Böyle olacağını tahmin ediyorduk. Daha çok sözlü ya da internet kanalıyla iletilen, çoğu olumlu eleştirileri buraya yansıtma olanağı yok, ancak yazılı olarak bize iletilen eleştirileri değerlendirmenize sunuyoruz.
Herkesi az ya da çok etkileyen bu yalın gerçekliği yine olabildiğince yalın şekilde sunmaya çalıştık. Promosyon konusunda daha ilkeli ya da kuralsız davranan ilaç firmaları-hekimler olabilir. Bu alanda yaşananları olabilen en çıplak haliyle sunmaya çalıştık. Farklı örnekler de var:Örneğin, Türk Tabipleri Birliği tarafından çıkarılan Sürekli Tıp Eğitimi dergisinin dağıtımı tamamen Pfizer ilaç firmasının desteğiyle yapılmaktadır. Yine TTBve ESAMtarafından düzenlenen �Sağlık bilinci ve medya�toplantıları Merck Sharp Dohme firmasının desteğiyle yapılmış, hatta bu organizasyon için TTBtarafından Hekim Forumu dergisinin Yayın Kurulu üyelerinden birisi görevlendirilmiştir. Bu açıdan yaklaşırsak yaptığımız her eylemin hesabını kişisel ya da kurumsal olarak verebilecek durumda olmalıyız.

Gelelim bu sayımıza. Bu sayıda, Sağlık Bakanı Osman Durmuş ana dosyamızı oluşturuyor. Bakanlığa adım atar atmaz �tarzı� ile partiler üstü antipati toplayan Osman Durmuş�un tüm faaliyetlerini ve bu tarza zemin oluşturan altyapıyı incelemeye çalıştık. Size aslında yakından tanıdığınız bir şahsiyeti derli toplu sunalım; sunalım ki, bu tarihsel kesit en kötü örneklerden biri olarak kayıtlara geçsin istedik.

17 Ağustos Marmara Depremi�nin birinci yılında bir çok etkinlik düzenlendi. Yeniden değerlendirmeler yaparak durumumuzu gözden geçirdik. Ancak toplum olarak, yeni bir depreme hazırlık düzeyimizin hiç de yeterli olmadığını bir kez daha gördük. Birinci yılda depremin etkilerini unutturmamak amacıyla yapılan bazı etkinliklerin neredeyse �birinci deprem şenlikleri� gibi adlandırılabilecek etkinlikler olduğunu üzüntüyle gözledik. Sorunlarına karşı çözüm üretmede inançlı, ısrarcı, takipçi bir toplum olmadığımız gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik. Bir yıl önce, hemen depremden sonra �hiç bir şey eskisi gibi olmayacak�deniyordu ya. Oysa şimdi her şey (ne yazık ki) eskisi gibi!

Sevgili okurlar,
Yazın son günlerini yaşadığımız şu günlerde çoğumuz tatil iznimizi bitirip, yeniden işlerimizin başına döndük. Hepimize kolay gelsin. 



ELEŞTİRİ: Pfizer İlaçları A.Ş.

Pfizer�in yanıtı

Mayıs-Temmuz 2000 tarihli �Hekim Forumu� adlı yayınınızda firmamızın adının, hekimlere promosyon konusunda gösterdiğimiz titiz ve etik yaklaşımımızla bağdaşmayacak bir biçimde yer almasından üzüntü duyduğumuzu belirtmek isteriz.

Pfizer İlaçları A.Ş., kurulduğundan beri, faaliyetlerinde bilimsel ve ahlaki değerlere uymayı hedef almış ve bu çerçevede, Türkiye�de 42 yıldır promosyon konusunda, sayın hekimlerimize tıbbi ve bilimsel çalışmalarına hizmet edecek şekilde destek olmuştur.

Derginizde firmamız adı ile birlikte yer alan �Telekızlı promosyon� başlıklı yazı, Pfizer İlaçları A.Ş.�nin promosyon konusundaki yaklaşımı ile asla bağdaşmamaktadır. Şirketimizin böylesi bir promosyon tarzı ile hiç bir ilgisi yoktur ve olamaz. Esasen yazının içeriğinde de, yemeği düzenleyen şirket ile restorana girip çıkan ve telekız oldukları öne sürülen kadınlar arasında bir ilişkilendirme mevcut değildir. Durum böyleyken, yazıya atılan başlık ile Pfizer�in böyle bir etik dışı promosyon yaptığı izlenimi verilmektedir. Bunun okuyucu nezdinde yaratacağı negatif algılamaya itiraz eder, bunun yayın organınızda yer almasından duyduğumuz derin üzüntümüzü dile getiririz.

1958�den beri Türk Tıbbının hizmetinde bulunan ve hekimlere yönelik bir çok bilimsel çalışmada öncülük etmiş ve etmeye devam edecek olan firmamızın, promosyon konusundaki etik ve titiz yaklaşımını sürdürmeye devam edeceğini bildirir, saygılarımızı sunarız.



ELEŞTİRİ: Ecz. Mehmet ŞAPÇI (Merkez Tıbbi Malzemeler A.Ş.)

66 yıllık deneyim...

Hekim Forumu Temmuz sayısında işlemiş olduğunuz daha sonraki sayılarınızda da işlemeye devam edeceğinizi söylediğiniz İlaç, promosyon ve hekimlik konusu için sizleri kutluyorum. Bu konulardaki tecrübelerini büyük bir samimiyetle ve çekinmeksizin derginiz vasıtası ile bizlerle paylaşan hekimleri de kutluyorum.

Sağlık sektörü gibi en eğitimli kitlenin bulunduğu ve sağlık konusu gibi en büyük insan hakkı kabul edilen bu sahada doktoru, ilaç sanayicisi, eczacısı, yardımcı sağlık personeli ile ve maalesef önümüze atılan kemik uğruna bu ülkeyi ithal ilaç cenneti yaptığımız gibi sağlıksız ve güvencesiz bir toplum haline de getirdik.

Bugün Türkiye�de ilaç fiyatları sadece doktorlara verilen anormal promosyon nedeni ile değil eczanelere, ecza depolarına da verilen anormal iskonto, mal fazlası, vade ve hediyelerle inanılmaz ölçülerde şişirilmiştir.

SSK�nın ucuz ilaç alım politikası nedeni ile gerçek anlamda ve kısmen firmalar arası rekabetin sağlandığı durumlarda ve bazı ihalelerde bu şişirilmiş fiyatlar resmi imalatçı fiyatlarının beşte birine, onda birine kadar indirilmektedir. Örneğin perakende fiyatı 7.655.000 TLolan bir ilaç SSK�ya 540.000 TL�ye(beşyüzkırkbin) verilir, SSKise bu ilacı vatandaştan %20 katkı payı olarak 1.531.000 TLlır. (Bunlar münferit örnekler olmayıp yüzlerce emsali vardır.)

Yani bir bakıma ilaç firmaları; SSK�yı bile vatandaşın soyulmasında tetikçi olarak kullandığı gibi SSK da bu durumu görmezden gelmeyi görev bilir. Ama sayın Bakan SSKöpülüyor derken öpenin olduğu yerde öptürenin de bulunduğunu bunun ise bir sebeb-sonuç ilişkisi olduğunu aklına getirmez.

Benzer ilaçlar içinde perakende fiyatı ucuz olan ilacın kesinlikle satış şansı bulunmamaktadır. Çünkü en başta; her fiyat artışında biz ilaç zamlarına karşıyız diye timsah gözyaşları döken eczacılar almaz. İnsanlarımıza güya sağlık hizmeti dağıtan üniversitelerimiz de kesinlikle ucuz ilacı almaz. Onlar ihalelerde en düşük fiyat verilen ilacı değil en fazla iskonto yapılan ilacı alırlar. Bunun anlamı şudur:Diyelim ki benzer ilaçlardan birinin fiyatı 1 milyon, diğerinin 1.5 milyon olsun. Birinci firma ilk ilaç için %10 iskonto yapsın, yani 900.000 TL�den versin. İkinci firma ise ikinci ilaç için %20 iskonto yapsın, yani 1.200.000 TL�den versin. Üniversite, pahalı olmasına rağmen ikinci ilacı alır. Çünkü onlar için iskontonun fazla olması ve döner sermayeye fazla pal kalması önemlidir. Çünkü nasıl olsa pahalı ilacın bedelini vatandaştan ya da onun bağlı olduğu kurumdan yani devletten yani bizden alırlar.

Sizi www.merkezlab.com adresli web sitemizi incelemeye davet ediyoruz. Tüm bu kepazeliği gözler önüne serebilmek için aynı ilacımızın net peşin (kredi kartlı ödeme de olabilir)fiyatını ve hemen yanında anormal şişirilmiş imalatçı fiyatlarını yanyana yazdık. İnanır mısınız?Eczane ve ecza depoları şişik fiyatlı ürünleri anormal iskonto, mal fazlası ve vadelerle almayı tercih ediyorlar. Saygılarımla. 



BİR KİTAP: Kasaba Doktoru:Taze ve sıcak!
Dr. Kürşat YILDIZ

İstanbul Tabip Odası Yayınlarından yeni bir eser: Kasaba Doktoru. Fransız işgaline direnişin zafere ulaştığı koşullarda Ankara Anlaşması�nın ertesi günü dünyaya gelen �Muzaffer� Sertabiboğlu, Cumhuriyet�in yetiştirdiği hekim kuşaklarının bir temsilcisi. Parasız yatılı okumuş, sonra da yurdun değişik köşelerinde hekimlik yapmış. Bazen ürolog, bazen jinekolog rolüne soyunmak zorunda kalmış. Hatalar yapmış, hatalarından dersler çıkarmayı ihmal etmemiş. Meslek örgütlenmesinde de sorumluluk almış bir hekim büyüğümüz.

Bir gün safra kesesini aldırdığı Prof. Dr. Orhan Arıoğul�un yüreklendirmesiyle anılarını yazmaya başlamış. Dört yıllık çalışmasının bazı ürünleri daha önce Hekim Forumu�nda yayınlandı. Bir kitap oluşturacak hacme ulaşan öyküler geçen ay �Kasaba Doktoru� ismiyle basıldı. Dr. Sertabiboğlu�nun hekimlik yaşamından kesitlerin yer aldığı kitap 2 milyon TL karşılığında Oda�dan temin edilebilir (Tel: 0212 514 02 92).

Dr. Sertabiboğlu akıcı bir dille kaleme aldığı anılarında talebelik yılları, zorunlu hizmet ve askerlik döneminde edindiği hekimlik deneyimini anlatıyor. Kitap bu yönüyle 1945�ten başlayarak hekimlik mesleğinin geçirdiği evrelerin bir panoraması da sayılabilir. Özellikle genç hekimlerin bu deneyimden yararlanacaklarını sanıyorum.
İstanbul Tabip Odası�nın hekimlerin mesleki yaşam öykülerini kalıcılaştıran bu girişiminin başka meslektaşlarımız için yüreklendirici olmasını, Dr. Sertabiboğlu�nu izleyerek genç-deneyimli başka hekim yazarların Tabip Odası yayınları arasında kitaplar bastırmalarını diliyorum.

Kasaba Doktoru�nu bir çırpıda okuyacak ve seveceksiniz. Oda üyeleri, bu kitabı satın alarak yeni yayınların bastırılması amacıyla oluşturulacak fona da katkıda bulunmuş olacaklar.



DOSYA

Tanrı Türk�ü korusun!
Dr. Özcan BARİPOĞLU

18 Nisan Pazar gününün akşamı. O gün oylarımızı verdik, makus talihimizi yenmeye yönelik ahkâmlar kestik, olmayacak dualara âmin dedik.
Televizyonun karşısına geçtik ve ilk sonuçları merakla beklemeye başladık. İlk sonuçlar geldi. CHP baraj altı kalmış, ÖDP �Doğan Medya Centre�ın Radikal unsurlarının tam gazına rağmen yüzde bire ulaşmak için boğuşuyordu. Televizyon ekranında oy dağılımını gösteren pastanın en büyük dilimlerinden birisi, bir ilke işaret ediyordu:MHP.
Şaşkınlık, hüzün, öfke...
Durum çok açıktı, MHPher türlü koalisyon seçeneğinin olmazsa olmaz ortağıydı.
Zaman geçti, MHPdeğişti, yok değişmedi, az değişti, uz değişti, dere tepe düz değişti derken, Rahşan ablanın resti, pişmiş aşa su katma hikayeleri içinde hükümet kuruldu.
Ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin Sağlık Bakanı belli oldu.
Doç. Dr. Osman Durmuş.
Aslı Kürt kökenli, ama Cengiz Han�ın oğlu Cuci Han�ın torunlarından, Ergenekon boylarında bol buzlu kımız içmiş, Orta Anadolu bozkırında kopuzla bozlak söylemiş, at üstünde bozkurt, bir memleket evladı.
1953 yılında hastalandığında Ankara sokaklarında penisilin bulamayan bir babanın, ilkokul üçüncü sınıfta öğretmenlerinin tüberküloz olması nedeniyle bir yıl öğretmensiz kalan köyün yetiştirdiği Sağlık Bakanı.
1999 yılında Bakanlığı devraldığı gün Kırıkkale�nin Delice ilçesinin Dağobası köyünde içtiği sudan tifo olan, tedavisi için ne hocası olduğu Gazi Üniversitesi�ne, ne de kendi bakanlığına bağlı kamu hastanelerine giden, apar topar soluğu Özel Bayındır Hastanesi�nde alacak kadar da canı tatlı.
1970 yılında daha sonraları TTBMerkez Konseyi Başkanı olan Dr. Selim Ölçer�in ülkücülerce kaçırıldığı, Dr. Necdet Güçlü�nün öldürüldüğü davanın, her gün okula gitmesine rağmen mahkeme kayıtlarına �bulunamayan sanık�olarak geçen aktörü. 1974 yılında çıkarılan afla paçayı tertemiz yırtan bir bakan.
ANAPdöneminin Sağlık Bakanı Mehmet Aydın zamanında tedavi hizmetleri genel müdürü olan ve aynı zamanda Alparslan Türkeş�in doktoru Dr. Mehmet Ünlü�nün �Bu adamın ehliyeti yok, tedavi hizmetlerini bilmiyor, Hitler�i sollayan milliyetçilik laflarıyla konuyu geçiştirmeye çalışıyor�diyerek kendisine yardımcı yapmadığı kişi, şimdi Sağlık Bakanı.
Devlet Bahçeli�nin aday yoklamasında dördüncü olmasına karşın birinci sırada milletvekili adayı yaptığı, deprem sırasındaki eleştirilere karşı �surlarıma gedik açtırmam�dediği kadar da yüksek bir şahsiyet.
�1978�den beri partimiz iktidara gelmedi, benim ve arkadaşlarımın beklentileri var, bazılarının yerlerini boşaltmalarını bekleyeceğiz, boşaltmazlarsa eski dosyalarını karıştıracağız� diyecek kadar fütursuz.
Ulusal aşı günlerini durdurma emri verip, bunun bazı uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu ifade eden uzmanları dinlemeyen, ancak �seni Devlet beye şikâyet ederim� tehditi ile durdurulabilen bir garip fani.
Deprem sırasında kendisine yöneltilen eleştirilere karşı �hedefteki bakan� adıyla 185 sayfa kitap yayınlatıp 30 resmini basarak bakanlar arasında kendi kitabında resim bastırma rekorunun ilk sahibi (malum bu rekor şu anda Bayındırlık Bakanı Koray Aydın�a ait).
Hastane ziyaretlerinde meslekdaşlarımızla ve görevli personelle kurduğu ilişki biçimi açısından bırakınız devlet adamı olgunluğunu, en asgari zarafetten uzak, kendini sempatik sosla sunan bir muhterem.
Söylenecek, yazılacak çok malzeme var. Atamaları, uygulamaları, hünerleri ile nev-i şahsına münhasır tiplerden. Ama hoş değil!
Biz bu bakanın bu toplumun çağdaş değerlerine ve gelecek ufkuna yakışmadığını düşünüyoruz.
Kader utansın (!)

Not:Sayın Bakan�ı yakından tanımamızı sağlayan �Silüetini Sevdiğimin Türkiyesi�kitabının yazarı Faruk Bildirici�ye teşekkürler.


Bir Bakan portresi
Dr. Kürşat YILDIZ

Son yıllarda çok sayıda Sağlık Bakanı gördük. Çok azı aklımızda iz bıraktı. Tarihi isimler Adnan Adıvar, Refik Saydam, Behçet Uz, Lütfi Kırdar, Türkan Akyol, Mete Tan dönemleriyle anılan bakanlardı. Son yirmi yılda Necmi Ayanoğlu, Halil Şıvgın, Yıldırım Aktuna akla gelen Sağlık Bakanları.
Nihat Kitapçı�yı hatırlıyor musunuz?Ya Doğan Baran�ı, Metin Emiroğlu�nu, Rıfat Serdaroğlu�nu... Kısa ömürlü koalisyon hükümetlerinin kısa süreli Sağlık Bakanlarını?..
Sağlık Bakanı portresi yapmak kolay değil. Henüz görev süresi bitmeden değerlendirme yapmak zor. Bir Sağlık Bakanı hangi ölçütlerle değerlendirilmeli?Basındaki imajıyla mı, hastane baskınlarındaki tavrıyla mı, çıkardığı yasalarla mı, hekimlere yaklaşımıyla mı... Belki bunların hepsi. Ama bize göre bir Sağlık Bakanı herşeyden önce ülkenin ve yurttaşlarının sağlığına neler kattığı ile değerlendirilmeli. Ülkenin sağlık göstergeleri, sağlık yatırımları, sağlık örgütlenmesi konusunda yaptıkları önemli.
Ne yazık ki, son dönemdeki Bakanımız bu özellikleriyle iz bırakmadı. Sağlık göstergelerini düzeltmek yerine gösteriş, sağlık yatırımı yerine politik yatırım, sağlık örgütlenmesi yerine partizan kadrolaşmanın sembolü oldu. Basının gündeminden düşmemeyi başardı. Ama Hükümetin gündemine sağlık konusunu sokmayı başaramadı. Bütçeden en az pay koparan Sağlık Bakanı olarak tarihe geçti. Hekim Forumu sayfalarında kendisine bir dosya ayırmadan geçemedik.

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN...
Dr. Osman Durmuş hareketli bir gelenekten gelen diğer meslektaşları gibi görevine hızlı başladı. Tifo hastalığı nedeniyle henüz nekahat döneminde iken katıldığı 5. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı�nda TTB�ye ve hekimlere geniş ufuklar gösterdi:�Artık tıpta mikroçip devri başladı, siz eğitim için bir tüzükle uğraşıyorsunuz. Bir haftada hallederiz� diye kestirip attı (Birbuçuk yıl oldu, Tüzük Bakanlık tarafından üç kez değiştirildi, hala Bakanlıklar arasında sürünüyor).
Hastaneleri düzelteceğim�diye işe girişti. Yalnızca hastane girişlerine doğrulukları tartışmalı elektrikli panolar koydurdu. Ama hastane yönetimlerini dümdüz etti. Politik yandaşlarını yerleştirdi. Birinci Basamak ve koruyucu hekimlik konusunda ağzından ballar aktı. Sağlık Grup Başkanlarına kadar belli siyasi görüşteki kişileri tayin etti. Caddelere afişler yapıştırıp vatandaşları hastanelere çağırdı. İnterneti kullandı, kuşe kağıda kitaplar bastırıp imajını düzeltmek istedi. Her gittiği sağlık kuruluşunu kafalarını tokuşturarak selamlaşan partililerle ziyaret etti.
�Hekim ücretleri için yakama yapışmıyorlar�diye Tabip Odalarını hekimlere şikayet etti. İktidarda olanın kendisi olduğunu unuttu. En düşük hekim ücretleri kendi Bakanlık personeline nasip oldu.
Alçakgönüllü ve samimi göründü. 57. Hükümetin kendi resmiyle afişler bastıran ilk bakanı oldu. TTBtarafından kredilendirilen etkinliklere katılım için idari izin verilmesi konusunda altı ay içinde iki zıt genelge yayınladı. Paraşütle şef atama rekorunu kırdı. Bir haftada 71 kişiyi sınavsız şefliklere yerleştirdi. Sağlık Bakanlığı onun döneminde Yönetmelik ve yasa tasarısı yayınlamada da rekorlar kırdı. Her ay yeni bir yasa tasarısı ve yönetmelikle gündeme geldi. Ancak günlük yaşam mevzuatı teğet geçti. Sağlık Bakanlığı Hastaneleri, sağlık ocakları kan kaybetmeye devam ederken Sağlık Bakanı ve Partisi sağlık ortamından güç toplamaya çalışıyor. Olur mu dersiniz...



Bakan�ın seyir defteri

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi ve Basın Sözcüsü Dr. Rıfat Yücel, Sağlık Bakanı�nın 1.5 yıllık seyir defterini çıkardı. Aşağıdaki karne, Dr. Yücel�in 982 hekimle telefonla görüşerek yaptığı anketin sonuçlarını yansıtmaktadır. Karnedeki notlar 10 üzerinden verilmiştir.

Mayıs 1999: Sağlık Bakanlığı genelgesine göre; gece hastaneye gidenlerin �yatak yok� diye geri çevrilmelerini önlemek için boş yatak sayısı her hastanenin kapısında ışıklı levhalarla ilan edilecek. Gelen hasta, bu tabelalara bakarak yer olup olmadığını anlayacak. Hastalar, kapıda ilkyardım bilen �güleryüzlü� ekiplerce karşılanacak. Durmuş, �yüzer hastane� projesinin de bu yaz hizmete sokulacağını bildirdi. Projeye göre hizmet dışı kalmış gemiler hastaneye dönüştürülecek ve turistik bölgelerde hizmet verecek.
BİR GELİŞME VAR MI?

Haziran 1999: Sağlık Bakanı özel hastaneye yattı. Tifo oldu. Tedavi Meclise 400 milyona patladı.
NEDEN ÖZEL HASTANE?

Haziran 1999: MHP�nin ilk kadro operasyonu Sağlık�ta. Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığına Haluk Tokuçoğlu getirildi.
KADROLAŞMA BAŞLADI...

Haziran 1999: Doç. Dr. Osman Durmuş: �Doktor ve sağlık personelinin maaşının azlığından şikayet ederek doktor ve sağlık personelinin maaşlarının mutlaka arttırılması gerekmektedir� dedi.
SONUÇ?

Haziran 1999: Sağlık Bakanlığı Başhekim operasyonunu başlattı. Beş başhekim değişti. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü�ne, 18 Nisan seçimlerinde 1. Bölge MHP milletvekili adayı olarak, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcılığı göre-vinden istifa eden Dr. Mecit Çalışkan atandı.
KADROLAŞMAYA DEVAM...

Temmuz 1999: Sağlık Bakanlığı; 80 ilde sağlık ocağı hekim ve ebelerine, ailelere uygulayacakları hazır bebek bezi anketi gönderdi. Anketi cevaplayan ailelere 3�er adet bebek bezi dağıtılacak.
HEKİMLER ANKETÖR YA DA PAZARLAMACI MI?

Temmuz 1999: �Babuna Kampanyası� sırasında yurdışına tahlil amacıyla gönderilen kan örnekleri, Sağlık Bakanı�nın yurda getireceğini söylemesine karşın, hala yurtdışında... 7.7.1999�da Sağlık Bakanı, basına yaptığı açıklamada �gelişmelerle ilgili kamuoyunu sürekli bilgilendireceklerini ve kanların geri alımı için bedel ödemeyeceklerini belirterek �Yurtdışına gönderilen kanlar bizim hazinemiz. Nasıl Karun hazineleri için bedel ödemediysek kanlarımız için de bedel ödemeyiz� dedi.
YURTDIŞINDAKİ KANLAR NE OLDU?

Temmuz 1999: Doç. Dr. Osman Durmuş: �Türkiye�nin ilk kemik iliği nakil merkezi Ankara Numune Hastanesi ve Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde kurulacak.�
KURULDU MU?

Temmuz 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; kardeşi Fuat Durmuş�u Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcılığı�na getirdi.
AKRABADAN KORUMA, KARDEŞTEN BÜROKRAT...

Temmuz 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; % 20�lik maaş zammının sağlık personeline çok az geldiğini, hakimlerle hekimler arasında ücret farkı bulunduğunu, 450 saat measiye kalan hekime ek ücret veremediklerini ve Maliye Bakanlığı�ndan hekimlerin aleyhine işleyen sistemin düzeltilmesini istediklerini kaydetti. Aynı konuşmada Bakan Durmuş; sağlık personelinin ücretlerine yıpranma payı eklenmesine ilişkin teklifi hazırlayıp Maliye Bakanlığı�na sunacaklarını belirtti.
GELİŞME VAR MI? TAKİPÇİSİYİZ...

Temmuz 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş, kutu yerine tabletli ilaç satışı için çalışma başlattıklarını vurguladı.
SONUÇ?

Temmuz 1999: Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi�ni denetleyen Bakan Durmuş; yanan ameliyathaneler ve diğer masraflar için çıkarılan 2 trilyonluk faturayı abartılı bularak �Biz iki trilyonla yeni hastane yaparız.� dedi. Hastane yetkililerini toplayan Bakan, �Devlete sırtınızı dönmeyin, yoksa biz de size sırtımızı döneriz. Burayı özelleştiririz.� dedi.
ÖZELLEŞTİR, KURTUL!

Temmuz 1999: Kuyrukların önüne geçmek için hekimlere de vardiyalı çalışma sistemi getireceklerini belirten Sağlık Bakanı Osman Durmuş; başlayacak uygulama ile hastaların akşam saatlerinde de tedavi olabileceğini söyledi.
TEŞHİS YANLIŞ OLUNCA TEDAVİ DOĞRU OLMAZ!

Ağustos 1999: Sosyal güvencesiz vatandaş kalmayacak diyen Sağlık Bakanı, 100 gün istedi. Bütün bunları yapabilmek için halktan biraz süre istiyorum diyen Bakan, �Eskiden Demirel 100 gün süre talep eder ve bu sürede kendisine kimsenin dokunmamasını isterdi. Bize daha 60 günde dokunmayan kalmadı. Demirel�e verilen 100 günlük şansı ben de istiyorum.� Diye konuştu.
HEP AYNI CÜMLE! 100 GÜN DOLMAK ÜZERE...

Ağustos 1999: Sağlık Bakanı Osmlan Durmuş, hastane polikliniklerinde yaşanan kargaşaya değinerek buralara numaratör konacağını ve böylece hastanın kendisine ne zaman sıra geleceğini bileceğini söyledi.
REFORM!

Ağustos 1999: Sağlık Bakanlığı, TCDD�nin satmak ya da devretmek istediği hastanelere talip oldu.
SONUÇ?

Ağustos 1999: Sağlık Bakanlığı, eczane enflasyonunu önlemek için harekete geçti. Sağlık Bakanı Osman Durmuş; hazırladıkları yasa tasarısı ile 3000 nüfusa bir eczane sınırlaması getireceklerini söyledi.
NE OLDU?

Ağustos 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş, fiziki yapısı düzgün hastanelerin devri konusunda özel sektör temsilcilerine çağrıda bulundu. Durmuş, özel sektöre, �Rantabl işleyen, fizik yapısı düzgün, kadrosu güzel hastanelerimize talip olun, size devredelim.� dedi.
ÖZELLEŞTİRME İTİRAFI!

Ağustos 1999: 17 Ağustos depreminden sonraki demeçleriyle kamuoyunun yoğun tepkisi ile karşılaşan MHP�li Sağlık Bakanı Osman Durmuş�a partisi sahip çıktı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, eleştirileri �Belli çevrelerin surda gedik açma gayreti� diye değerlendirirken, Grup Başkanvekili İsmail Köse de �Eleştiriler Marksistlerin işi� dedi.
YORUMSUZ!

Eylül 1999: Yunanistan�da bulunan Bakan Durmuş, aleyhindeki haberlerin marksistler tarafından düzenlenmiş bir saldırı olduğunu ileri sürerek Türk basınının da �güdümlü� bir basın olduğunu ve bu yüzden yabancı gazetecilerle ilişki kurduğunu belirtti.
MARKSİST BASIN!

Eylül 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; bazı köşe yazarları ve sorumlu yazı işleri müdürleri hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Bakanın, Türk Ceza Kanunu�nun 268. Maddesi 4. Fıkrası, 480. Maddesinin 4. Fıkrası ve 482. Maddesinin 2. Fıkrası gereği, suç duyurusunda bulunduğu yazarlar ve sorumlu yazı işleri müdürleri şunlar: Oktay Ekşi, Fatih Altaylı (Hürriyet Gazetesi), Derya Sazak (Milliyet Gazetesi), Okay Gönensin (Star Gazetesi), Oral Çalışlar (Cumhuriyet Gazetesi).
ELEŞTİRİLERE TAHAMMÜLSÜZLÜK!

Ekim 1999: Sağlık Bakanlığı atamalarında partizanlık yapıldığı iddialarını reddeden Osman Durmuş; mahkeme kararıyla görevine dönecek olan başhekimleri yine görevinden alacağını, yerlerine iş yapanları atayacağını söyledi.
HUKUK DEVLETİNE BAKIŞ!

Ekim 1999: Sağlık Bakanı Durmuş, hastane yapımı için para isteyen Silivri Kaymakamı Bayram Öz�e �Cami yaptırma dernekleri Bakanlıktan para mı istiyorlar?� diyerek tepki gösterdi.
SAĞLIKTA REFORM BÖYLE Mİ OLACAK?

Ekim 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; selefi ANAP�lı Bakan Halil İbrahim Özsoy hakkında fezleke düzenleyip Meclis�e gönderdi. Durmuş�un kendisini yargı yerine koyması, ANAP lideri Yılmaz�ın tepkisine neden oldu. Yılmaz; �Bu adam ya cahil, ya kasıtlı� dedi. Durmuş ise; �Yapılan çok büyük bir hata, Teftiş Kurulum ve hukukçularım yanlış yaptırdı, üzgünüm� dedi.
YORUMSUZ !

Kasım 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; Ecevit�in atamaları durduran genelgesine karşın, 15 Ekim�de 100 kişinin atamasını birden yaptı. Durmuş�un atadığı kişiler arasında MHP�li vekil Kürşat Eser�in eniştesi, MHP�li vekil Abdülkadir Akcan�ın eşi ve MHP lideri Devlet Bahçeli�nin avukatının kardeşi de bulunuyor. Durmuş; hastanelerin şef ve şef yardımcılıklarına da 18 günde 71 atama yaptı.
KADROLAŞMA TAM HIZ SÜRÜYOR !

Kasım 1999: Sağlık Bakanı Doç. Dr. Osman Durmuş; hastalara �gönülsüz� görev yapan doktorları şikayet etmeleri için 800�lü �Alo - Şikayet� telefon hatları kuracaklarını söyledi. Yurttaşlar, 800�lü telefon hattına vardiyalı sisteminde gönülsüz muayene yapan doktorları ihbar edecek...
BİR BU EKSİKTİ...

Kasım 1999: Sağlık Bakanı, Korkuteli Devlet Hastanesi�nde iki görevliye ilginç bir ceza verdi. Hastaneyi teftişi sırasında kaloriferlerin fazla yandığını öne süren Durmuş; iki görevliye devletin parasını israf ettikleri gerekçesiyle 5 dakika sıcak kaloriferi tutma cezası verdi. Daha sonra Elmalı ilçesine geçen Sağlık Bakanı�na 68 yaşındaki çiftçi Mehmet Ulutaş çiçek vererek �Hastanemizin ve sağlık ocaklarımızın sorunları var, bu çiçekler karşılığında sizden söz istiyorum� dedi. Durmuş da �İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen zenci; Devlet bana, ben de sizlere vereceğim� dedi.
SORUNLARA CİDDİ YAKLAŞIM VE KÖKLÜ ÇÖZÜM BU OLSA GEREK !

Kasım 1999: Sağlık Bakanı; 1994�de kapatılan Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü�nü, yasaların karşı hükmüne rağmen, �tek� imzayla yeniden açtı. Durmuş�a Milli Eğitim ve Maliye Bakanlıkları olumsuz görüş bildirirken, hem YÖK ve hem de kendi bürokratları, bu uygulama için �yasal değil� dedi.
�BEN YAPTIM, OLDU� ANLAYIŞINA TİPİK BİR ÖRNEK DAHA !

Kasım 1999:
Sağlık Bakanı Osman Durmuş; hastanelerdeki vardiya uygulamasının amacına ulaştığını söyledi.
KUYRUKLAR AZALDI MI? TEŞHİS YANLIŞ İKEN TEDAVİ DOĞRU OLABİLİR Mİ?

Kasım 1999: Deprem bölgesinde incelemelerde bulunan Sağlık Bakanı Osman Durmuş; depremzedelerin kış aylarıyla birlikte artan grip ve soğuk algınlığı ile ilgili yakınmalarına �Ben Ankara�da Meclis lojmanlarında oturuyorum. Oradaki oğlum da grip. Bunlar doğal vakalardır� dedi.

Aralık 1999: Sağlık Bakanı; Babuna kampanyası sonrasında yurtdışında kalan kanları �Karun Hazinesine� benzeterek �Karun hazinesini nasıl geri getirdiysek bu kanları da öyle getireceğiz� dedi.
KAN ÖRNEKLERİ HALA YURTDIŞINDA... DEMEÇLERİN PEK BİR DEĞERİ YOK...

Aralık 1999: Sağlık Bakanı; aynaya bakınca kendisinden korktuğunu ifade ederek �Ben de kendime dışarıdan baktığımda korkuyorum. Kendimi ayna karşısında izledim ve eleştirilere hak verdim. Ben aslında yumuşak kalpli bir insanım. İyi şeyler yapmak istiyorum, ama bunu ifade edemiyorum� dedi.
YORUMSUZ...

Aralık 1999: Sağlık Bakanı; hastane zeminleriyle de ilgileniyor. Antalya Devlet Hastanesi�ni ziyaret eden Bakan; zeminin granitle döşenmesini istedi. Başhekim konuyu inceledi ve emri rafa kaldırdı. Sonuç: Granitle döşeme sonucu eklenecek 600 tonu kolonlar taşıyamaz. Hastane çöker. Toplam masraf da 600 milyarı bulur. Oysa kauçuk mineflo döşemesi hem hafif hem de ucuz (150 milyar).

Aralık 1999: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; yeni hazırladığı bir proje ile doktorları evlere taşıyacağını ifade ederek �Doktorum Yanımda projesinde doktor bir telefonla vatandaşın evinde olacak. En fazla 5 milyonla vatandaş özel tedavisini yaptırabilecek� dedi. Bu proje ile doktorların da kazançlı olacağını ifade eden Durmuş � Doktor bir ayda diyelim 20 hastaya gitti. 2�şer milyondan 40 milyon cebine girerse doktor tabii ki görevini yapar� dedi.

Aralık 1999: Sağlık ve ilaçta KDV�nin % 15�den % 17�ye çıkarılmasına karşı olduğunu ifade eden Bakan Durmuş; �İlaç bir gıda maddesi değil. KDV oranının arttırılmaması gerekir. Bunu defalarca anlattım. Bakanlar Kurulu�nun ilk toplantısında bunu yine bakanlara anlatacağım� dedi.

Ocak 2000: Sağlık Bakanlığı�nın özel üniversite ve özel tıp fakültesi kuracağını belirten Müsteşar Haluk Tokuçoğlu; kurulacak üniversitede doktorların özlük haklarının temin edileceğini ve kaliteli hekim yetiştiri-leceğini ifade ederek, üniversitenin önümüzdeki yıldan itibaren eğitimin başlayacağını vurguladı.

Ocak 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; rüşvete ve yolsuzluğa izin vermeyeceğini belirterek �İster kendi dönemimde, ister daha önce atanmış olsun, rüşvet ve yolsuzluğa bulaşan herkesin peşindeyim� dedi.
MERAK EDİYORUZ: BAKANLIK BÜNYESİNDE KİMLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU? SONUÇLAR???

Ocak 2000:Sağlık Bakanı; Türklerin gribe karşı doğuştan aşılı olduğunu ifade ederek �Benim ülkem, benim insanım doğal aşılı, Avrupalılar gibi dirençsiz değil� dedi.

Şubat 2000: Koşuyolu Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesi, Dr. Siami Ersek Hastanesi ve Yüksek İhtisas Hastanesi�ni taliplisi çıktığı takdirde satışa sunacağını söyleyen Sağlık Bakanı Osman Durmuş; �Hastaneleri Kardemir gibi 1 liraya satmayacağım. Ama ederinin biraz altına verebilirim� dedi.

Mart 2000: Sağlık Bakanı; ücretsiz sağlığın ancak komünizmde olabileceğini belirtti.

Nisan 2000: 1920 yılından bu yana kullanılan Sağlık Bakanlığı logosu; Bakan Durmuş�un isteği üzerine değiştirildi.

Mayıs 2000: Manisa�da yaptığı hastane baskınlarında başhekimleri yerden yere vuran Sağlık Bakanı; �Acil hastalarla para pazarlığı yapanın canını fena yakarım, görevden alırım. Daha da olmazsa buraya gelir, dağıtırım� dedi.

Mayıs 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; bundan sonra yapılacak hastanelerde Türk tipi mimarinin kullanılacağını söyledi.

Mayıs 2000:Sağlık Bakanı Osman Durmuş; rüşvet alıp verirken kan dolaşımında heyecan, stres ve sevince bağlı değişiklikler meydana geleceğini; bunun da kalp hastalığı ve kalp krizi riskini yükselteceğini vurguladı.

Mayıs 2000: Yalova Termal tesislerinde incelemelerde bulunan Sağlık Bakanı; �Eğer Sağlık Bakanı olarak kalırsam Termal tesislerine 18 ayda modern bir otel yaptıracağım� dedi.

Mayıs 2000: Sağlık Bakanı Osman Durmuş; hazırlanacak yönetmelikle ölümünden sonra kullanılmak üzere böbreklerini bağışlayacak vatandaşlara cazip imkanlar sağlanacağını belirtti. Buna göre organ bağışında bulunanlar; devlet hastanelerinde öncelikli tedavi edilecekler, yılda bir kere ücretsiz check-up yaptırabilecekler, indirimli ilaç alabilecekler ve gerektiğinde tedavi için yurt dışına gönderilecekler.

Haziran 2000: Sağlık Bakanı; Tekirdağ�da sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını isteyen vatandaşlara öfkelenerek �Ücretsiz muayene olmak isteyenler Arnavutluk�a gitsin� dedi.

Temmuz 2000: Bakan Osman Durmuş; hastaneyi ziyaretinde kendisini kapıda karşılamayan Trabzon Numune Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Usta�yı �Bakan böyle mi karşılanır?� diyerek azarladı ve �Çık dışarı, saygısız herif!� deyip makamından kovdu. Ve Bakan Durmuş kendisini savundu: �Devletin itibarını korudum.� (!)

Temmuz 2000: Sağlık Bakanlığı�nın web sitesinde aşırı soğuklara karşı alınması gerekli önlemler konusunda vatandaşları Temmuz ayında da aydınlatmaya devam ediyor.

Ağustos 2000: Seferihisar�da hayırsever bir vatandaş tarafından yaptırılan hastanenin açılışını yapan Sağlık Bakanı Osman Durmuş; �Vatandaşı sağlıklı yaşatmak görevimiz� dedi ve ekledi: �Her hafta bir hastane açacağız.�



KARNE:Sağlık Bakanı ve çalışmaları

SONUÇ:BAŞARISIZ
� Halkın sağlık sorunlarına köklü çözüm: 0 (Sıfır)
� Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ekonomik sorunlarına çözüm: 0 (Sıfır)
� Hekimlerle ve hekimlerin meslek örgütleriyle ilişkiler: 1 (Bir)
� Temel sağlık hizmetlerini teşvik ve güçlendirme: 1 (Bir)
� Siyasi kadrolaşma: 9 (Dokuz)
� Çevre sağlığı çalışmaları: 2 (İki)
� Popülizm: 8 (Sekiz)
� Dış ilişkiler: 2 (İki)
� Üslup ve Tarz: 1 (Bir)
� Bütçe ve Matematik: 0 (Sıfır)
� Yasa ve yönetmeliklere saygı: 0 (Sıfır)
� Uzak görüşlülük: 1 (Bir)
� Hal ve gidiş: 0 (Sıfır)
� Sağlıkta özelleştirme politikaları: 8 (Sekiz)



MANŞETLERDEN... Depremin Bakan�ı

Akıl durduran zihniyet!  Milliyet, 23.8.1999
Ne yapıyor bu Bakan?  Star, Okay Gönensin, 24.8.1999
Kel alaka adam Star, Esen Ünür, 24.8.1999
Bakan�ın incileri  Star, 24.8.1999
ANAP�tan Durmuş�a eleştiri  Star, 24.8.1999
Sağlık Bakanlığı gönüllülere dil uzattı  Radikal, 21.8.1999
Sağlık Bakanlığı AKUT�a taktı  Gözcü, 24.8.1999
Sağlık Bakanı duble saçmalıyor Cumhuriyet, 24.8.1999
MHP�nin depremle imtihanı  Radikal, 27.8.1999
Bakan Durmuş�a inat  Radikal, 29.8.1999
Osman Durmuş olayı  Türkiye, Altemur Kılıç, 24.8.1999
Artık yeter Star, Ali Bayramoğlu, 24.8.1999
İstifa daveti... Milliyet, Melih Aşık, 24.8.1999
Hem Durmuş, hem oturmuş...  Cumhuriyet, Hikmet Çetinkaya, 24.8.1999
Bakanlığa yakışmayan adam  Gözcü, 25.8.1999
Devletin takdiri; kader Radikal, Yıldırım Türker, 29.8.1999
Sağlık Bakanı cinayet işliyor Cumhuriyet, Arif Kızılyalın, 25.8.1999
Bir Sağlık Bakanı aranıyor! Radikal, Okur Mektubu, 30.8.1999
MHP�nin depremdeki seyir defteri  Milliyet, Hasan Cemal, 29.8.1999
Asıl tehlike:Beyin depremi  Cumhuriyet, Oral Çalışlar, 24.8.1999
Ne �Boz�luğu kalacak, ne de �Kurt�luğu... Cumhuriyet, İlhan Selçuk, 26.8.1999
Aşağılık kompleksi  Radikal, 26.8.1999
Irkçılık! Milliyet, Taha Akyol, 27.8.1999
Önce sağlığa bak  Star, Gülgün Feyman, 28.8.1999
Unutulmayanlar Cumhuriyet, Hikmet Çetinkaya, 3.9.1999
Ah bu Marksistler Radikal, Arda Uskan, 30.8.1999
Bakan olmak Akşam, Rıza Zelyut, 25.8.1999



Osman Durmuş�un bazı atamaları

KİM? NEREDEN? NEREYE?
Doç. Dr. Haluk Tokuçoğlu MHPMerkez Yürütme Kurulu üyesi Müsteşar
Doç. Dr. Semih Yalçın MHPMerkez Yürütme Kurulu üyesi, tarih doçenti Müsteşar Yardımcısı
Doç. Dr. Sefer Aycan Arkadaşının ev arkadaşı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü
Zinnur Çoban Devlet Bahçeli�nin koruma polisi Müşavir
Sedat Kulaksız Devlet Bahçeli�nin özel kalemi Bakanlık Müdürü
Ali Durmuş Yeğeni Koruma polisi
Fuat Durmuş Üvey kardeşi Personel Genel Müdür Yardımcısı
Doç. Dr. Sacit Turanlı Üvey kardeşin ticari dostu Acil Yardım Trafik Hastanesi Başhekimi
Gülsüm Mamalı MHP İzmir İl Başkanı�nın eşi Behçet Uz Hastanesi Müdür Yardımcısı

Bunun yanında çok sayıda başhekim değişti. Sağlık grup başkanları değişti, bir çok sağlık çalışanı �görev yeri değişikliğine�uğradı. Yani sürgün edildi.



GÜNDEM

Bir Ankara heyecanı daha...
Dr. Veysi ÜLGEN

Soğukta, sıcakta, yağmurda, karda yürüdüler. Doğal fırtınalar yetmedi, üniformalı fırtınalar da onları durduramadı. Ankara�ya batıdan, doğudan, kuzeyden ve güneyden yürüdüler. Uykusuzdular. Ama coşkuluydular. Cesaretliydiler.
Kimdi onlar. Kapı kulluğunu bırakıp, kamu emekçiliğine dönüşen ücretli çalışanlardı. Devletin ısrarla memur gördüğü; fikri, kalemi, steteskopu, enjektörü, elleri ile hizmeti üreten binlerce emekçiydi.
Sayın Bakan, on yıldır yüz binlerin içinde heyecanıyla, teriyle, emeğiyle yer almış sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini, 8 Temmuz�da bir kez daha Ankara yollarına dökmüştü.
Sağlık birimlerinde kadrolaşma eksiksiz ve ivedi bir şekilde devam ediyor, müsteşar, genel müdür, müdür muavini, şef, şef yardımcısı bütün mevki ve makamlar kendi yandaşlarına ayrılıyordu. Sıra normal memurlara gelmişti.
İstanbul�da 112 Acil hizmetlerindeki hemşirelerin tümü sistemden çıkarılmıştı. Ülke genelinde SES ve tabip odaları üye ve yöneticilerinin sürgün edilmeye başlanması, demokratik tepkilerin önlenmesi içindi. SES�in genel başkanı sürgün edilmeye çalışılmış, ancak başarısız kalınmıştı.
Oldukça sıcak geçen bir yazın ortasında sağlık emekçileri için bir kez daha Ankara�ya gitmekten başka çare kalmamıştı. Tıpkı 1997�de o dönemin iktidarının yine benzer kadrolaşmaya karşı 1 Mart Ankara yürüyüşü gibi.
İlk buluşma Bakırköy SES şubede gerçekleşiyor. Mecidiyeköy�de Aksaray ve Şişli SES şubeleri ile buluşuluyor. Üç şubenin buluşması ile eylem de başlamış oluyor. Ankara yürüyüşleri kendi ortak türkülerini de birleştirmiş. Türkülere eşlik etmek zor olmuyor emekçiler için. Her bekleme halaylarla sürüyor. Katılanlar arasında hekimlerin az oluşu yine üzüyor. Yine yürüyüşe katılmayanların otobüslerin uğurlanmasına gelmeyişi de bir eksiklik olarak kendisini hissettiriyor. Eylemin sadece SES eylemi olması alışılmadık bir gidişi ortaya çıkarmış. Her zamanki büyük kalabalıklar ortada yok. Ama her zamanki polis gücü yerinde duruyor.
Kadıköy SES ile İstanbul çıkışı Gebze�de bir benzin istasyonunda buluşma gerçekleştiriliyor. Burada çekilen halaylar, atılan sloganlar morali iyice artırıyor. Bekle bizi Ankara, geliyoruz!
SES Genel Merkez yöneticileri bizi Ankara girişinde karşılıyor. Son moladan sonra hipodroma giriş başlıyor. Hipodromda ülkenin batısından, doğusundan, kuzeyinden, güneyinden gelen emekçiler hasret gideriyorlar. Tunceli�den gelen sağlık emekçisi şube pankartına sıkıca sarılmış ve kortejdeki yerini almış. Yıllardır sürgünleri yoğun olarak yaşayan bu ilimiz sağlık emekçileri için eylemin ayrı bir önemi var. Yine Uşak�tan, Burdur�dan, Malatya�dan gelen sağlık çalışanlarının yüzlerinde yorgunluktan eser yok. Birazdan enerjilerini birbirlerine katacaklar. Güçleri büyüyecek.
Yürüyüşün ana talepleri sürgünlerin geri alınması, kadrolaşmanın durdurulması, tasarrufların iadesi ve en önemlisi sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ücretlerinin iyileştirilmesi. Bu yönde hazırlanmış çok sayıda pankart ve dövizler taşınıyor. Yine bunlara paralel sloganlar otobüsten ve kortejden megafonlar eşliğinde atılıyor. Bu yönde bir bütünlük sağlanmaya çalışılıyor. Bu taleplerin yanında sendikal ve demokratik talepler de vurgulanıyor.
Yürüyüş aşırı sıcağa rağmen paralı sağlık politikalarının karşıtı, sürgünlerin geri alınması, kadrolaşmanın durdurulması,tasarrufların iadesi ve sendikal taleplerin ara müzikler eşliğinde atılması ile sürüyor. Tipik bir KESK eylemi. Hekim kitlesinin büyük kesiminin çoğu zaman yanındaki hemşire, şoför, yardımcı personelin de dinlediği ve basından izlediği memur eylemi olanca coşkusu ile devam ediyor.
Hekimlerin biraz da TTB�nin beyaz eylemlerinden de bildiği Ankara yürüyüşlerinden biri daha Sağlık Bakanlığı�na varıyor. Sıhhiye�de sanki yürüyüş yeni başlamış gibi sloganlar diri ve canlı atılıyor. Temmuz sıcağına rağmen sağlık ve sosyal hizmet emekçileri ayakta. KESK genel başkanının konuşmasından sonra SES genel başkanı Cevher Tosun konuşmaya başlıyor. Bir anonsla yeni bir gelişmenin olduğu görülüyor. Sağlık bakanımız SES heyeti ile görüşmeyi kabul etmiş. Bunun üzerine kitle sıcakta görüşmenin sonucunu bekliyor. Yaklaşık dört saat sonra SES genel başkanı, Bakan ile olan görüşmeyi kitleye açıklıyor. Bakan�a sürgünler, kadrolaşma ve ücretlerin iyileştirilmesine yönelik taleplerin iletildiği, kendisinin bunlarla ilgileneceği ve olanlarda sorumluluğun çoğunun Bakanlar Kurulu�nda ve üst partili yöneticilerde olduğunu söylediği açıklanıyor. Tipik bir bakan konuşması.
Başkan Bakan�a SES�in bu taleplerin arkasında olduğunu ve çözümler olmadığı sürece eylemlere devam edeceklerini de ilettiğini vurguluyor. Alandaki SES üyeleri bu vurguyu kuvvetli alkışlarla teyid ediyor.
Yürüyüş sonrasında otobüsde coşku yine devam ediyor. Türküler, şiirler, marşlar... Paylaşmak güzeldir. Bir kez daha bunu beraber yaşıyoruz. Ve bileniyoruz. Bir dahaki eylemlerde buluşmak üzere kısa vedalar gerçekleşiyor. Kimimiz işyerlerimize, kimimiz evlerimize... Bekle bizi Ankara, yine geleceğiz.



Tababet Uzmanlık Yönetmelik Değişikliği: Bakanlık yetkilerini artırıyor
Dr. Kürşat YILDIZ

Sağlık Bakanlığı, eğitim hastanelerinde özellikle şef ve şef yardımcılarının belirlenmesinde yeni bir düzenleme getiren bir Yönetmelik değişikliğini 12 Ağustos günü Resmi Gazete�de yayınlayarak yürürlüğe koydu.
Bakanlığın bu konuda daha önce hazırladığı taslak, eğiticilerden ve Tabip Odalarından yoğun eleştiriler almıştı. Sağlık Bakanı Osman Durmuş, İstanbul Tabip Odası Yöneticileri tarafından kendisine iletilen bu eleştiriler karşısında eğiticilerin ve Tabip Odası�nın görüşlerini almadan taslağın yürürlüğe konulmayacağı sözü vermişti. Sağlık Bakanı ile İstanbul Sağlık Müdürlüğü�nde yapılan görüşmede buna benzer konuların sonbaharda yapılacak bir �Sağlık Eğitimi Şurası�nda tartışılarak karara bağlanması benimsenmişti. Bu görüşmede özellikle şef ve şef yardımcılarının belirlenmesinde uygulanacak yöntemler konusunda duyulan kaygılar Sağlık Bakanı�na yazılı olarak iletilmişti.
İstanbul�daki eğitim hastanelerinin temsilcileri ardarda 3 toplantı yaparak yönetmelik taslağı hakkındaki görüşlerini ortak bir metin haline getirmiş ve İstanbul Tabip Odası aracılığıyla Sağlık Bakanlığı�na iletmişlerdi.
Bu konudaki uyarıların Sağlık Bakanlığı�nın görüşlerini pek etkilemediği ve Bakan Durmuş�un verdiği sözü tutmadığı ortaya çıktı. Taslakta küçük düzeltmeler yapılarak Yönetmelik değişikliği Resmi Gazete�de yayınlandı. Örneğin daha önce taslakta yer alan eğitim hastanelerinde kurulması planlanan �Anabilim dalı Başkanlığı�ndan vazgeçildiği, bunun yerine �koordinatör şef� kavramının konulduğu görülmektedir.

JÜRİLERİ VE SINAV SİSTEMİNİ, EPKK ÜYELERİNİ BAKANLIK BELİRLİYOR
En kritik noktalarda (Şef ve şef yardımcılığı sınavları, jürilerin oluşumu, EPKK üyelerinin belirlenmesi) ise Bakanlık müdahaleci tutumunda ısrar etmektedir. Sağlık Bakanlığı�nın herşeyden önce verilen sözlere rağmen konuyu oldubittiye getirmiş olması, tabip odaları ve hekimlerle Sağlık Bakanlığı arasında olması arzu edilen güven ortamı açısından son derece tahrip edicidir. Bu haliyle Sağlık Bakanlığı�nın eğitim hastanelerinde kadroları belirlemek konusunda merkezi iktidar yetkisini elinde tutmaya kararlı olduğu anlaşılmaktadır. Objektif ve tartışmasız değerlendirme ve seçme yöntemleri yerine, jürileri ve karar organlarını Bakanlığın belirlediği, subjektif değerlendirmelere açık bir sistem tercih edilmektedir.

KADROLAŞMA HAZIRLIĞI MI?
Geçmiş yıllarda yaşanan şaibeli sınav sistemine geri dönüleceği ortaya çıkmaktadır. 57. Hükümetin siyasi kadrolaşma konusunda en çok eleştiri alan Bakanlıklarından biri olan Sağlık Bakanlığı, bu değerlendirmelere haklılık kazandıracak yeni bir adım atmaya hazırlanmaktadır. Son olarak 71 uzmanı sınavsız olarak eğitim hastanelerine şef veya şef yardımcısı olarak ataması nedeniyle mahkemelik durumda olan Sağlık Bakanı�nın verdiği sözlere, eğitim hastanelerinden ve tabip odalarından gelen bu uyarılara rağmen yönetmelikte Bakanlık insiyatifini artıran değişiklikler yapmasının, siyasi kadrolaşma arzusundan başka türlü açıklanması zordur.
Eğitim hastanelerimizin nitelikli bir eğitim ve hizmet verebilmeleri açısından, eğiticilerin ve yöneticilerin belirlenmesi kritik önemdedir. Başhekim atamalarındaki partizanlık ve kadrolaşma, kamuoyu tarafından yakından izlenmektedir.
Eğiticileri belirlerken bilgi, beceri, liyakat ve yetkinliği esas alan şeffaf ve objektif yöntemlerin yerleştirilmesi şarttır. Kadroların ilanı, jürilerin oluşumu, sınavlar bu ilkelere uygun olarak gerçekleştirilmedikçe sağlık sistemimizde önemli bir ağırlığı olan eğitim hastanelerindeki sağlık hizmeti ve eğitim kalitesinden şikayet etmeye devam edilmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Yönetmelik değişikliği ne getiriyor?

� Madde 3. Bu madde Tababet Uzmanlık Yönetmeliği�nde yer alan deyimleri tanımlamaktadır. Bu maddenin 5. Fıkrasında �Yataksız Sağlık Kurumu� yerine �Yataksız Eğitim Kurumu� deyimi getirilmektedir. Daha önce bu kurumlarda asistan yetiştirilebileceği geçerli iken değişiklik ile �belli branşlarda eğitim verme yetkisi� tanınmaktadır.
� Madde 8. Kurumların yatak sayısını belirleyen bu maddede bazı değişiklikler yer almaktadır. Eğitim yetkisi için gerekli yatak sayısı; Genel eğitim hastanelerinde 400�den 300�e, Özel dal eğitim hastanelerinde (Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi EAH için 400�den 200�e, Ruh ve Sinir Hastalıkları EAH için 500�den 300�e, Çocuk Hastalıkları EAH�nde 300�den 200�e indiriliyor. Doğumevleri ve Kadın Hastalıkları EAH için 125�ten 150�ye çıkarılıyor. Birimlerde en az 20 yatak bulunması zorunluluğu getiriliyor.
� Madde 15. Eğitim Planlama ve Koordinasyon Kurulu:Kurul�un üye sayısı Genel Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde 8 (5), Özel Dal EAH 5 (3) olarak değiştiriliyor. EPKK, kurum amiri ve koordinatör şeflerin kendi aralarından gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşuyor. (Yürürlükteki yönetmelikte EPKK üyeleri şef, şef yardımcısı ve başasistanların oylarıyla seçilmektedir.)
� Madde 20. Eğitim Kadroları:Koordinatör şef, o dalda görev yapan şeflerin arasından Bakanlıkça 3 yıllığına atanıyor.
� Madde 21. Asistan Kapasitesi:Halen yönetmelikçe standart olarak saptanmış olan asistan sayıları, yeni değişikliğe göre Bakanlıkça belirleniyor.
� Madde 30. Şef ve Şef yardımcılığı sınavları ve jürilerin teşkili:Değişiklikle sınavların birinci kademesi yabancı dil sınavı, ikinci kademesi yayınların değerlendirilmesi, üçüncü kademesi de mesleki bilgi, beceri ve yetenek ile eğitim ve öğretim yapabilme yeteneği olarak öngörülüyor. Buna göre merkezi mesleki bilgi sınavı kaldırılıyor. Üçüncü aşama sınavlarına girebilmek için yayınların Bakanlıkça oluşturulan 5�er kişilik jüri tarafından değerlendirilerek kabul edilmesi yeterli görülüyor. Mülakat jürisinin oluşumunda kura sistemi kaldırılıyor. Jüri Bakanlıkça belirleniyor. Jüri üyelerinin beşi de aynı uzmanlık dalından seçiliyor. Jüride üniversiteden de aynı uzmanlık dalından en fazla iki üye yer alabiliyor.
� Madde 31. Yabancı Dil Sınavı:Adayın yabancı dil sınavında alması gereken puan 70�ten 60�a indiriliyor. Sınavın yapıldığı yıl itibarıyla KPDS sınavından en az �C� yerine �D� almak yeterli görülüyor. Halen ÖSYM tarafından yapılan Yabancı Dil Sınavı�nın Bakanlıkça veya �Öğrenci Değerlendirme ve Yerleştirme Merkezi� tarafından da yapılabilmesi seçeneği getiriliyor.
� Madde 38. Başasistanları atama ve nakilleri:Başasistanlık için ilgili dalda �5 yıldan fazla uzman olmamak� koşulu getiriliyor. Boş kadroları Bakanlık ilan ediyor. Sağlık Bakanlığı, ÖDYM veya ÖSYM�nin yapacağı merkezi bir Yabancı dil sınavında başarılı olmak veya KPDS�de �D� almak gerekiyor. Bakanlıkça her uzmanlık dalı için ayrı ayrı oluşturulan beşer kişilik jüriler tarafindan adayların yayınları ve özgeçmişi dosya üzerinden değerlendirilerek seçilenler atanıyor. Başasistanlık süresi 3 yıl olarak belirleniyor. Belli koşullarda (Eğitim etkinliklerine katılım) bu süre iki kez uzatılabiliyor. Yönetmeliğin yayımı tarihinde 9 yıl ve daha uzun süredir başasistan olanlara bir defaya mahsus ek süre tanınıyor. Bu süreleri tamamlayanlar aynı veya başka hastaneye uzman olarak atanıyor.

Tez yapmanın yararları!
SAHNE 1:
Bir tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk birşeyler yazıyor.
 Oradan geçen bir tilki:
- Hey tavşan, ne yazıyorsun?
- Doktora tezimi yazıyorum.
- Ha öyle mi, çok güzel. Ne hakkında?
- Tavşanların tilkileri nasıl yedikleri hakkında.
- Yok canım olur mu öyle şey?  Hiç tavşanlar tilki yer mi?
- Olur canım. Gel istersen sana ispat edeyim. Beraberce tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra tavşan tek  başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, �tak tuk� birşeyler yazmaya devam eder. Daha sonra oradan geçer bir kurt tavşanı görür.
- Hey tavşan, ne yazıyorsun?
- Doktora tezimi.
- Ne hakkında?
- Tavşanların kurtları yemesi hakkında.
- Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır?
- Doğru olmaz mı? Gel istersen göstereyim. Yine beraberce yuvaya girerler. Tavşan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.

SAHNE 2:
Tavşanın yuvasının içi. Bir köşede tilkinin kemikleri, Bir köşede kurdun kemikleri. Diğer tarafta bir arslan kürdanla dişlerini temizliyor.
SONUÇ VE ANA FİKİR:
Doktora tezi yapmak için tezin önemi yoktur, konunun da önemi yoktur. Önemli olan tez danışmanıdır.



Tababet Uzmanlık Yönetmelik Değişikliği hakkında değerlendirme
Dr. Kürşat YILDIZ

� Yataksız eğitim kurumlarına eğitim yetkisi verilmesi. Bu maddenin gerekçesi olmadığından değişikliğin amacını anlamak mümkün değildir. Ancak gelecekte özel laboratuvar ve tanı merkezlerine eğitim yetkisi hedefleniyorsa bunun yaratacağı sakıncalar dikkate alınmalıdır.
� Eğitim Planlama ve Koordinasyon Kurulu ile ilgili değişiklikler. EPKK üyelerinin sayılarının artırılması yerinde bir karar olabilir. Ancak hepsi de Bakanlıkça atanan koordinatör şefler arasından ve sadece onların oylarıyla seçilmesi seçimi göstermelik bir niteliğe sokmaktadır. Dolaylı olarak EPKK�nu Bakanlık seçmiş olmaktadır. Tersine EPKK�nın özerkleşmesi ve eğitim hastanelerinin yönetiminde daha etkili olması beklenmektedir.
� Asistan kadroları. Daha önce belli standartlara bağlanmış olan asistan sayısının Bakanlıkça istendiği zaman değiştirilebilir hale gelmesi eğitim birimlerine yukarıdan müdahalelere zemin hazırlamaktadır.
� Şef ve şef yardımcılığı sınavları ve jürilerin teşkili. Daha önce uygulanan üç aşamalı sınav konusunda İstanbul�daki eğiticilerle yaptığımız değerlendirme toplantılarında özellikle hazırlanan test soruları ile ilgili eleştiriler olmakla birlikte böyle bir yöntemin daha adaletli ve objektif olduğu kabul görmüştü. Merkezi bilim sınavının kaldırılmasının sözel olarak ifade edilen dört gerekçesi var:
1- ÖSYM�nin yaptığı sınav kalitesinin iyi olmadığı (Sınavdaki başarı oranlarının uzmanlık dallarına göre değişmesi ve bazı dallarda çok düşük olması).
2- ÖSYM�nin sınav hazırlığı için uzun bir süre istemesi (Sağlık Bakanlığı bu sürenin 17 ay olduğunu belirtmektedir).
3- ÖSYM�nin bu sınav için istediği ücretin çok yüksek olması.
4- Üniversitelerin yaptığı doçentlik sınavında böyle bir merkezi sınav yönteminin olmaması.
Objektif ve eşitlikçi bir yöntem olan merkezi sınav yerine yayınların değerlendirilmesi gibi öznel değerlendirmelere açık bir sistem getirilmesi uygun değildir. Üstelik yayınları değerlendiren jüri gibi mülakat jürisi de Bakanlıkça belirlenmektedir.
Özetle Sağlık Bakanlığı, üzerinde hiçbir şaibe olmaması gereken eğiticilerin belirlenmesi ile ilgili her aşamada kontrolü elinde bulundurmakta, bu yetkisini nasıl kullanacağı konusunda hiçbir ölçü ve sınır getirmemektedir.
Doçentlik sınavlarında da merkezi bilgi sınavı veya yeterlilik sınavı gündeme gelmiş, yayınların değerlendirilmesi konusunda objektif kriterler geliştirilerek kısmen uygulamaya konulmuştur. Sağlık Bakanlığı ileri gitmek için sınav sistemindeki eksikleri gidermek yerine tümden kaldırma yolunu seçmektedir. Jüri üyelerinin hepsinin aynı uzmanlık dalından olması olumlu bir değişikliktir.
� Yabancı dil sınavı. KPDS�de barajın 60�a indirilmesi benimsenebilecek bir değişikliktir. Ancak yabancı dil sınavının Sağlık Bakanlığı tarafından yapılması, bu konuda kuşkulara yol açacaktır. Bu metinde ilk kez ifade edilen Öğrenci Değerlendirme ve Yerleştirme Merkezi�nin ne olduğu anlaşılmamaktadır.
� Başasistan atama ve nakilleri. Başasistanlık boş kadrolarının ilan edilmesi olumlu bir gelişmedir. Başasistanlıkta süresi dolan uzmanların sürelerinin EPKK�nın kararından sonra Bakanlıkça uygun görülmesi halinde uzatılabilmesi de keyfi değerlendirmelere açık olması bakımından endişe vericidir.

Yönetmelik değişikliğinde Bakanlık yetkisi

� Koordinatör şef 3 yıllığına Bakanlıkça atanır. Süresi biten tekrar atanabilir.
� Birimlerde en fazla kaç asistan bulunabileceği Bakanlıkça belirlenir.
� Başasistan olabilmek için yabancı dil sınavı Bakanlıkça, ÖDYM veya ÖSYM tarafından yapılır.
� Şeflik sınavları için yayınların değerlendirilmesi ve mülakat ve pratik sınavı için Bakanlıkça beşer kişilik jüri oluşturulur. Anabilim Dalı Başkanı ve Şef sayısı yetersiz ise fakülte öğretim üyeleri arasından Bakanlıkça yeterli sayıda üye seçilir.
� Şef ve şef yardımcılığı için yabancı dil sınavı Bakanlıkça veya ÖSYM tarafından yapılır. Yayınları kabul edilen adaylar, Bakanlıkça tespit edilen bir eğitim kurumunda jüri tarafından seçilecek bir hasta üzerinde ........ değerlendirilir.
� Başasistan atamaları için Bakanlıkça beşer kişilik jüri ouşturulur.
� Başasistanlıkta süresi dolan uzmanların süreleri Bakanlıkça uygun görülmesi halinde en fazla iki defa olmak üzere iki kez uzatılabilir.



Tütün Kontrolu Çerçeve Sözleşmesi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)Tütün Kontrolu Çerçeve Sözleşmesi için çaba gösteriyor. Bu konuda kamu adına tütünün kullanımı ve reklamının sınırlanması ve karşı tezleri savunanlar bir forumda buluşacak.
31 Mayıs 1995 tarihinde kurulan Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi de son dönem çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırdı. Uluslararası tütün endüstrisi firmaları da hükümet üzerindeki yönlendirme çabalarını artırdı. Çokuluslu sigara firmalarının ev sahibi ülkeler ise sözleşmeye karşı çıkıyor. Türkiye�yi tütün üreten bir ülke olarak bu sözleşmeye imza atmamaya ikna etmek amacıyla değişik yöntemler deneniyor.
Dünya Bankası hesaplarına göre, bugün Dünyada 1.1 milyar sigara içicisi var. Bu sayı önlem alınmadığı takdirde 2030 yıllarında 1.6 milyarı bulacak. Eğer Tütün Kontrolu Çerçeve Sözleşmesi olağanüstü bir başarı sağlarsa, içici sayısının 30 yıl içine 1 milyar olarak kalacağı öngörülüyor. Ancak, sigara içenlerin sayısına artış hızla devam ederse, bu artış Türk tütününe yansımayacak, yine kazanan Türk pazarına da sahip olançok uluslu sigara firmaları olacak. Bedeli ise halkını bu alışkanlıklardan kurtaramayan hükümetler sağlık harcamaları ile ödeyecek.
Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Dönem Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı�nın 11. Dünya Tütün ve Sağlık Kongresi izlenimlerini sunuyoruz:
� Chicago�da yapılan Kongre�ye Türkiye�den Prof. Erol Sezer, Prof. Nazmi Bilir, Prof. Münevver Büyükpamukçu, Prof. Tezer Kutluk, Dr. Ali Yılmaz ile Amerika Birleşik Devletlerinden Türk olarak Dünya Bankasından Sayın Ayda Yürekli ve Colarado Üniversitesinden Hülya Yüksel katıldı.
� Kongreye 4500 kişi kayıt yaptırdı. Amerikan Kanser Derneği, Amerikan Tabipler Birliği, Robert Wood Johnson Vakfı, Amerikan Kalp Derneği, Amerikan Kalp Derneği, Amerikan Akciğer Derneği, Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, Milli Kanser Enstitüsü 10 milyon dolar yatırarak katkıda bulunmuşlar. Kişi başına hesap yapılınca aşağı yukarı adam başı 300 dolar subvansiyon olduğu ortaya çıkıyor. Açıkçası kongre para kazanmak bir yana şan için yapılmıştı. 300 gelişmekte olan ülke çalışanına burs verip çağırmışlardı.
� Açılışı bir kılızderili yaptı. Tütünün, yaratıcıya şükretmek için kullanılan bir seromoni bitkisi olduğunu ve bizim yanlış kullandığımızı anlattı.
� Plenary seansları, çok ilginçti. Bir gün sigara firmaları için çalışıp isyan etmiş bilim adamları paneli vardı. Yani çok sayıda köstebek filmini arka arkaya seyrettik. Bir gün 15 yıl sonra dünyada sigara ne olacak oturumu vardı. Bir gün de sigara firmalarının patronu rolünü oynayan David Simpson bütün endüstri mahkeme dökümanlarını arka arkaya bağlayarak bir konuşma yaptı. Bütün paneller olağanüstü idi.
� David Simpson�un arkasından dört ülke kendi başarı öykülerini anlattı. (Biz öncesindeki bursiyer programında sunduk ve hergün basılan kongre gazetesinde basıldı). Polonya politik partilerin sigara endüstrisinden para almasını yasaklayan kanun çıkarmış. Bangladeş John Player Special�ın yaptığı bütün limanları gezerek reklam yapan teknenin girmesini Yargıtay kararı ile durdurmuş.
� Luther Terry Award ismiyle büyük ödüller dağıtıldı. Surgeon Generallar ödülleri verildi. Eski Surgeon General Everett Koop (Çocuk cerrahı-84 yaşında) kapanış konuşmasını da yaptı. Hala çok zeki ve akıllı.
� Kişisel liderlik dalında Prof. Judith Mackay, ve Prof. Prakit Vateesatokit ödül aldılar. Judit Mackay aslen İngiliz olan bir çocuk doktoru 33 yıldır Hong Kong�da oturuyor. Kendi cebinden yaptığı 60.000 dolar harcama ile kurduğu bir sigara kampanyası çok başarılı oluyor. Bütün Uzak Doğu hükümetlerinin danışmanlığını yapıyor ve hepsinin sigara kanunlarına yardım etmiş inanılmaz bir kadın. Prakit ise bir Thailand�lı göğüs hastalıkları uzmanı. İlkokuldan sonra babasının parası olmadığı için okuldan alınmış ve çalışmaya başlamış. Kendisi dışardan okuyarak tıp fakültesine girmiş. Yani ilkokul ve üniversite arası okula gidememiş. Göğüs Hastalıklarında çalışırken hastalarının çoğunun sigara nedeniyle hastalandığını izleyip mücadeleye başlamış. Dünya Ticüret Örgütünün anlaşması gereği Taylandı yabancı sigara almaya zorlaması üzerine kalkıp Cenevre�ye gitmiş ve WTOile tartışmış. Amacı sigaranın ticaret anlaşmalarından çıkarılması.
� Hayat boyu mücadele ödüllerini ise Nigel Gray ve Kjell Bjarveit aldılar. Gray Avusturyalı bir pediatrist. Bjarveit Norveçli. Sigarayla mücadelenin politik bir mücadele olduğunu ilk kez ortaya koyan kişi. IUATLD Başkanı, birlikte çalışıyoruz.
� Güney Afrika Sağlık Bakanı zenci bir hanım 25 yıl sürgünde kalmış geçen yıl çok güçlü bir yasa çıkardığı için ödül aldı. Konuşması bu konuya ne kadar inanmış olduğunu gösteriyordu. Tanrı herkese böyle bir bakan nasip etsin. Galiba bu nedenle bir dahaki 2006 kongresini Güney Afrika�ya verecekler. Kulisleri şimdiden başladı. Kongreyi verdikleri hükümetin çok inanmış ve destekçi olduğunu bilmek istiyorlar.
� 60 ayrı dil konuşuluyordu. İnanılmaz güzel insanlar. Afrikalılar hep şarkı söyleyip dans ediyorlardı. �Siz ne kadar neşelisiniz� dedim. �Başka hiç bir şeyimiz yok ki� dediler. O Hintlilerin, Sri Lankalıların, Barbadosluların sigarayla savaşma gücünü, coşkusunu ve umudunu görmeliydiniz.



F tipi cezaevlerine ilişkin TTB ön raporu

Adalet Bakanlığı tarafından 1997 yılında projelendirilen ve kamuoyunda uzun suredir �hücre tipi cezaevi� olarak tartışılan �yüksek güvenlikli cezaevleri� TTB İnsan Hakları Kolu tarafından 1997 yılında düzenlenen �Cezaevleri Sempozyumu�nda �hücre tipi cezaevi� alt başlığı altında tıbbi boyutlarıyla tartışılmış ve izolasyonun insanın psişik ve fizik yapısı üzerinde yaratacağı ciddi tahribatlarından dolayı sempozyum sonuç bildirgesinde hücre tipi cezaevinin tıbbi açıdan sakıncalı olduğu belirtilmiştir.
16 Haziran 2000 tarihinde İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi Çalışma Gurubu�nun çağrısı üzerine Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi�ni inceleme amacıyla oluşturulan heyete Mimarlar Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası�nın yanısıra İstanbul Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu üyeleri de katılmış ve inşaatı tamamlanmakta olan cezaevinde incelemelerde bulunmuştur.
Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi, Kandıra Mevkiinde şehir merkezinden oldukça uzak bir bölgede kurulmuştur. Çevresinde yerleşim birimi bulunmayan cezaevi 70 dönümlük arazi üzerinde inşa edilmiştir. Oturum alanı 17 bin metrekare olan cezaevi toplam 373 kişilik kapasiteye sahiptir ve 103 adet küçük grup izolasyon ünitesi (3 kişilik),64 adet tek kişilik hücreden oluşmuştur.
3 kişilik küçük grup izolasyon üniteleri iki kat halinde inşa edilmiştir. 25 metrekarelik alt kat bir adet tuvalet içermekte olup tuvalet aynı zamanda banyo amacıyla da kullanılacak şekilde düşünülmüştür. Üst kat yatma amacıyla oluşturulmuştur ve havalandırmrya bakan iki adet pencere içermektedir. Üst katta ısınma amacıyla küçük bir radyatör bulunmaktadır. Alt katta mazgal deliği içeren bir demir kapı açılmakta ve kapının 3/1 alt bölümünde yemek servisinin yapılacağı bir aralık bulunmaktadır. Alt kattan havalandırmaya açılan bir kapı mevcuttur ve içeriden kilit sistemine sahiptir. Havalandırma 50 metrekarelik beton alandır ve çevresi 8 metrelik beton duvarlarla çevrilidir. Her koridora üç adet ünite açılmakta ve bunların arsında oldukça uzun mesafeler bulunmaktadır.
Tek kattan ibaret olan tek kişilik hücreler 8 metrekarelik kullanım alanına sahiptir. Aynı nitelikleri taşıyan bir kapıyla girilen hücre bir tuvalet içermektedir, havalandırmaya bakan bir penceresi mevcuttur. Küçük grup izolasyon ünitelerinden farklı olarak aynı zamanda dışarıdan da kilit sistemine sahip bir kapıyla 25 metrekarelik aynı nitelikli bir havalandırma bölümüne açılmaktadır. Bu havalandırma alanına iki adet hücre kapısı açılmaktadır.
Tek kişilik hücrelerin üst katında iş atölyesi amacıyla oluşturulmuş birimler mevcuttur.Bakanlık yetkililerinin verdiği bilgilere göre tretmana yanıt verecek tutuklu ve hükümlüler günün belirli saatlerinde bu bölümde değişik uğraşılarda bulunabileceklerdir. Bu birimler dışında ortak mekanlar olarak küçük bir spor salonu ve bir kitaplık adası oluşturulmuştur.
Cezaevleri Genel Müdürlüğü yetkilileri yüksek güvenlikli cezaevlerinde uygulamaya ilişkin sorulara henüz bu konu üzerinde çalışmaların devam ediyor olması gerekçesiyle yanıt vermemişlerdir.

DEĞERLENDİRME
1- Yapılan inceleme, oda tipi - hücre tipi tartışmasını bizler açısından ortadan kaldırmıştır. Yetkililer hücre - oda ayrımını yanlızca mimari açıdan yapmakta ve salt karanlık nemli ortamları hücre olarak tarif etmektedirler. Oysa mimari ortamdan bağımsız olarak hücre, izole bir birimi tarif etmektedir. F tipi cezaevleri, bütün tasarımıyla izolasyona yönelik olarak planlanmıştır.
a) Cezaevi yerleşim mekkezlerinden uzak bir bölgede inşa edilmiştir. Çevresindeki 500 metrelik bir alan kamulaştırılarak içinde herhangi bir yapıya izin verilmeyecektir. Cezaevinin dışındaki bu boş alan sürekli olarak video kameralar ve görevlilerce gözetlenecektir.
b) Bu tip cezaevlerinin kurulduğu alan 70 dönüm olmasına rağmen oturum alanı 17 bin metrekaredir. Alanın büyük bir bölümü izolasyon amacıyla kullanılmıştır.
c) Cezaevinde ortak kullanım mekanları çok kısıtlıdır. Ayrıca bu alanların kullanımının tretmana alınan yanıta göre bireysel olarak planlanacağı belirtilmektedir.
d) Tek kişilik izolasyon ünitesinde tutulacak olan kişilerin kalacakları mekanlar (hücre) bir başkasıyla iletişimi bütünüyle engelleyebilecek bir tasarıma sahiptir. Havalandırma alanına iki ayrı hücre kapısının açılması iletişim açısından bir değer taşımamaktadır. Havalandırmaya çıkılıp çıkılmayacağı da dahil olmak üzere burada yaşayacak olan kişinin tüm sosyal yaşantısı üzerindeki insiyatif yetkililerin elindedir. Hücre kapısının yemek bölümü dahi gardiyanla gerektiğinde yüzyüze iletşimi engelleyecek şekilde tasarlanmıştır. İzolasyona ek olarak bu hücreler gerektiğinde yirmidört saat izlenebilecek imkanları barındırmaktadır.
e) Küçük grup izolasyon ünitelerinin (3 kişilik birimler) yatma amacıyla kullanılacak olan üst katına üç yatak yerleştirildiğinde kalabalık koğuş yaşantısından daha geniş bir kullanım alanı elde edilmemektedir.
f) Her iki birim için ortak özellikler içeren havalandırma alanları ise yüksek beton duvarları ile tüm dış dünya ile iletişimi engelleyecek nitelikler taşımaktadır.
g) Tüm bu özellikler gözönünde tutulduğunda F tipi cezaevlerinin bütünüyle izolasyona yönelik tasarlandığı ve hücre tarifi ile tanımlanmak istenen nitelikleri içerdiği açıktır.
2- Kamuoyunda F tipi cezaevleri �Villalar� olarak tarif edilmektedir. Oysa mevcut mekanlar izolasyon dışı amaçlarla kullanılsa dahi sağlık açısından sakıncalar içermektedir.
a) Tuvalet aynı zamanda duş amacıyla da kullanılacaktır. Ayrıca aynı ortamda çöpler de bulunacaktır. Çöplere ve foseptik çukuruna sıçrayan suların bulunduğu bir ortamda banyo yapmak sağlık açısından uzun sürede sakıncalar içermektedir.
b) Aynı mekanda yemek yenileceği, uyunulacağı, tuvalet ve banyonun yapılacağı düşünüldüğünde, ortaya çıkacak nem ve mikrobik ortam sağlık açısından uzun vadede sakıncalar taşımaktadır.
c) Genel olarak 8 metrekarelik bir alanın en az aydınlatma yüzeyi 13 metrekare olması gerekirken, yüksek beton duvarlarla doğal ışığın girişinin engellenmesi nedeniyle aydınlatma yetersiz olacaktır. Bu durum aynı zamanda temiz hava açısından da yetersizlik yaratmaktadır.
d) Güneş ışığının sağlanmasında yetersizliğin olduğu bu mekanlara çok küçük radyatörler yerleştirilmiştir. Bu durum kış aylarında ısınma sorunu yaratacaktır. Havalandırmanın ve beton yapısının nitelikleri gözönünde tutulduğunda yazın da sıcak ve nem problemler yaratacaktır.
3- Yukarıda bahsedilen özellikler çerçevesinde izolasyona yönelik tasarlanmış olan bu cezaevleri aşağıda ifade edilen tıbbi sonuçları yaratabilecektir.
Tek veya küçük grup izolasyonu fiziksel tecritle beraber rölatif veya tam bir sosyal izolasyonu içermektedir. Yapılan deneysel analizler sosyal izolasyonun fizik ve psişik yapı üzerinde ciddi tıbbi sonuçlar yarattığını göstermektedir.
Deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmalarda, erişkin döneminden sonra akranlarından ayrılan ve tek tek izole kafeslere konulan ratlarda izolasyon süresine göre bazı değişiklikler gözlenmiştir. Erişkin ratlarda sosyal izolasyonun direkt agresif etki yarattığı, saldırgan davranışların ortaya çıktığı gözlenmiştir. Bunların daha sonra akranları ile karşı karşıya kaldıklarında sosyal etkileşimlerinin ve diğerlerine olan ilgilerinin azaldığı görülmüştür. Erişkin döneminde izole edilen farelerde sosyal davranış bozuklukları gözlenmiştir. Akranlarından ayrılan hamsterlerde kilo artışı, çevreye ve karşı cinse ilgi kaybı görülmüştür. Benzer şekilde akranlarından ayrılan maymunlarda da depresyon geliştiği izlenmiştir. Erişkin farelerde sosyal izolasyonun emosyonel davranışlarda değişikliklere neden oldugu saptanmıştır. İzole ratlarda izolasyonun yedinci gününde anksiyete tipi reaksiyonlar geliştiği, frontal kortekste reseptör düzeyinde değişikliklerin ortaya çıktığı saptanmıştır. Sosyal izolasyonun yarattığı emosyonel ve davranışa dair değişiklikler, bu durumun yarattığı direkt nöroendokrin ve nörokimyasal yanıt değişiklikleri ile ilintilidir.
İnsanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, sosyal izolasyonun, zaman içinde duygusal ve algısal deprivasyonun eşlik ettigi yoksunluklarla ilintili psişik ve organik zedelenmeler yarattığı görülmüştür. İzolasyon, duygusal ve algısal stimülasyonların sınırlandırılması sonucunda algı ve duyu bozukluklarının gelişmesine neden olmaktadır. Bu durum bazı psikiyatrik tablolarla ilintili oldugu gibi aynı zamanda görme ve işitme duyusu üzerinde de direkt sonuçlar yaratmaktadır. Görme alanında daralma, işitme duyusunda azalma, sinirsel tipte sağırlık, tinnitus, bu sonuçlar arasında gözlemlenenlerden bazılarıdır. İzolasyonun süresi ve kişinin psikolojik arka planına bağlı olmak üzere izolasyona maruz kalan kişilerde konsantrasyon bozuklukları, disosiatif tipte bozukluklar, depresyon, anksiyete bozuklukları, işitsel ve görsel halüsinasyonlar, uyku bozuklukları, entellektüel yeti azalması gibi tablolar ve semptonların ortaya çıktığı saptanmıştır. Yine bu tablolarla ilintili olarak agresif veya edilgen doğada davranış degişiklikleri, sosyal kimlik algısında bozulma, güvensizlik duyguları, kuşkuculuk, sosyal ilişki kalitesinde azalma, karşı cinsle ilişki kurmada güçlük gibi bozukluklar geliştiği görülmüştür.
Sosyal izolasyonun yarattığı direkt nöroendoktrin yanıt değişiklikleri ile ilintili olarak endokrin sistemde değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Obezite, asteni sendromu, amezore sendromları, hirsutik değişiklikler, prematür menapoz, bu degişikliklerin sonucunda ortaya çıkabilen tablolardır.
İzolasyon şartlarında immun yanıtta da değişiklikler gözlemlenmiştir. Özellikle hücresel immun yanıtın azaldığı tümör büyüme hızının arttığı viral enfeksiyonlara yanıtın değiştiği saptanmıştır.
İzolasyon şartlarında artan stres yükü ve beslenmeyle ilgili olarak gastrointestinal sistem hastalıkları, psikosomatik dispeptik yakınmalar, hareket kısıtlılığı ve nemli ortam nedeniyle lokomotor sistem sorunları, kas ve eklem rahatsızlıkları, nem ve havasızlık ve ısınma şartları nedeniyle tbc dahil solunum sistemi hastalıkları, enfeksiyon hastalıklarına eğilim artışı, bu şartlar altında gelişebilecek diğer sağlık sorunlarıdır.
Uluslararası Af Örgütü�nün tıbbi seksiyonunun İngiltere�deki yüksek güvenlikli cezaevlerinde ve yine ABD�deki H Blokları gibi süper maksimum güvenlik ünitelerinde gözlemlediği sağlık problemleri de, sosyal izolasyona dayalı cezalandırma sistemlerinin fiziksel ve ruhsal sağlık açısından sakıncalı olduğunu göstermektedir.

SONUÇ
1- F tipi cezaevleri fiziksel ve ruhsal sağlık açısından içerdiği sakıncalar açısından,
2- Tutuklu ve hükümlülerin güvenliğini yalnızca cezaevi görevlilerine bağımlı kılması açısından ciddi tehlikeler barındıran, insan haklarına aykırı bir sistemdir.

RAPORTÖRLER: Dr. Yeşim İşlegen (Jinekoloji Uzmanı), Dr. Elif Kırteke (Adli Tıp Uzmanı), Dr. Erdoğan Özmen (Psikiyatri Uzmanı).



DEPREM

TTB�den Marmara Depremi 1. Yıl Raporu

Türk Tabipleri Birliği, depremin birinici yılında Marmara Bölgesindeki sağlık hizmetlerinin durumunu ele alan bir rapor yayınladı. 15 Ağustos günü İzmit�te düzenlenen basın toplantısı ile kamuoyuna duyurulan raporda Kocaeli, Sakarya, Bolu, Yalova ve İstanbul�daki yapılan çalışmalar ve sağlık hizmetlerindeki gelişmeler ele alındı. Raporun sonuç ve öneriler kısmını sunuyoruz:
1- Bölgede yaşam koşulları insani gereksinimleri karşılayabilecek duruma getirilmelidir. Gölcük�te nüfusun %33�üne hâlâ sağlıklı su sağlanamamış olması, Sakarya�da nüfusun %70�inin kanalizasyon hizmetinden yararlanamaz durumda olması kabul edilemez gerçeklerdir.
2- Bölgede yaşayanların barınma sorunları mutlaka çözümlenmelidir. Kocaeli örneğinde olduğu gibi, depremden bir yıl sonra hâlâ çadırlarda insanların yaşıyor olmasını açıklamak olanaksızdır.
3- Deprem bölgesindeki sağlık ocaklarının en temel sorunu personel yetersizliğidir. Birinci basamak sağlık kurumları personel yetersizliklerine karşın hizmet vermeye çalışmaktadır. Gölcük, Adapazarı ve Kocaeli�nde az sayıda da olsa, hasta bakım hizmeti veremeyen sağlık ocağı bulunduğu saptanmıştır. Gölcük�te iki sağlık ocağında hiç hekim bulunmamaktadır. Adapazarı�nda bağışıklama, aile planlaması ve ebe hizmetlerinin verilemediği sağlık ocakları olması düşündürücüdür. Adapazarı dışında veri elde edilebilen bölgelerdeki ocakların hemen tümünde bağışıklama, aile planlaması ve ebe hizmetlerinin yürütülmesi olumludur. Ancak bu hizmetlerin niteliğini bu verilerle tartışmak olanaksızdır. Birinci basamakta laboratuvar hizmetleri yeterli değildir.
4- Bölgeye taze kan sağlayacak yeni atamaların bölgeden ayrılan personel sayısını bile karşılamadığı saptanmıştır. Bölgede çalışmayı özendirecek bir önlem alınmamaktadır. Personele ödenen ek ödemeler kesilmiştir. Bölgedeki sağlık çalışanları kaderleri ile başbaşa bırakılmıştır.
5- Bölgedeki sağlık ocaklarının yaklaşık olarak üçte birinin bina ve altyapı sorunları çözümlenmemiştir. Ülke genelinde ihmal edilen birinci basamak sağlık hizmetlerinin deprem bölgesinde de bu ihmalden payını aldığı izlenmektedir.
6- Bölgede hastane yatak kapasitesinde ciddi düzeyde bir azalma olmuştur. Kocaeli ilinde yatak kapasitesinin deprem öncesi döneme oranla %28 oranında, Adapazarı�nda %33 oranında azaldığı saptanmıştır.
7- İkinci basamak sağlık kurumlarının verdiği hizmetler irdelendiğinde bölgede, yoğun bakım, hemodiyaliz ve kan bankası hizmetlerinin yetersiz olduğu belirlenmiştir. Özel hastaneler de bu hizmet açığını kapamaktan uzaktır.
8- Bölgede ikinci basamak sağlık kurumlarında personel açığı ciddi boyutlardadır. Adapazarı�nda özellikle dört temel uzmanlık dalında açığı bulunan hastaneler bulunmaktadır.
9- Sağlık çalışanları çalışma motivasyonlarını yitirmişlerdir. Yeni atamaların yapılmaması, ek ücretlerin kesilmesi, Kocaeli�nde olduğu gibi geçici yerleşim yerlerine il içi görevlendirme yapılmaksızın deyim yerindeyse �gezicigörevlendirmeler�yapılması olumsuzluk yaratmaktadır.
10- Rehabilitasyon hizmetleri yetersizdir ve düşük kalitelidir. Bu konuya bütünlüklü biçimde yaklaşmak gereklidir.
11- Deprem sonrası yeniden yapılanma dönemi yaşanmaktadır. Depremin sağlığa etkilerinin uzun yıllar süreceği ve bu etkilerin çok geniş bir yelpazede yer aldığı unutulmamalıdır. Bölgede önümüzdeki dönemde depreme ilişkin çeşitli etkilerle oluşacak sağlık sorunları olabileceği bilinmelidir.
12- Depremle birlikte resmi/sivil kuruluşların ayrıca toplumun hazırlıksız olduğu gözler önüne serilmiştir. Özellikle sağlık kuruluşlarının hazırlıksızlığı ve binalarının depreme dayanıksız oluşu ile deprem vb. felaketlerde bir eylem planının olmaması büyük bir eksiklik olarak göze çarpmıştır. Bu eksikliğe rağmen sağlık çalışanları olağanüstü bir çaba ve özveriyle görevlerinin başına koşmuş ve günlerce hiç durmadan ve uyumadan çalışmışlardır. İlerleyen dönemlerde ülkenin çeşitli yerlerinden geçici görevli gelen yüzlerce sağlık personeli aylar boyunca zor şartlarda bölgeye hizmet vermişlerdir.
13- Bölgede sağlık kurumları depremden bu yana aralıksız hizmet vermeye devam etmektedir. Ancak deprem sağlık kurumlarının hizmet kapasitelerini yoğun olarak etkilemiştir. Deprem öncesi varolan bina, personel, finansman sorunları ağırlaşmıştır. Özellikle birinci basamak sağlık kurumları (sağlık ocakları, dispanserler)bu ağır sorunlardan en fazla etkilenen kurumlardır. Çoğu deprem öncesinde de bina ve personel sorunu yaşayan bu kurumlar hasarlanan ve onarım gerektiren binaları, prefabrik ve çadırlı yerleşim alanlarının oluşumu ile doğan yeni hizmet birimleri ihtiyacı ile yeni sorunlarla karşı karşıyadır.
14- Kullanılamaz duruma gelen hastanelerin bazıları prefabrik binalarda hizmet vermeye başlamıştır. Unutulmamalıdır ki altyapıları uzun süreli sağlık hizmeti yürütmeye yeterli olanak tanımayan bu yapılar �geçici�kullanım içindir. Bütün sağlık kurumlarının bina sorunları bir an önce giderilmelidir. Yeni hastane inşaatları konusunda henüz bir ilerleme olmayışı umutsuzluk vericidir. Bölgenin sağlık altyapısı ile ilgili olarak etkin bir çalışma yürütülmediği gözlenmektedir.
15- Çevre sağlığı çok olumsuz etkilenmiştir. Bölgedeki sanayi kuruluşları hazırlıksız olduklarından örneğin AKSAAkrilik Sanayi Fabrikası�ndan 6500 ton akrilonitril suya ve toprağa karışmıştır. Yeraltı sularında zehir etkisini sürdürebilir.



17 Ağustos Depremi�nin acı gerçekleri...
Dr. Erol ATILGAN

Tarih 12 Ağustos 1999. Yalova Yüksel Sitesi sahilinde denize giriyorum... Deniz suyu aşırı derecede sıcak. Gölcük açıklarından başlayarak Yalova sahiline doğru uzanan, denizin sakinliğine rağmen boyu 1.5 metreyi bulan, adını sonradan öğrendiğim Tsunami dalgaları ve denizin üzerinde sis tabakası, yani radon gazı. Beş gün boyunca aynı manzara. Körfez kırılmaya başlamış, mağma tabakasından denize alevleri akıyor... Ve nihayet 17 Ağustos Depremi... Yandaki binalar ayakta... Fakat Yüksek Sitesi 3 saniyede yerle bir. Sevgili eşim ve 300 masum insan ayağa bile kalkmaya fırsat bulamadan yataklarında can veriyorlar.
Yıl 1894, Yalova. Çınarcık ve İstanbul�u kapsayan Marmara Depremi... O zaman Rasathane Müdürleri II. Abdülhamit�e deprem raporu veriyorlar. Raporda, depremden 1 hafta önce başlayan belirtiler, deniz suyunun sıcaklığının aşırı artması, sahile vuran alışılmışın dışında dalgalar ve deniz üzerineki kesif sis bulutu belirtiliyor. Yani benim yaşadıklarımın 105 sene önceki verileri... Bunları maalesef depremden sonra, tarih yazarlarından öğrenebildim. Ayrıca devrin rasathane müdürleri Yalova sahilindeki kumluk arazilerde yer alan çiftlik evlerinin tamamının yıkılmış olduğunu Padişah�a rapor ediyorlar... Hâl böyleyken, 1960 yılından itibaren 1. derecede deprem bölgesi olan kumluk arazilere, o zamanın belediye başkanları, belediye ve imar müdürlüğü yetkilileri, sahilde yazlık evlerin yapımına nasıl müsaade ediyorlar. Sorumsuz müteahhitler de nasıl inşaat yapıyorlar... Üstelik insan canını hiçe sayıp kazanç uğruna yönetmeliğe aykırı binalar yaparak onbinlerce insanın ölümüne sebep olabiliyorlar, anlamak mümkün değil.
105 yıl sonra bağıra bağıra gelen Marmara Depremini, Marmara Bölgesi yer bilimcileri nasıl anlayamadılar?Hiç mi denize girmediler?Hiç mi anormallikleri farketmediler, bunu onlara soruyorum. Bir uzmanlık tezi hazırlanırken konu, tüm dünya literatürleri araştırılarak hazırlanır. Deprem ile ilgili uzmanlık tezi de hazırlanırken 105 yıl önceki deprem rehber olmalıydı. Nasıl bu depremi önceden anlayamadılar?
Depremden sonra TVkanallarında tahminler yürüten yerbilimcilere sesleniyorum... Deprem 1 hafta öncesinden bağıra bağıra ben geliyorum derken sizler nerelerdeydiniz? Marmara Bölgesi Kandilli Rasathanesi Müdürü ve ekibi. İTÜ, Boğaziçi, İ.Ü., Marmara Üniversitesi Anabilim Dalı Başkanları, bölgedeki Afet İşleri İl Müdürleri, M.T.A.... niye denizde deprem ölçer aletiniz yoktu, niye erken uyarı sistemi kurulmadı, eski adı Hora olan Sismik 1 gemisi o güne kadar ne yaptı?Tsunami tarzındaki dalgaları ve Radon gazını niçin değerlendiremediler?.. Niçin medya kanalıyla halkı uyarmadılar?Yalova, Çınarcık ve Gölcük�te hayatlarını kaybedenlerin çoğunluğu yazlıklarında olan insanlardı. Eğer bir uyarı yapılmış olsaydı bu insanlar evlerine dönerlerdi.
17 Ağustos sabahı, zamanın Devlet ve Hükümet yetkilileri, depremden 3-4 saat sonra Marmara Bölgesini helikopterle gezip çevre illerdeki Askeri İstihkâm ve Komando Birliklerini hemen deprem bölgesine gönderselerdi binlerce kişi enkazdan canlı çıkarılabilirdi. Yalova�ya 6 km. mesafede, Türkiye�nin en işlek yolu üzerindeki, Yüksel, Aydın ve Ceylan Kent sitelerine hiçbir yardım gelmedi. Tepemizde devamlı helikopterler uçuyor, hiçbiri yardıma gelmiyor ve biz enkaz altınaki sevdiklerimize kendi imkânlarımızla ulaşmaya çalışıyoruz. Tam 72 saat sonra gelebilen grayderler ise sadece sitenin enkazını kaldırmaya yarıyor. Bir insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği en korkunç manzara ile karşı karşıyayız. Tarifsiz acılar ve çaresizlik...
Şimdi gazetelerde okuyoruz. Bayındırlık Bakanlığı, Yalova Yüksel Sitesi�ni yapan Yüksel İnşaat A.Ş.�ye 8776 adet kalıcı konut ihalesi veriyor. Sayın Bakan, davaları devam eden Yüksel İnşaat A.Ş.�ye ihaleyi vermeye mecbur kaldık diyor. Yüksel İnşaat�ın yapmış olduğu Yüksel Sitesi�nde 300�den fazla kişi can verdi. Depremden 10 gün sonra Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bayındırlık Müdürlüğü�nden temin edilen bilirkişi raporunda, inşaatın 1968 Deprem Yönetmeliği�ne uygun olmadığı rapor edildi. İnşaatta deprem perdesinin olmadığı, binaların sulu zemine inşaa edildiği, radyal temel kullanılmadığı, 1968 Deprem Yönetmeliği�nde yasak olan asmolen tabliğe sistemi ile tavanların yapıldığı rapor edildi. Sayın Bakan bu şartlarda davaların bitmesini bekleyemez miydi?Bizler ikinci defa hüsrana uğruyoruz. Biz acılılar kime güveneceğiz, bizi kim koruyacak, hakkımızı kim arayacak?Türkiye�de onca dürüst çalışan müteahhit dururken davaları süren sanıklara bu ihalenin verilmesi inanılır gibi değil.
Bizler sevdiklerimizi kaybettik ve acılar içindeyiz, bundan sonraki nesillerin bu acıları çekmesini istemiyoruz. Görevlerini yapmayan bürokratların, menfaat uğruna hatalı inşaat yapan müteahhitlerin, devam eden davalarda Yüce Türk Adaleti tarafından hak ettikleri cezaları alacaklarına inanıyor, bu konuda görevlerini dürüstçe yapmayan bütün sorumluları bu dünyada yaşamları boyunca vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum.
Saygılarımla.



Deprem ve sivil toplum

Sivil Toplum Kuruluşları ve Deprem Forumu
Deprem ve Sağlık Atölyesi Çalışma Raporu
12 Ağustos 2000, Darphane-î Âmire, İstanbul

BİRİNCİ ÇALIŞMA GRUBU:
STK�LARIN AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLETİNDEKİ ROLLERİ
� STK�ların afet durumundaki sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli bir rolleri olduğu açıktır. Bu öncelikle, STK�ların olağandışı durumlarda hemen harekete geçebilme ve toplumun gereksinimlerine uygunluk ve sınırlı kaynakları etkin kullanabilme gibi özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Bundan başka, 17 Ağustos 1999 sonrası dönemde kamu sağlık hizmetlerinin afet bölgesine çok geç ulaşmasına bağlı olarak STK�lar bu gereksinimi karşılamak üzere de rol üstlenmişlerdir.
� Yaşanan süreç içinde yer alan meslek kuruluşları, odalar, demokratik kitle örgütleri hizmete yönelik çalışan vakıf tipi örgütler yanında, kısa sürede çok sayıda, kendileri küçük ve işlevleri büyük yapılar oluşmuştur. Bu yapılar tüzel kişilikleri olmasa da toplumun inisiyatifi ile oluşmaları açısından STK kavramı içinde sayılmalıdırlar. Diğer yandan, devlet inisiyatifi ile kurulmuş ve yürütülmekte olan kuruluşlar, dernek ya da vakıf da olsalar sivil toplumun kendi örgütleri değildir.
� STK�ların sağlık alanında tedavi edici hizmetlerde üstlendikleri rol daha çok göze çarpar, toplum tarafından daha iyi fark edilir. Ancak bundan başka, koruyucu sağlık hizmetleri alanındaki çalışmaları ve toplum sağlığını ilgilendiren tüm konulardaki takipcilik ve uyarıcılık rolleri de son derece önemlidir.
� STK�lar yaşadığımız dönemde ortaya çıkan bir dizi sorunu yeniden yaşamamak için ve sürece daha etkili müdahalede bulunabilmek için kendi çalışma alanlarını, rollerini ve bu rolün sınırlarını net olarak tanımlamalıdırlar. Her STK�nın kendi belirlediği rol çerçevesinde yetkinleşme sorumluluğu vardır.
� STK�ların daha etkili müdahale edebilmek, kaynakları daha iyi değerlendirmek, birbirlerinin deneyimlerinden yararlanabilmek ve ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm bulabilmek için işbirliği - koordinasyona gereksinimi bulunmaktadır.
� STK�ların, meslek örgütlerinin il, mahalle vb her düzeyde kamunun afet planlarına katılması bir gereksinimdir. Bunun yolunu açacak girişimlerde bulunulmalıdır.
� Kamunun afet planlarına katılım yalnızca afet sırasında işbirliği boyutunda olamaz. Olağandışı durumların hazırlık planlarının yapılması aşamasında, tatbikatlarda vb işbirliği sağlanmalıdır.
� STK�ların çalışmalarında, rollerinin sınırlarının belirlenememesinden ve olağan dışı durumların özel koşullarından kaynaklanan sorunlar doğmuştur. Kimi örgütler kendi yeterliliklerinin ötesinde çalışmalara girmiştir. �Deprem turizmi� denilebilecek türden bir hareketlilik oluşmuştur. Ülke sağlık politikalarına aykırı uygulamalar olmuştur. Bunları önleyecek öz denetim mekanizmalarına gereksinimimiz vardır.
� Öz denetim mekanizmalarında özerklik ile yeterliliğin denetlenmesi arasında denge sağlanabilmelidir. STK�ların özünü oluşturan özerklik ve çok sesliliğin zedelenmemesine özen gösterilmelidir.
� STK�lar arasındaki koordinasyon, STK�ların çalışma etiğine yönelik bir ortak zemin hazırlayabilir. Bir �STK etiği�nin gelişmesine gereksinim bulunmaktadır.
� STK�lar arası koordinasyon aynı zamanda çalışmalara olumlu katkı sağlayabilecek protokollerin oluşturulmasını sağlayabilir. Bu protokoller her STK�nın kendi çalışmalarını netleştirmelerine yardımcı olacaktır.

İKİNCİ ÇALIŞMA GRUBU:
AFETLERDE SAĞLIK ALANINDA STK�LAR ARASINDA İŞBİRLİĞİ
� Afetler için sağlık alanında gönüllü-STK�ların işbirliği kaçınılmaz bir şekilde gereklidir.
� Bu işbirliğinin yapılandırılmasında aşağıdaki unsurlar özellikle önemlidir:
1- Sağlık alanında yer alan tüm STK�lar için
a)Görev tanımları ve hedeflerini,
b)Örgüt yapısı ve çalışma sistemlerini
c)Çalışma alanlarını ve sahip olduğu insan gücünü
içeren bir bilgi bankası oluşturulmalıdır
2- Sağlık alanındaki uygulamalar ve eğitim çalışmaları için bilginin güncelleştirilmesi ve standardizasyonunun sağlanması gerekmektedir.
3- Bu alanda görev alacak STK�larca benimsenecek işbirliğinin temel ilkeleri ve prensipleri belirlenmelidir.
4- Tüm iletişim olanaklarını kullanarak, işbirliğinin sağlanabilmesi için sağlıkla ilgili tüm STK�lara ulaşılmalıdır.
5- Sağlık alanında uluslararası STK�larla da iletişim kurularak işbirliği olanakları geliştirilmelidir
6- Olağandışı durumlarda ortaya çıkabilecek olası risk faktörlerinin tanımlanması için araştırma-geliştirme çalışmaları yapılmalıdır.
Yukarıda özetlenen işlevlerin gerçekleştirilmesi için, sağlık alanında STK�lar arası sürekliliği olan, katılım ve paylaşıma ilişkin çağrıyı içinde barındıran �İletişim-Eşgüdüm Çalışma Birimi�ne gereksinim vardır. Atölye çalışma grubu bu birimin oluşturulması için ilk çağrıyı yapma görevini üstlenmeyi uygun görmüştür.

ÜÇÜNCÜ ÇALIŞMA GRUBU:
AFETLERDE SAĞLIK HİZMETLERİNDE YAŞANAN ETİK SORUNLAR
� Afet koşullarında var olan sınırlı olanakların paylaşımı ve bu olanakların dağıtımında sağlık hizmetleri açısından etik sorunlar yaşanabilir. Bu sorunlar büyük ölçekte yapılacak planlamalarla giderilmeye çalışılmalıdır. Küçük ölçekte, hizmetin kime ve nasıl verileceği sorularında triaj kuralları etik kurallarla örtüşebilir.
� Afet koşullarında sağlık hizmetini veren kişilerin bu hizmetler için ehil olması gerekir. Afet bölgelerinde bu hizmeti sunan gönüllülerin bir kısmı zaman zaman hizmetin gerektirdiği mesleki yeterlik ve donanımdan yoksun olmakta bu da etik açıdan sorunlar yaratmaktadır.
� �Organ ve Doku Nakli Hakkındaki � 2594 sayılı kanunun 14. Maddesindeki �kaza veya doğal afet sonucunda yaşamını yitirmiş kişiden, yanında yakınları yoksa rıza veya vasiyet aranmaksızın sağlam doku ve organlarının nakli yapılabilir� hükmü ciddi bir etik sorun yaratmaktadır.
� Afet durumlarında hizmetin sürekliliği ve sürdürülebilirliği çok önemlidir. Hele yüksek umutlara gereksinim duyan bir toplumda bu daha da önem kazanmaktadır. STK�lar genellikle hümanistik reflekslerle başladıkları ve yüklendikleri sağlık hizmetlerine bir süre sonra ara vermek ya da durdurmak zorunda kalabilmektedirler. (kaynak, personel vb sorunları nedeniyle). Sağlık hizmetlerini süreki kılma sorumluluğunun önemi bu alanda çalışmalar yürüten STKlar ve kamu kuruluşlarının işbirliği ve eşgüdümü içinde yürümesi gerekmektedir.
� Afetlerde rol alan her STK�nun afetzedeler ile kurduğu ilişki bir �yardım ilişkisi�dir, bu ilişkinin etik bir yaklaşımla kurulması gerekildir. Bunun bir tür acıma, kahramanlık - kurtarıcılık ilişkisi olmaması, ancak insani bir özden hareket alan toplumsal bir sorumluluk bilinci ve duygusuyla sağlanabilir.
� Afetzedelere sağlık hizmeti sunan STK�ların kaynaklarını ve önceliklerini sahip oldukaları dünya görüşü ve politikalar doğrultusunda biçimlendiremezler. Böyle bir etik suçun nadir de olsa işlenebileceğini unutmamamız gerekir
� Afetlerde sağlık hizmetlerini sunarken, afetzedelerin değerleri, inançları ve gereksinimleri gözardı edilmemelidir. Ölen kişinin inançlarına uygun bir şekilde cenaze töreninin yapılmasına özen göstermek gerekir.

AFETLERDE SAĞLIK ARAŞTIRMALARINDA YAŞANAN ETİK SORUNLAR
� Afetlerde yapılan araştırmalar öncelikli olarak hizmete yönelik olarak planlanmalı ve yürütülmelidir. Araştırmanın sonradan bir hizmete dönüşebilir olması veya yürütülen hizmetin geliştirilmesi için veri sağlayacak olması önemlidir.
� Afet durumlarında yapılan araştırmalarda da olağan durumlarda geçerli olan etik kurallar uygulanmalıdır. Ancak araştırmacıların, mağdur olan insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda etik ihlallerden kaçınmanın olağan durumlardakine gore daha zor olduğunu bilmesi gerekir.
� Hizmeti sunan, hizmeti alan ve araştırmacı arasında işbirliği olması hayati önemdedir. Bu şartlarda afetzedeler arasında yapılacak araştırmaları izleyecek bir etik kurulun oluşturulması düşünülebilir.



HABERLER

Sağlık 2000 El Kitabı çıkıyor
İstanbul Tabip Odası�nın yayına hazırladığı rehber kitap önümüzdeki günlerde baskıya giriyor. İstanbul�daki tüm kamu ve özel sağlık kuruluşları, hekimler, eczacılar, ilaç ve tıbbi malzeme firmalarına ait en güncel bilgilerin yer aldığı kitap 15 aylık bir çalışma sonucunda yayına hazırlandı. Rehberde yer alan bilgiler, İl Sağlık Müdürlüğü, SSKBölge Sağlık İşleri Müdürlüğü, İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası ve İstanbul Eczacı Odası başta olmak üzere çok sayıda kuruluşun katkılarıyla toparlandı.
Sağlık 2000 El Kitabı�nda aynı zamanda sağlık mevzuatı, tıp fakülteleri, sağlık istatistikleri, tıp kongreleri gibi sağlıkla ilgili el altında bulunması istenen çeşitli bilgilere de yer verildi. Kitapta yer alan bilgiler kısa süre sonra internette de yayınlanacak. Sürekli değişim içinde olan sağlık kuruluşları ve hekimlerle ilgili bilgiler böylece düzenli olarak güncelleştirilebilecek. Sağlık 2000 El Kitabı, İstanbul Tabip Odası�ndan temin edilebilecek.

Tıpta Uzmanlık Tüzüğü�nde Bakanlığın müdahalesi
Uzun yıllardır tıpta uzmanlık eğitiminde reform niteliğinde değişiklikler yapılması amacıyla hazırlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğü konusunda Sağlık Bakanlığı bildiğini okumaya devam ediyor. Daha önce YÖKve TTB�nin katkılarıyla hazırlanan ve Danıştay tarafından onaylanan tüzük tasarısı bir türlü yürürlüğe sokulamamıştı. Son olarak Şubat ve Nisan aylarında yapılan Yüksek Sağlık Şurası toplantılarında Sağlık Bakanlığı tarafından konu gündeme getirilmiş, Müsteşar Dr. Haluk Tokuçoğlu eldeki tüzük tasarısının taraflara iletilip görüşleri alındıktan sonra yürürlüğe sokulacağını belirtmişti. Sağlık Bakanı Dr. Osman Durmuş da İstanbul Tabip Odası yöneticileri ile yaptığı görüşmede ve çeşitli ortamlarda üniversiteler ve tabip odalarının mutlaka görüşü  alındıktan sonra bu yıl sonuna kadar tüzüğün çıkarılacağını açıklamış, hatta bu amaçla bir Sağlık Eğitimi Şurası toplanmasını planladıklarını belirtmişti.
Bununla birlikte TTB�ye diğer Bakanlıklardan ulaşan bilgilere göre Sağlık Bakanlığı�nın 3 Ağustos 2000 günü kendi şekillendirdiği tüzük taslağını, onaylarını almak üzere Bakanlıklara ve YÖK�e gönderdiği öğrenildi. Tüzük taslağında Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan en önemli değişiklik, eğitimin yönetimi, değerlendirilmesi ve eğitim standartlarının belirlenmesinde yetkili olacak kurul ve komisyonların tüzükten çıkarılması oldu. Daha önce varılan uzlaşmaya göre Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve TTB�nin dengeli olarak temsil edileceği 3 ayrı kurul ve komisyona uzmanlık eğitiminin yönetimi yetkisi verilmişti. Yapılan değişiklikle üniversitelerin ve TTB�nin temsiliyeti sınırlanırken uzmanlık derneklerinin yönetime katılımı engellenmiş oluyor.
TTB, Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu(UDKK)ve tabip odaları, Sağlık Bakanlığı�nın bu değişikliğini benimsemiyor. Çeşitli tıp fakülteleri de bu haliyle tüzük değişikliğini uygun bulmadıklarını açıklamışlardı. YÖK, bu konudaki tutumunu tıp fakültelerinin görüşünü alarak oluşturmaya hazırlanıyor. TTB-UDKK, 4-5 Kasım 2000 günle-rinde yapılacak 6. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı�nda konunun öncelikle ele alınmasını kararlaştırdı.

Sağlık Bakanlığı�nın Eczacılar Birliği�ni teftişi
Sağlık Bakanlığı ilk kez yapılan bir uygulama ile Türk Eczacılar Birliği�ni idari ve mali yönden denetime aldı. 1980 sonrası sağlık meslek birliklerinin yasalarında yapılan bir değişiklikle Sağlık Bakanlığı�nın birlikler ve odalar üzerinde idari ve mali yönden denetim ve gözetim hakkına sahip olduğu hükmü konulmuştu. Ancak bugüne kadar hiçbir Sağlık Bakanı, bu antidemokratik hükmü kullanmaya kalkmamıştı.
TTB ve tabip odaları gibi meslek kuruluşları kendi genel kurullarında verdikleri çalışma raporları ile mali ve idari yönden şeffaf kuruluşlar. Ayrıca istenildiği zaman, vergi daireleri ve yargı organları tarafından denetime tabi tutulabiliyor. Aynı zamanda siyasal otoritenin bir parçası olan Sağlık Bakanlığı�nın bir 12 Eylül yasasına dayanarak Eczacılar Birliği�ne yönelik böyle bir uygulamaya girişmesi tepkiyle karşılandı. Son uygulama, Bakan Osman Durmuş�un meslek birliklerine yaklaşımının bir göstergesi olarak kabul ediliyor.

İl Çevre Kurulu kararı
İstanbul İl Mahalli Çevre Kurulu�nun, elektroman-yetik kirliliğin önlenmesi amacıyla aldığı kararlar, 21.8.2000 tarih 24147 sayılı Resmi Gazete�de yayınlandı. Buna göre:
�c)Kamu binaları, okul, kreş, hastane, akaryakıt istasyonları ile dolum tesisleri ve park gibi yapı ve alanlarda kurulu bulunan istaszyonlar derhal kaldırılacaktır. Bu alanlara yakın mahallerde kurulu bulunan baz istasyonları için ortamın maksimum elektromanyetik alan şiddeti 10 V/m olmalıdır. (Elektromanyetik alanın, özellikle 0-12 yaş grubundaki çocuklara etkisinin yetişkinlere oranla daha fazla risk oluşturduğu, akaryakıt istasyonları ve dolum tesislerinde elektronik sistemleri etkileyebileceği gerekçesi ile)
d)Elektromanyetik alan oluşturan mevcut cep telefonu baz istasyonu, tv ve radyo vericileri, yüksek gerilim hatları vb. kaynakların denetlenmesi amacıyla mobil ölçüm istasyonu oluşturulacaktır. Yapılacak ölçümlerin masrafları elektromanyetik alan yaratan kaynağın bağlı bulunduğu şirket tarafından karşılanacaktır.�

Şeflik sınavları için ilk adım
Yabancı Dil Sınavı 24 Eylül�de
Sağlık Bakanlığı, Tababet Uzmanlık Yönetmeliği�nde değişiklik yaptıktan sonra yabancı dil sınavı açtı. Sınav duyurusunun 20 Ağustos günü yalnızca Zaman gazetesinde yayınlanması dikkat çekti. Eğitim Hastanelerine birçok ilgisiz yazı acil kaydıyla gönderilirken sınav duyurusunun sirküle edilmemesi hekimlerce anlamlı bulundu. Daha önceki sınavlarda da yetersiz duyurular nedeniyle sınavlarla ilgili yaygın bilgilendirmeyi Tabip Odası yapmıştı.

PHK�nın yeni Başkanı Dr. Baytemur
TTB Pratisyen Hekim Kolu�nun yeni dönem başkanlığına Dr. Muharrem Baytemur seçildi. Daha önce TTB Merkez Konseyi üyesi olarak görev yapan Baytemur, 14 Tabip Odası Kol temsilcilerinin katıldığı toplantıda başkanlık görevine seçildi.

Danıştay şeker ölçüm cihazlarının...
Danıştay, 2000 Mali Yılı Bütçe Uygulama Talimatı�nın devlet memurlarına Tip 1 diyabetliler için şeker ölçüm cihazları bedellerinin ödenmemesi yönündeki hükmünü yerinde bulmadı. TTB, Genç Diyabetliler Derneği ve Şöhret Şener�in ortaklaşa açtığı davada yürütmeyi durdurma kararı verildi.

Travma ve Resüsitasyon Kursları...
İstanbul Tıp Fakültesi Acil Yardım ve Travma Bölümü�nde değişik kuruluşlardan eğiticilerin katılımıyla yapılan kursların ikincisi 5-8 Eylül günlerinde gerçekleşti. Üçüncü kurslar Kasım ayında yapılacak. Ulusal Travma Derneği�nin düzenlediği kurs programı Diyarbakır�da da tekrarlanacak. Kurslarla ilgili bilgi için www.travma.org.tr.

Deprem Karikatürleri Sergisi
Marmara Depremi�nin yıldönümünde İstanbul Tabip Odası �Deprem Karikatürleri Sergisi�açtı. Bakırköy Belediyesi salonlarında açılan sergide geçen yıl kartpostal haline getirilen deprem karikatürleri yer aldı. Çizerleri arasında hekimlerin de bulunduğu karikatürler Çorum ve İzmit�te de sergilenmişti. Karikatürlerin yer aldığı kartlar Tabip Odası�ndan temin edilebilir.

Dr. Hüseyin Demirdizen hakkında disiplin cezası
Geçtiğimiz yıl Haydarpaşa Numune Hastanesi bahçesinde yapılan Basın açıklaması nedeniyle İstanbul Tabip Odası�nın o dönem Genel Sekreteri Dr. Kürşat Yıldız ve TTBGenel Yönetim Kurulu üyesi Dr. Hüseyin Demirdizen hakkında açılan soruşturma sonuçlandı. İl Disiplin Kurulu Dr. Kürşat Yıldız hakkında disiplin cezası verilmesine gerek olmadığı yönünde karar verirken Dr. Hüseyin Demirdizen hakkında �Bir yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulması�nı kararlaştırdı. Dr. Kürşat Yıldız hakkındaki kararda İstanbul Tabip Odası Genel sekreteri sıfatıyla basın açıklaması yapması nedeniyle bu yöndeki savunmasının kabul edildiği belirtildi. Kararda Dr. Hüseyin Demirdizen�in �657 sayılı Yasayı alenen irdeleyip tenkit ederek amirleri ve maiyetindekilere karşı küçük düşürücü ve aşağılayıcı fiil ve hareketlerde bulunduğu�gerekçe gösterildi. Karara yapılan itiraz henüz sonuçlanmadı.

Eğitim hastanesine diş hekimi başhekim
PTT Hastanesi�nde uzun yıllar başhekimlik yapan Dr. Hüsamettin Kutlu�nun emekliliği nedeniyle boşalan yönetim koltuğuna bir diş hekimi atandı. Tababet Uzmanlık Yönetmeliği�ne göre eğitim hastanelerinin başhekimleri, o hastanedeki klinik şefleri arasından atanıyor. Bu kural, birçok hastanede çiğnenerek şef olmayan uzman hekimler başhekim atanıyordu. Bu kez Ulaştırma Bakanlığı bir ilke imzasını atarak tıp doktoru olmayan bir kişiyi başhekimliğe atadı. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu bu konuda yasal girişimde bulunmayı kararlaştırdı.

Gen Hakları Bildirgesi
Gen Hakları Bildirgesi UNESCO Genom Projesi�yle başlayan etik tartışmalar için bildirge yayımladı. İnsanın genetik haritasının ortaya çıkarılmasıyla alevlenen etik ve yasal tartışmalar sürerken, bakışlar Birleşmiş Milletler Örgütü üzerinde odaklandı. 1997 yılının Kasım ayında BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü�nün (UNESCO)düzenlediği konferansta �Birleşmiş Gen Haritası ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi�yayınlanmıştı. Bu bildiride, üye ülkelerden genetik hakların koruma altına alınması için gerekli yasal düzenlemeleri yapmaları istendi. İnsan Onuru ve Genetik Harita, Genetik Haklar gibi altbaşlıkları bulunan bildirgede 25 madde yer alıyor. Bildirgede bulunan bazı maddeler şöyle:
Madde 2:Genetik yapısı ne olursa olsun herkesin saygı görmeye hakkı vardır. Madde 4:Doğal halindeki �Human Genome� ticari kâr elde etmek için kullanılmaması gerekir. Madde 5:Bireye ancak ulusal yasalar çerçevesinde uygula-nacak araştırma, tedavi ve teşhis metodunun potansiyel riskleri ve faydaları belirtildikten sonra genetik müdahale yapılabilir. Madde 6:Hiç kimse genetik yapısı yüzünden ayrımcılığa tabi tutulamaz. Çünkü bu durumda insan hakları, temel özgürlükler ve insan onuruna zarar verici sonuçlar ortaya çıkabilir. Madde 7:Araştırma amacıyla insanlardan alınan genetik veriler, başka amaçla kullanılamaz ve yasalar uyarınca bu bilgilerin gizli tutulması gerekir. Madde 8:Genetik müdahale sonucunda vücudunda herhangi bir hasar oluşan kişinin tazminat açma hakkı bulunması gerekiyor. Madde 10:Özellikle biyo-loji, genetik ve tıp dalında yürütülen araştırmalarda, insan hakları, temel özgürlükler ve insan onuruna saygı gösterilmelidir. Madde 11:Klonlama gibi insan onuruna aykırı üreme metodlarına izin verilmemelidir. Ülke ve uluslararası kuruluşlar gerekli önlemleri almalıdır. Madde 12:Ülkeler, deklarasyonda yer alan prensiplerin uygulanması için gerekli önlemleri almalıdır.

Hekimlerin istediği oldu: Dokuz Eylül�de son sözü Sezer söyledi
Görev süreleri 31 Temmuz-6Ağustos�ta dolacak olan 22 üniversite rektörlüğü atamaları, Cumhurbaşkanı Sezer�in YÖK�ün gönderdiği listeyi kuruma iade etmesi ile krize dönüştü. Olağanüstü toplanan YÖK Genel Kurulu, listeyi değiştirmeden cumhurbaşkanı�na gönderme kararı alınca gerginlik tırmandı. Ancak tartışmalara neden olan 9 Eylül Üniversitesi�ndeki adaylardan ikisi adaylıktan çekilince YÖKGenel Kurulu�nda yapılan oylamadaki sıraya göre Prof. Dr. Emin Alıcı�yı da listeye ekleyerek yeniden Köşk�e gönderdi. Sezer, Rektörlüğe üniversitede yapılan seçimlerde en çok oyu alan Prof. Dr. Emin Alıcı�yı atadı.
Rektör atamaları konusunda ikinci tartışma ise Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi�nde eski rektör Prof. Dr. Osman Çakır�ın üniversitedeki seçimlerde oyların büyük çoğunluğunu almasına rağmen Cumhurbaşkanı tarafından atanmaması üzerine yaşandı. Samsun Tabip Odası ve Samsunspor Kulübü dahil şehirdeki yerel kuruluşların tepkilerini açıkladıkları Prof. Çakır�ın yerine Tıp Fakültesi Çocuk cerrahisi öğretim üyesi Prof. Ferit Bernay atandı.

7 REKTÖR DEĞİŞMEDİ:22 üniversiteye yapılan rektör atamalarında Akdeniz, Cumhuriyet, Gaziantep, İstanbul Teknik, Karadeniz Teknik, Trakya ve Yıldız Teknik Üniversitesinin rektörü değişmedi. Akdeniz, Ankara, Cumhuriyet, Çukurova, Dicle, Dokuz Eylül, Ege, Gazi, Gaziantep, İnönü, Ondokuz Mayıs, Trakya ve Uludağ Üniversitelerine hekim rektörler atandı.

KİM NEREYE REKTÖR OLDU?Akdeniz:Prof. Dr. Yaşar Uçar � Ankara:Prof. Dr. Nusret Aras � Atatürk:Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz � Boğaziçi:Prof. Dr. Sabih Tansal � Cumhuriyet:Prof. Dr. M. Ferit Koçoğlu  � Çukurova:Prof. Dr. Mustafa Yalçın Kekeç  � Dicle:Prof. Dr. Fikri Canoruç � Dokuz Eylül:Prof. Dr. Emin Alıcı � Ege:Prof. Dr. Ülkü Bayındır � Erciyes:Prof. Dr. Ahmet Zeki Yılmaz � Fırat:Prof. Dr. Ahmet Feyzi Bingöl � Gazi:Prof. Dr. Rıza Ayhan � Gaziantep:Prof. Dr. İ. Hüseyin Filiz � İnönü:Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu � İstanbul Teknik:Prof. Dr. Gülsün Sağlamer � Karadeniz Teknik:Prof. Dr. Türkay Tüdeş � Mimar Sinan:Prof. Dr. İsmet Vildan Alptekin � Ondokuz Mayıs:Prof. Dr. R. Ferit Bernay � Orta Doğu Teknik:Prof. Dr. Ural Akbulut � Trakya:Prof. Dr. Osman İnci � Uludağ:Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran � Yıldız Teknik:Prof. Dr. Ayhan Alkış.

Bilimsel Araştırmalar ve Etik
İstanbul Tabip Odası Uzmanlık Eğitimi Çalışma Grubu�nun eğitim hastanelerinde bir model oluşturmak amacıyla düzenlediği toplantıların üçüncüsü 8 Ağustos�ta yapıldı. Tatil dönemi olmasına rağmen ilgi toplayan panelde Prof. Dr. Halil Sağduyu ve Prof. Dr. Emin Kansu birer konuşma yaptı. İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı emekli öğretim üyesi Prof. Sağduyu Fakülte�nin Etik Kurulu ile ilgili deneyimlerini anlattı. İlaç Araştırmaları Yönetmeliği�ne göre kurulan Etik Kurul çalışmalarında karşılaşılan sorunları dile getirdi. Araştırmacıların yeterli özeni göstermediğini belirten Prof. Sağduyu, yönetmeliğin bazı maddelerini de eleştirdi.
Hacettepe Tıp Fakültesi İç Hastalıkları öğretim üyesi ve Avrupa Topluluğu Etik Komisyonu üyesi Prof. Dr. Emin Kansu �Bilimsel Araştırmalarda Etik ve Bilimsel Yanıltma�başlıklı konuşmasını ilginç örneklerle süsledi. Kişileri bilimsel yanıltmaya sevkeden etmenler arasında prestij, rekabet ve yayına zorlanma olduğuna dikkat çekti. �Hollywood Sendromu� denilen meşhur olma dürtüsünün tanınmış araştırmacıları bilimsel yanıltmaya sürüklediğinin örneklerini verdi. Tıp Dergileri editörlerinin bu konularda uyanık olması gerektiğini dile getirirken bilimsel yanıltmalarda bulunanlar için ipucu olabilecek belirtileri sıraladı. Bu konuda Türklerin yapacağı hataların uluslararası dergilerde Türkiye kaynaklı yayınların artmasını engelleyeceği tehlikesine dikkat çekti.
55 hekimin izlediği toplantı heyecanlı bir tartışma bölümüyle akşam geç saatlere kadar devam etti. Dr. Aydemir Yalman�ın yönettiği toplantıda izleyicilerin önemli kısmı da soru sordu veya görüş açıkladı.

Sağlık Bakanı�ndan toplu sünnete sınırlama. Bir uzmana günde ancak 8 sünnet...
Sağlık Bakanı Osman Durmuş, toplu sünnet uygulamalarıyla ilgili bir genelge yayınladı. Durmuş�un genelgesinde, toplu sünnetlerde bazı kuralların gözardı edildiği, bu nedenle ciddi rahatsızlıkların ortaya çıktığı belirtildi. Genelgede, toplu sünnetler için il sağlık müdürlüklerinden izin alınması ve uygulamaların sorumlu uzmanlar tarafından yapılması ilk şartlar olarak gösterildi. Genelgede �sorumlu uzman� şöyle tanımlandı: �Tercihen üroloji uzmanı, üroloji uzmanı bulunmadığı taktirde çocuk cerrahi uzmanı, genel cerrahi uzmanı ya da plastik cerrahi uzmanı.� Toplu uygulamalarda bir günde en fazla 50 çocuk sünnet edilebilecek. Genelge, bir doktora günde en fazla 8 sünnet sınırlaması getirdi. Bakan, toplu sünnet düzenleyenlerin, oluşacak rahatsızlıkların tedavisinden sorumlu olacağına ilişkin yazılı teminat vermesi gerektiğini de genelgeye ekledi.

Genel Pratisyenlik Eğitim Günleri
Kuşadası�nda 23-26 Kasım 2000 tarihleri arasında yapılacak Eğitim Günleri�nde birinci basamak hekimlerine yönelik güncel bilgiler yer alıyor. Hipertansiyondan bel ağrısına, peptik ülserden anemiye sık karşılaşılan hastalıklarla ilgili eğitim etkinliklerinin bulunduğu programa katılmak için son başvuru tarihi 15 Ekim. Katılım ücreti ise 40 dolar.
Tel:(0 312)467 69 91, 467 20 72.

6. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı
Türk Tabipleri Birliği-Uzmanlık Dernekleri Koordinasyon Kurulu (TTB-UDKK) tarafından düzenlenen Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı 4-5 Kasım 2000�de İzmir�de yapılıyor. İlki 1994 yılında İstanbul�da toplanan Kurultaylarda uzmanlık eğitiminin değişik konuları ele alınıyor.
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferans Salonu�nda toplanacak bu yılki Kurultay�ın ana konularını Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ve tıp kongreleri oluşturuyor. Kurultay�ın ikinci gününde aynı zamanda TTB-UDKK Genel Kurulu da yapılacak.
PROGRAM
4 KASIM 2000, CUMARTESİ
09.00-10.00 Kayıt
10.00-10.15 Hoşgeldin
10.15-12.00 Şef ve şef yardımıclığı sınavları, eğitim hastanelerinde
 yeni düzenlemeler
 � TTB, Sağlık Bakanlığı, eğitim hastaneleritemsilcileri
12.00-13.00 Yemek / Poster sunumu
13.00-14.30 Panel:Tıpta Uzmanlık Tüzüğü Taslağı neler getiriyor?
 � TTB temsilcisi
 � YÖKtemsilcisi
 � Sağlık Bakanlığı temsilcisi
 � Uzmanlık dernekleri temsilcileri
14.30-15.00 Kahve molası
15.00-17.00 Tıpta Uzmanlık Tüzüğü - Ne yapmalı?
 � TTB temsilcisi
 � YÖKtemsilcisi
 � Sağlık Bakanlığı temsilcisi
 � Uzmanlık dernekleri temsilcileri
5 KASIM2000, PAZAR
10.00-12.30 Panel: Tıp kongreleri
 � Nasıl / niçin kongre düzenliyoruz?
 � Katılımda sorunlar
 � Etik boyutu ve ilaç endüstrisinin konumu
 � Kredilendirme ve sürekli tıp eğitimi
 � Türkiye�de uluslararası kongreler
 � Kongre takvimi
12.30-12.45 Sonuç Bildirgesi�nin sunumu
12.45-13.00 Basın bildirisi
13.00-14.00 Yemek
14.00-17.00 TTB-UDKKGENELKURULU
İLETİŞİM:
6. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı
İzmir Tabip Odası, Nusret Fişek Cad. No 5, İzmir
Tel: (0 232)463 11 33 � Faks: ( 232)421 70 51
e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

DİKKAT
İşyeri Hekimliği Sertifika Kursu 25 Kasım�da başlıyor. Kursa davet mektuplarının ulaşabilmesi için, kurs sırası gelen üyelerimizin adres değişikliklerini acilen Odamıza bildirmeleri gerekmektedir.

Sağlık Bakanı himayesindeki Halk Sağlığı Kongresi�ne tepki
İzmir, Bursa ve Antalya ağırlıklı olmak üzere çeşitli tıp fakültelerinde görevli Halk Sağlığı uzmanları yayınladıkları bildiri ile Ekim 2000�de İstanbul�da yapılacak Uluslararası Halk Sağlığı Kongresi�nin düzenlenme biçimine ilişkin tepkilerini açıkladılar.
a) Kongre fiyatlarının pahalı olduğunu, yurt içi katılımcılar için Dolar ile belirlenmesinin uygun olmadığını, b) Kongre içeriğinin Türkiye�nin güncel sorunlarıyla yeterince ilişkilendirilmediğini,
c) Sağlık Bakanlığı ile birlikte ve üstelik himayesinde-danışmanlığında Kongre düzenlemenin halk sağlığı bilimi açısından kabul edilemez ve son derece riskli bir tercih olduğunu, böyle bir Sağlık Bakanlığı�nın ve Sağlık Bakanı�nın himayesi-danışmanlığı altına girmeyi (halk sağlığı disiplini adına) içlerine sindiremediklerini ve kınadıklarını belirttiler. Bildiriyi ilk imzalayan Halk Sağlığı uzmanları Dokuz Eylül Tıp Fakültesi�nden Dr. Gazanfer Aksakoğlu, Dr. Murat Civaner, Dr. Bülent Kılıç, Dr. Ata Soyer, Akdeniz Tıp Fakültesi�nden Dr. İlker Belek, Dr. Hülya Belek, Dr. Hakan Erengin, Dr. Zuhal Gökkoca, Dr. Umur Gürsoy, Dr. Yeşim Şenol, Uludağ Tıp Fakültesi�nden Prof. Dr. Hamdi Aytekin, Doç. Dr. Necla Aytekin, Dr. Kayıhan Pala, Dr.Bülent Kadri Gültekin, Ege Tıp Fakültesi�nden Dr. Meral Türk, Pamukkale Tıp Fakültesi�nden Dr. Mehmet Zencir ve TTB Toplum ve Hekim Dergisi�nden Dr. Onur Hamzaoğlu oldu. Düzenleme Kurulu ise yaptığı açıklamalarda, uluslararası katılımlı bir kongrenin masraflarının yüksek olduğunu, halk sağlığı uzmanlık dalında firma desteğinin yetersiz olduğunu bu nedenle katılım ücretlerinini yüksek olmasının doğal karşılanması gerektiğini belirtti. Protestocuların tepkilerini Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Genel Kurulu�nda dile getirmelerinin uygun olacağını vurguladı.



GÜNCEL

Elektromanyetik alanlar sağlığa etkileri ve gerekli önlemler
İstanbul Tabip Odası ve Çevre İçin Hekimler Derneği�nin çağrısıyla, 17 Temmuz 2000 tarihinde elektromanyetik alanların ve özellikle cep telefonları ve baz istasyonlarının insan sağlığı üzerindeki etkileri ve alınması gerekli önlemler konusunda, İstanbul Tabip Odası�nda Prof. Dr. Nesrin Seyhan�ın başkanlığında bir yuvarlak masa toplantısı düzenlendi. Toplantıya katılanlar bir ortak bildirge hazırladı.
Elektromanyetik alanların insan sağlığı üzerinde oluşturduğu riskler, yeni teknolojilerin günlük yaşamda giderek daha yoğun biçimde kullanılması sonucunda giderek artmaktadır. Özellikle son yıllarda hızla artan cep telefonu kullanımı ve buna paralel olarak giderek yaygınlaşan baz istasyonları halk sağlığını tehdit edecek boyuta ulaşmıştır. Bu alanda uygun yasal düzenlemelerin olmaması, kurumsal eksiklikler ve bilinçsizlik konunun önemini arttırmaktadır.
Bu bildirgede elektromanyetik alanlar, özellikle de cep telefonu kullanımı ve baz istasyonları konusunun sağlık boyutu ele alınarak, alınması gerekli koruyucu önlemler ve yapılması gerekli düzenlemeler hakkındaki önerilerimiz sunulmuştur.

SAĞLIĞA ETKİLERİ
Birçok laboratuvar çalışması ve epidemiyolojik araştırma elektromanyetik alanlara maruziyet ile ciddi sağlık problemleri arasındaki ilişkiyi rapor etmektedir. Bağışıklık, sinir, nöroendokrin, kalp ve damar sistemi ve kan parametreleri elektromanyetik alanlardan etkilenmektedirler.
Cep telefonları ve baz istasyonları ile ilgili toplum bazlı çalışmaların yapılması için yeterli maruziyet süresi geçmediğinden, maruziyetin insan toplulukları üzerinde objektif olarak belirlenmesi epidemiyolojik güçlükler taşımaktadır.
Cep telefonları ve baz istasyonlarının bireysel olarak ölçülebilir düzeyde olmasa da, toplum düzeyinde çok ciddi sağlık riskleri oluşturabileceği; önemli sağlık sorunlarının uzun yıllar sonra ortaya çıkabileceği göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle toplumun taşıyacağı bu risk düzeyinin halk sağlığı değerlendirmelerinde kural olarak benimsenen �önlem ilkesi� temel alınarak en aza indirilmesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca bu tür çevresel kirlilik durumlarında gözlenen ve maruziyetin hissedilmemesi, belirsizlik, kişi ve kurumlara karşı güvensizlik sonucu ortaya çıkan ve kendisini subjektif yakınmalar, kaygı, korku gibi bulgularla gösteren psikolojik etkilenimler de hafife alınmamalıdır.
Diğer bir nokta risk gruplarıdır. Çocukların, hamilelerin ve yaşlıların elektromanyetik alanların sağlık etkilerinden en çok zarar görecek risk grupları oldukları konusunda aydınlatılmaları ve medyanın çocukların cep telefonu kullanımını özendirecek yayın ve reklamlar konusunda duyarlı olması sağlanmalıdır.

BAZ İSTASYONLARININ KURULMASI
Cep telefonu baz istasyonlarının okul bahçeleri, kreşler, hastaneler, parklar gibi toplu yaşama ve kullanım alanlarına kurulması kesinlikle önlenmelidir. Binaların çatılarına ve dış cephelerine baz istasyonlarının kurulmasını da önermiyoruz. Binalara baz istasyonu kurulabilmesi ancak tüm kat maliklerinin, bina sakinlerinin ve komşu binalar yada işyeri sakinlerinin ortak rızası ve oybirliği ile gerçekleşebilmelidir. Baz istasyonlarının kurulduğu yerlere, oluşturduğu elektromanyetik alan şiddetine göre değişik uyarı işaretleri konmalı ve açık alanlardaki istasyonların çevresi uyarı işaretleri ile sınırlandırılmalıdır.

CEP TELEFONLARININ SAR DEĞERLERİ
Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1996 yılından beri yürütülen Elektromanyetik Alan Projesinde (WHO-EMF Project) cep telefonu SAR (Specific Absorbtion Rate - Özgül Emilim Hızı) değerleri için üst sınıra (0.08 W/kg) yakın olan 0,1 W/kg SAR değeri önerilmektedir. Cep telefonlarının SAR değerleri, firmalar tarafından kullanım klavuzlarında belirtilmeli, cep telefonlarının menülerinde bir seçenek olarak yer almalı ve alıcıya bu bilgi satış noktalarında sunulmalıdır. Yukarıda belirtilen limitin üzerinde SAR değerine sahip cep telefonlarının kullanılmamasını, üretim ve ithaline kısıtlama getirilmesini öneriyoruz.

ULUSAL NONİYONİZAN RADYASYON KURUMU�NUN KURULMASI
Ülkemizde Ulusal Noniyonizan Radyasyon Kurumu (UNRK) bağımsız bir bilimsel kuruluş olarak en kısa sürede kurulmalıdır. Bu kuruluş Türkiye�nin noniyonizan (iyonlaştırmayan) radyasyondan korunma politikasının oluşturulmasında hükümete ve yerel yönetimlere önerilerde bulunmalıdır.
� UNRK bünyesinde noniyonizan radyasyon ölçüm laboratuvarları oluşturulmalıdır.
� Ulusal noniyonizan radyasyon standartları Uluslararası Noniyonizan Radyasyon Koruma Komitesi (ICNIRP) limitleri ile uyumlu olarak oluşturulmalıdır.
� UNRK, baz istasyonlarının maruziyet şartlarının uluslararası güvenlik sınırlarını aşıp aşmadığını denetleyen kurum olmalıdır.
� UNRK, elektromanyetik alanların sağlığa etkileriyle ilgili güncelleştirilmiş bilgileri halka ulaştırmalıdır.
� UNRK, Ulaştırma, Enerji, Çevre, Sağlık ve Çalışma Bakanlıklarıyla noniyonizan radyasyondan korunmaya ilişkin gerekli protokolleri oluşturmalıdır.
� UNRK, cep telefonu üreticisi ve işletici (operatör) firmaların noniyonizan radyasyon AR-GE birimlerinin kurulması ve denetlenmesinden sorumlu olmalıdır.
Hükümet, elektromanyetik alanların sağlık etkilerini araştıracak bağımsız bilimsel araştırmalar için bütçe ayırmalıdır.

YEREL YÖNETİMLERİN GÖREVLERİ VE HALKIN BİLGİLENME HAKKI
Tüm baz istasyonlarının inşa edilmesinde GSM operatörlerinin yerel yönetimlere ve yerel çevre ve sağlık otoritelerine rapor vermesi zorunlu hale getirilmelidir.
Yerel yönetimler baz istasyonları raporlarının güncelleştirilmiş listelerini tutmak, baz istasyonu envanterini çıkartmak, haritalandırmasını yapmak ve gerektiğinde bu bilgileri halka vermekle yükümlü olmalıdır.
GSM operatörleri kurdukları antenin yükseklik, frekans, çıkış gücü, modülasyon karakteristiği gibi teknik detaylarını yerel yönetimlere vermek zorunda olmalıdır. Bu özelliklerle ilgili herhangi bir teknik değişiklik yapıldığında bu bilgi yerel yönetimler aracılığıyla halka duyurulmalıdır.
Her vatandaş yaşadığı şehir ve mahalle ile ilgili söz konusu bilgileri yalnız yerel yönetimlerden değil, Ulaştırma Bakanlığı ve diğer ilgili bakanlıklardan ücretsiz telefon hattı aracılığı ile kolaylıkla alabilmelidir. Bu konuda her türlü bilgiye ilgili bakanlıkların web sitelerinde de yer verilmelidir.

İLGİLİ BAKANLIKLARIN TUTUMU
Çevre Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının konuya hassasiyetle yaklaşmalarını ve yayımladıkları genelgeleri, geleceğe dönük olarak olumlu karşılıyoruz. Konuyla ilgili diğer bakanlıklar olan Ulaştırma, Enerji ve Çalışma Bakanlıklarının da aynı hassasiyeti göstermelerini, Sağlık Bakanlığı�nın da genelgesine sahip çıkmasını bekliyoruz.

İŞYERİ MARUZİYETİ VE KORUNMA
Elektromanyetik radyasyona ve elektromanyetik alana maruz kalan çalışanların, işyeri hekimleri tarafından takibe alınması ve periyodik muayenelerinde konuya uygun muayene yöntemlerinin kullanılması gereklidir. Ayrıca işyeri hekimleri bu tür risklerin çevrede saptanabilmesi için ilgili yerlere gerekli başvuruyu yapabilme yetkisine sahip olmalıdır.

TIBBİ CİHAZLARLA ETKİLEŞİM
Hastanelerde, ameliyathane ve yoğun bakım üniteleri gibi hayati önem taşıyan elektronik cihazların bulunduğu yerlerde cep telefonlarının kullanılması, hastanın yaşamsal fonksiyonlarını denetleyen cihazlarda yaratabileceği etkileşim ve yol açacağı zararlar nedeniyle kesinlikle yasaklanmalıdır. Yasağa uyulmasının sağlanması amacıyla hastane yönetimlerine ortak protokol oluşturulması önerilmektedir.

SAĞLIK PERSONELİNİN KORUNMASI
Tıbbi alanda elektromanyetik alan oluşturan cihazların yoğun olarak kullanıldığı ameliyathane, yoğun bakım üniteleri, fizik tedavi merkezleri, görüntüleme üniteleri gibi bölümlerde çalışan sağlık personelinin (cerrahlar, radyologlar, anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanları, anestezi ve rontgen teknisyenleri, fizyoterapistler ve hemşireler başta olmak üzere) korunması için gerekli önlemler sağlık kurumları tarafından alınmalıdır. Sağlık personelinin konuyla ilgili olarak bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.

ULAŞIM GÜVENLİĞİ
Cep telefonlarının, toplu taşıma araçlarında elektronik haberleşme yapan sistemleri olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle oluşabilecek kazaların önlenmesi amacıyla, cep telefonlarının bu tür araçlarda kesinlikle kapalı tutulması konusunda gerekli uyarıların, sadece görsel şekilde değil, anonslar yoluyla da yapılarak halkın uyarılması ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bu bilinçlendirme eğitiminin araç sürücülerinden başlatılması en öncelikli konudur.
Kaza riskini arttırdığından sürücülerin seyir sırasında cep telefonlarını kapalı tutmaları için gerekli önlemler de alınmalıdır.
Kamuoyunu ve yetkilileri yukarıdaki hususlar konusunda duyarlı olmaya; gerekli önlemleri çok geç olmadan almaya ve alınmasını zorlamaya; hükümeti bilimsel bir bakışla ulusal noniyonizan radyasyon politikası oluşturmaya çağırıyoruz (20 Temmuz 2000).

Prof. Dr. Nesrin Seyhan (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biofizik Anabilim Dalı Başkanı) � Prof. Dr. Tunaya Kalkan (İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Biofizik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)� Prof. Dr. Hilmi Sabuncu (İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, İş Sağlığı Bilim Dalı Başkanı, MESKA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı)� Uz. Dr. Günay Can (Halk Sağlığı Uzmanı, Çevre İçin Hekimler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı)� Uz. Dr. Ümit Şahin (Halk Sağlığı Doktoru, Çevre İçin Hekimler Derneği Genel Sekreteri)� Uz. Dr. Rıfat Yücel (Fizyoloji Uzmanı, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Basın Sözcüsü)� Çevre İçin Hekimler Derneği � İstanbul Tabip Odası.



�Cep� ve �Baz� için bir yaklaşım önerisi
Dr. Ümit ŞAHİN*

Cep telefonları ve baz istasyonlarından kaynaklanan elektromanyetik (EM)radyasyonun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapabileceği konusunun gündeme gelmesi son aylarda gerçekleşti. Bununla birlikte konunun bilim çevrelerindeki geçmişinin bu derece yeni olduğu söylenemez. Özellikle fizikle tıp biliminin buluştuğu noktalarda yapılan deneysel ve epidemiyolojik çalışmalar konuyu uzun yıllar önce gündeme getirmeye başlamıştı. Burada üzerinde önemle durmamız gereken nokta EMradyasyonların kendilerine özgü bir grup çevresel �kirletici�sayılabileceği olgusudur.
Çevresel kirleticileri genel olarak fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak ayırmak yaygın bir tutumdur. Burada fiziksel kirleticiler kategorisinde bizi en çok meşgul eden bölümü iyonlaştırıcı radyasyon oluşturur. Ama gürültü, ısı, hatta ultrason dalgaları gibi fiziksel olgular da kirletici olma yönünden ilgi çekerler. EMradyasyonun bu kategorideki yeri iyonlaştırıcı radyasyonun yakınına denk düşüyor. Ortamda ışıyarak yayılan EMradyasyon, dalga boyu ve frekans yelpazesinin farklılığıyla, ama daha önemlisi hücrelerde iyonlaştırıcı etki yapmamasıyla, bildiğimiz çekirdek radyasyonundan ayrılıyor. Bu nedenle iyonlaştırmayan radyasyon diye de anılıyor.
İyonlaştırıcı radyasyonla arasındaki gözle görülür fark ise EMradyasyonun ani ölümlere neden olmayışı. Yani günlük ve olası dozlarda öldürmüyor oluşu. Oluşturduğu ısı etkisi nedeniyle belirli bir süre yüksek doza maruz kalmak dokuların aşırı ısınması sonucu ölüme neden olsa da (mikrodalga fırınları hatırlayınız)�normal� şartlar altında ölümcül bir kirlilik etkeni sayılamaz EMradyasyon. Yani �radyofrekansbombası� icadı mümkün görünmüyor. Bu basit fark, EMradyasyonun zararları konusundaki şiddetli tartışmaların temel nedenlerinden birini oluşturuyor. Bir hekim için �öldürmüyorsa sorun yok�diye düşünmek mümkünse, bunu kabul edilebilir bulabilirsiniz.
Tartışmanın uzamasının başka nedenleri de var. Bunlardan biri iyonlaştırmayan radyasyonun kaynaklarının çok çeşitli ve bir o kadar da günlük yaşam içine sinmiş olması. Üstelik bu çeşitlilik kaynağın oluşturduğu EMalanın fiziksel özelliklerinde de kendini gösteriyor. 50 Hz frekanslı, yani dalga boyu çok uzun (ELF-extremely low frequency de denen)ve konvansiyonel elektrik akımı tarafından oluşturulan alanlardan, radyo dalgalarına ve 1013 Hz�e kadar çıkan frekanslarda mikrodalgalara kadar çok geniş bir fiziksel alan yelpazesi söz konusu. Dolayısıyla yüksek gerilim hatlarının ya da mikrodalga fırınların, cep telefonlarının ve televizyon vericilerinin olası etkilerinin birbirlerine uygulanması güçlük arzedebiliyor.
Ancak burada bir noktayı atlamamak gerekiyor. Birbirinden çok farklı frekanslara sahip olan EMalanlarının biyolojik dokularda oluşturduğu fizyopatoloji benzer bir aralıkta seyreder. Isı etkisi ve ısıtıcı olamayan (ama iyonize edici de olmayan)etkiler. Bu son grup içinde hücre proteinlerinin denatüre olması, hücre zarında ve bazı hücresel enzimlerde bozulmalar gibi etkiler sayılıyor. Bu etkiler cep telefonlarının oluşturduğu mikrodalga frekansında da, yüksek gerilim hatlarının oluşturduğu daha düşük frekanslarda da söz konusu. Aradaki fark kaynağa yakınlıkla, kaynağın gücüyle ve maruziyet süresiyle de değişiyor.
İkinci önemli neden cep telefonları ve baz istasyonlarının toplumdaki yaygın kullanımının çok uzun yıllara dayanmaması. Radyoaktivitenin en ufak dozdaki etkisini öğrenmek bile neredeyse yüz yılımızı aldı. Bu arada Hiroşima�dan Çernobil�e, radyasyonun tıpta kullanımına kadar bir dizi �insan deneyi� ile karşılaştık. Ama artık radyasyonun eşik değeri olmayacağı genel kabul görüyor. Bugün 1930�larda �şifa�olsun diye yutulan radyum hapları dehşet verici bir şaka gibi duruyor. EMradyasyonun olası etkileri bu derece dramatik olmasa da, her insanın yanında, cebinde, elinde yüksek güçte EMradyasyon kaynağı olan bir alet taşıması bir süre sonra benzeri bir şakaya konu olamaz mı?
Önlem ilkesi (precautinary principle)denen ilke hem bilimsel, hem de politik bir ilke olarak kullanılabilir. İnsan yaşamının, sağlığın ve diğer insani niteliklerin, kalkınmadan, refahtan, sermaye birikiminden, endüstrileşmenin ve tüketimin arttırılmasından vb. sonra geldiğini savunabilecek düşünce sistemleri için (ismini siz koyun)bu ilkenin kullanılması anlamlı olmayabilir. Ama �halk sağlığı ya da koruyucu hekimlik�yaklaşımında tıp içinde de yerini bulan bu ilke, bu tür sorunların aşılmasında bizim için gerçekten yol gösterici oluyor. Herhangi bir etkenin, hele de üreticileri bu kadar büyük para ve iktidar gücünü ellerinde tutarken, sağlık zararları %100 kanıtlanana kadar beklemek, bu sistem içinde bir tür �kamusal saflık� oluşturuyor. Aynı durum sadece cep telefonları için değil, gen teknolojisinden tarım ilaçlarına kadar bir dizi diğer (yeni)etken için de geçerli.
Cep telefonları ve baz istasyonlarıyla ilgili temel yaklaşımımızı bu noktalardan yola çıkarak çözebileceğimizi düşünüyorum. Bilimsel araştırmaların tüm hızıyla sürdüğü bu geçiş döneminde çok sayıda yayın, derleme ve yoruma ulaşabilirsiniz. Bazılarının internet adresini yan sütunda bulacaksınız. Ancak konuyu �kanıt� çabasına dönüştürmenin, baz istasyonlarıyla mücadeleyi de nasıl saptandığı belli olmayan bir sınır değere uygunluk maskesiyle engellemenin (ki sadece ölçüm yapan kişi ve kurumlarla kârlarını arttırmak için inanılmaz bir sıklıkta baz istasyonu kuran GSMoperatörlerine yarayacak gibi görünüyor)toplum sağlığına katkı sağlayacağını düşünmek büyük bir hata olur.
Tek yapılması gerekenin baz istasyonlarının yerleşim yerlerinden derhal sökülmesi için mücadele etmek ve cep telefonu kullanımının olası zararları konusunda insanları bilinçlendirerek çocukların cep telefonu kullanımını kesinlikle önlemek olduğu ortada. Ötesi bildiğimiz kişi ve şirketlere zaman kazandırıyor sadece.
* Halk Sağlığı Doktoru, Fizik Tedavi Uz., Çevre İçin Hekimler Derneği Genel Sekreteri



EM alanların sağlığa etkileri konusunda kaynaklar ve internet adresleri

Genel olarak elektromanyetik alanlara maruziyetin, özel olarak da cep telefonları ve baz istasyonlarının yaydığı mikrodalga frekansındaki iyonlaştırmayan radyasyona maruziyetin oluşturduğu sağlık sorunlarına ilişkin çok sayıda hayvan deneyi, in vitro çalışma, insan üzerinde yapılmış deneysel çalışma ve epidemiyolojik araştırma bulunuyor. Bu çalışmalara göre elektromanyetik alanların canlı organizma üzerinde termal ve non-termal etkileri sonucunda çok geniş bir yelpazede etkiler görünebiliyor:*
Hayvan deneylerinde elde edilen bulgulara göre kan hücrelerinde azalma, beyinde seratonin ve dopamin seviyelerinde azalma, pineal bezde sekresyon artışı, 5-metoksitriptol konsantrasyonunda artış, melatonin miktarı ve seratonin-N-asetil transferaz enzimi aktivite ve miktarında azalma, pineal hücrelerde yapısal değişiklikler, tükrük bezinde RNA transkripsiyonunda artış, intraoküler sıcaklıkta artış, testiküler dejenerasyon, testis DNA�sının termal denatürasyon profilinde değişim, akciğer hücrelerinde kromozom aberasyonu, sperm hücrelerinde kromozom translokasyonu, bazı hormon seviyelerinde değişiklikler gibi elektromanyetik radyasyonun frekans, şiddet ve maruziyet süresine göre değişiklikler gösteren patolojiler saptanabiliyor. Çok sayıda hayvan deneyi, elektromanyetik alanlarla deneysel olarak kanser oluşturulabildiğini de gösteriyor.
İnsanlarda EM alanlardan kan basıncının, EKG potansiyellerinin, EEG dalgalarının etkilendiğini, nöroendokrin sistemde, sindirim sisteminde ve kan biyokimyasında oynamalar meydana gelebildiğini ve bazı davranışsal değişiklikler oluşabildiğini ortaya koyan çalışmalar bulunuyor.
Çoğunluğu yüksek gerilim hatlarına bağlı maruziyetle ilgili olarak yapılan toplum bazlı epidemiyolojik çalışmalarda beyin tümörleri, akut miyelojid lösemi, kronik lenfositik lösemi, Alzheimer hastalığı gibi hastalık sıklıklarında artış görüldüğü gibi konsantrasyon bozukluğu, hafıza ve öğrenmede bozulma, başağrısı, depresyon ve psikomotor bozukluklarda da artış gözlenebiliyor.
Bu konuda yapılan binlerce çalışma ve bu çalışmaların derlendiği çok sayıda derleme ve yayın bulunuyor. Aşağıda konuyla ilgili olarak çok ayrıntılı bilgilere ve derlemelere ulaşabileceğiniz kimi yazı, kitap ve web sitelerini toplamaya çalıştık. Bunlardan özellikle Powerwatch ve EMFacts Consultancy siteleri çok sayıda rapor, literatür ve linkler içeriyor. Ayrıca Medline taramasıyla bu konuda çok geniş bir literatür özetine ulaşmanız mümkün:
İnternet siteleri:
� Microwave News:http://www.microwavenews.com
� Powerwatch:http://www.powerwatch.org.uk
� EMFacts Consultancy:http://www.tassie.net.au/emfacts
� Bioelectromagnetic Society:http://www.bioelectromagnetics.org
� Cep Telefonları Üzerinde Bağımsız Uzmanlar Komitesi Raporu:http://www.iegmp.org.uk
� WHOUluslararası EMFProjesi:http://www.who.int/peh-emf
� Avrupa Elektroteknik Standardizasyon Komitesi (CENELEC):http://www.cenelec.org
� Victoria Üniversitesi Canlı Sistemler Üzerinde EMAlanların Etkilerini Araştırma Komitesi:http://www.bioelec.ece.uvic.ca/chair
� Britanya Ulusal Radyasyon Korunma Komitesi:http://www.nrpb.org.uk/Backinfo.htm
� Baz istasyonlarıyla mücadele eden insiyatiflerden:http://www.wwnet.ret/~babbles, http://www.flipag.net/nopoles
Ayrıca aşağıdaki Türkçe yazı ve raporlara ulaşmak için İstanbul Tabip Odası�nı ya da Çevre İçin Hekimler Derneği�ni arayabilirsiniz:
� Elektromanyetik Kirlilik Etkileri Sempozyumu 1999 Bildiri Kitabı - Yayın:Prof. Dr. Nesrin Seyhan, Prof. Dr. Ümit Karakaş
� Cep Telefonlarının Sağlığa Zararları ve Konuyla İlgili Referanslar:Doç. Dr. Selçuk Aslan
� Elektromanyetik Kirlilik, Cep Telefonları ve Baz İstasyonları:Doç. Dr. Levent Sevgi
� Çevremizdeki Radyasyon ve Korunma Yöntemleri:S.Şeker, O.Çerezci.

* Elektromanyetik Kirlilik ve Etkileri, Korunma Yöntemleri, WHOUluslararası Elektromanyetik Alan Projesi, Ulusal ve Uluslararası Politikalar, Prof. Dr. Nesrin Seyhan, Elektromanyetik Kirlilik Etkileri Sempozyumu 1999 Bildiri Kitabı.



Kişisel radyasyon hikayeleri
Dr. Ümit ŞAHİN

Radyasyonla kişisel tanışıklığım, bir Mayıs gününe rastlar. 1986 yılının 2 Mayıs gecesiydi. TRT�nin gece haberleri olduğunu gayet iyi hatırlıyorum. Çernobil kazası olalı bir hafta, açıklanalı birkaç gün olmuş. Spiker radyasyon bulutunun Edirne tarafından yurda giriş yaptığını, yağmurlarla toprağa ve tarım ürünlerine karışmış olabileceğini, yanılmıyorsam bölgeden süt ürünlerinin satışının durdurulduğunu anlatıyor. Yurda giriş yapma kısmını benim ürettiğim kuşkusuz, ama spiker nasıl ifade etmiş olursa olsun, olayın aklımda radyasyonun ülkemize giriş yapması gibi bir düşünce çerçevesine kalmış olmasında şaşılacak bir şey yok. Çünkü o günlerde radyasyon, sadece benim için değil çoğu insan için de, o dönemde henüz gelmeye başlayan Çikita muzlar gibi yeni moda bir ithal üründür.
O günlerde ben 17 yaşındaymışım. Tıp Fakültesi birinci sınıftayım. Radyasyonla tanışmam Oktay Akbal�ın �Hiroşimalar Olmasın�kitabıyla Osada�nın �Atom Bombası Çocukları�nı tam da kısa bir süre önce okumuş olmama dayanıyor. Demek ki radyasyon benim için atom bombası ve Hiroşima demek o günlerde. Çernobil kazası olduğunda duyduğum dehşet hissi ise, o Mayıs günü benim de üzerimde dolaşan bir radyasyon bulutuna dönüşecek kadar yakında artık. Yıllar sonra nükleer karşıtı hareket içine hiç bir tanışıklığım, kişisel ya da örgütsel yakınlığım ve bağlantım olmadığı halde doğrudan ve tek başıma katılmamda bu dehşet dolu tanışma öyküsünün de etkisi olsa gerek.
Sonraki yıllarda, özellikle hükümetin tekrar Akkuyu�da nükleer santral kurma kararı aldığı 1992 yılından sonra konu hakkında giderek daha fazla ve istemeden de olsa derinleştik. Kazakistan�da Sovyet nükleer denemeleri sonucunda radyasyona bulanan Semipalatinsk bölgesini, Amerika�da Nevada çölünde atom bombası patlatılan alana �deney� amacıyla sürülen askerleri, İngiltere�de 25 yıl saklanan Sellafield nükleer santral kazasını, Sovyetlerin Urallarda patlayan ama hiç bir zaman tam olarak ortaya çıkmayan askeri reaktörünü, Three Miles Islnd�ı, Çernobil�in ayrıntılarını ve Avrupa�yı 70�li yıllar boyunca sallayarak yeşil hareketin doğumuna öncülük eden anti-nükleer protestoları öğrendik.
Benim nükleer karşıtı harekete katılmam 93 yılları başındaydı. İstanbul�daki Nükleer Karşıtı Platformun kurulma (ve hatta parçalanma)süreçlerinden başlayarak, son günlerde hep birlikte yürüttüğümüz �Doktorunuz Nükleer Santral İstemiyor�kampanyasına kadar pek çok noktada aktif olarak yer aldım. Bugün Nükleer Karşıtı Hareket gerçek bir zafer kazanmış, Akkuyu nükleer santral projesi iptal edilmiş bulunuyor. Anlayacağınız ben de bu süreçte kendime, Akkuyu�da yıllardır direnen herhangi bir köylüden çok daha az olmakla birlikte bir pay çıkarıyorum. O köylüler ki nükleere karşıyken açıkça satın alınıp nükleer lobinin safına geçen belediye başkanını seçimlerde alaşağı etmekle kalmamış, adama köyü dar etmişlerdir. O köylüler ki kendilerini iknaya gelen �bilim adamlarını�protestolarla konuşturmamışlardır. Ellerinde pankartlarla, dillerinde sloganlarla senelerce yürümüş durmuşlardır. Bugün birşeylerin �değiştirilebileceğinin�kanıtları artık Bergamalılarla birlikte �Büyükeceli�köylüleri de değil mi?O halde neden iyimser olmayı denemeyelim?
Kuşkusuz cep telefonu baz istasyonları konusu yalnız yaydığı radyasyonun fiziksel niteliği nedeniyle değil, ortaya çıktığı toplumsal koşulların niteliği nedeniyle de ciddi farklılıklar gösteriyor. Ben baz istasyonlarının yerleşim yerlerinden sökülmesi için verilen mücadelenin içinde de yer almaya çalışıyorum. Hem mücadeleye bilimsel destek sağlayabileceğim, hem de yaşadığım mahallede adım başı bir baz istasyonu olduğu, biri de evime 30 metre mesafede olduğu için. Belki. Ama belki de hiçbir zaman cep telefonu sahibi olmadığım ve kullanmadığım için.
Kentli endüstriyel tüketiciler olarak kendi kabuğumuzun içinde, kendi vazgeçemediğimiz yaşam biçimimizin ceremesini çeksek mi çekmesek mi diye debelenip duruyoruz. Hiçbirşeyden vazgeçmeye niyetimiz olmadığı için de sürekli yeni kanıtlar arıyoruz. Olumlu değil, olumsuz kanıtlar. Tıpkı depremci profesörler çıkıp kendi aralarında İstanbul�da deprem olmayacağı konusunda anlaşsalar derin bir nefes alacağımız ve çürük evlerimizde rahatça oturacağımız gibi, birileri çıksa da baz istasyonları hiçbir şey yapmaz deyip bizi inandırsa diye bekliyoruz. Biz de kapsama alanlarımız bozulmadan rahat rahat ceplerimizden konuşsak, wap yapsak, mesaj atsak.
Akkuyu köylüleri için durum böyle değildi. Onlar kendi paylarına düşecek olanın bilmem kaçbin megavat enerji değil, radyoaktif atıklar olduğunu; yeni iş alanlarına kavuşmakla değil, sahip oldukları tarımsal zenginliklerden olmakla karşı karşıya olduklarını biliyorlardı. Bizim için olsa olsa bir fantazi ve slogan olarak kalacak olan �mum ışığına razıyız� sözünü, söylerken hissedebiliyorlardı. Sonuçta Akkuyu ihalesinin iptali hangi ikna sürecinin, hangi ekonomik gerekçenin ürünü olursa olsun, Akkuyu köylüleri kazandılar.
Radyasyon bulutu Edirne yakınlarından yurda giriş yapalı 14 yıl oluyor. Toplum olarak radyasyonla olan hikayelerimiz ise Akkuyu�dan kurtulmuş da olsak bitecek gibi görünmüyor. İyonlaştıranıyla, iyonlaştırmayanıyla radyasyon yaşam biçimimizin bir ürünü. Belki de hem hammaddesi, hem ürünü, hem de atığı.
Ben gitmeyenlere bir ara Akkuyu�ya uğramalarını hâlâ öneriyorum. Yalnız yola çıkarken cep telefonunuzu evde bırakın.



Hekimlerin de çevre için bir derneği var

Tıpla çevre sorunlarının karşılaştığı noktada bir hekim örgütlenmesi var:Çevre İçin Hekimler Derneği. 1998�den bu yana çalışmalarını sürdüren, bu süre içinde bir yandan örgütlenme ve altyapısını kurmaya çalışırken bir yandan da çeşitli çalışmalarda bulunan derneğin bugün 150�yi aşkın üyesi bulunuyor. Üyelerin çalışma ve karar süreçlerine doğrudan katılımını sağlamak amacıyla oluşturulan yürütme kurulunun temel yürütme organı olduğu Çevre İçin Hekimler Derneği, İstanbul Tabip Odası binasının 1. katında bulunan merkezinde hekimlerle ve Oda�yla yakın ilişki içinde olmayı ve birlikte çalışmayı da hedefliyor.
Aşağıda dernekle ilgili tanıcı bilgileri ve iletişim yollarını bulacaksınız. İnternet sitesinde daha ayrıntılı bilgilere ve gelişmelere ulaşabilirsiniz. Çevre İçin Hekimler Derneği çevre ve ekolojiyle ilgilenen tüm hekimleri birlikte çalışmaya, derneğe katkıda bulunmaya ve üye olmaya çağırıyor.

AMAÇLAR
Derneğin amacı, ekolojik duyarlığa sahip hekimleri bir araya getirerek, çevre sorunlarının ve ekolojik dengedeki bozulmanın insan ve ekosistem sağlığı üzerinde yarattığı etkileri incelemek, çevre ve ekosistem sağlığı ile ilgili bilimsel çalışmalar yapmak, yapılan bilimsel çalışmaları desteklemek, dökümantasyon ve arşivleme çalışmaları yapmak, edinilen ve toplanan bilgileri kamuoyunun kullanımına sunmak, çevre ve ekosistem sağlığının korunması amacıyla alınması gereken önlemleri belirleyerek toplumu aydınlatmak, bilimsel ve tıbbi danışmanlık yapmak ve eğitim çalışmalarında bulunmaktır. Dernek aynı zamanda hekimlerin çevre ve ekoloji konularındaki duyarlılıklarını arttırmayı amaçlar.

NASIL BİR DERNEK?
Çevre İçin Hekimler Derneği, bilimsel ilkelere ve tıp etiğine uygun bir çalışma tarzı benimseyecektir. Bunun anlamı, gerçeğin ve toplumun yararının izinin sürülmesi, toplum ve doğanın ortak çıkarları gözetilerek bilimsel bir bakış tarzının oluşturulmasıdır.
Hekimler doğanın yok edilmesi sürecinin sonuçlarının, çevresel etkenlere bağlı hastalıkların ve toplum sağlığında bozulmanın artışını günlük yaşam pratiklerinde izleyerek, herkesten daha yoğun ve doğrudan tanığıdırlar. Hekimler halk sağlığını gözetme ve koruyucu hekimlik yöntemlerine öncelik verme bilinciyle, çevre sorunlarına karşı toplumu uyarmak konusunda herkesten çok daha fazla sorumluluk sahibidirler.

ÇALIŞMA YÖNTEMİ
Derneğin resmi yürütme organı yönetim kuruludur. Ancak dernek üyelerinin ve çeşitli proje ve çalışmalarda görev alan herkesin karar sürecinde etkili olmalarının sağlanması için tüm aktif üyelerin katılımıyla geniş katılımlı yürütme kurulu toplantıları yapılmaktadır.
Yürütme Kurulu 1999 yılında yapılan Genel Kurul sonrası çalışmaya başlamıştır ve toplantılar her ayın üçüncü perşembe günü 19.30-21.30 arasında dernek merkezinde yapılmaktadır.

YÖNETİM KURULU
Tüzüğümüze göre iki yılda bir yapılan genel kurullarımızda yönetim kurulu seçimleri yapılmaktadır. Yönetim Kurulu 5 üyeden oluşur:
� Dr. Günay Can - Başkan / Halk Sağlığı Uzmanı, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi
� Dr. Murat Fırat - İkinci Başkan / Halk Sağlığı Doktoru
� Dr. Ümit Şahin - Genel Sekreter / Halk Sağlığı Doktoru, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
� Dr. Gülçin Yapıcı - Sayman / Halk Sağlığı Uzmanı
� Dr. Fikriye Baş - Üye / Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı.

ÜYELİK
Hekimler ve sağlık alanında lisans üstü eğitim almış ya da almakta olan diğer meslek mensupları derneğe üye olabilir. Tüm üyeler dernek çalışmalarına ve derneğin karar süreçlerine eşit olarak katılabilirler. Bunun için yürütme kurulu toplantılarına katılmaları ve dernek tarafından yürütülen çalışma ve projelerde görev almaları yeterlidir. Üye olmak için üyelik formu doldurmak ve 2000 yılı için 10 milyon TLolarak belirlenen aidatı ödemek gerekmektedir. (Banka hesap numarası:Yapı Kredi Bankası, Zeynep Kamil Şubesi, 0035479-5)

ADRES VE İLETİŞİM
� Adres:Türkocağı C. İstanbul Tabip Odası Binası, No 17, Kat 1/6, Cağaloğlu - İstanbul
� Telefon: (0 212)520 88 07
� Faks: (0 212)520 88 15
� E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir / Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
� Web sitesi:www.cevrehekim.org.tr

ÇEVRE İÇİN HEKİMLER DERNEĞİ / ÜYE KAYIT FORMU
Adı Soyadı:
Cinsiyet:
Baba adı:
Doğum yeri ve tarihi:
Mezun olduğu fakülte ve yılı:
Çalıştığı kurum ve ünvanı:
Branşı:
Ev adresi:
İş adresi:
Ev telefonu:
İş Telefonu:
Cep telefonu:
E-posta adresi:
Bildiği yabancı diller ve düzeyi:
İmza ve tarih



FORUM

Vardiyalı veya gönüllü çalışma üzerine �aykırı�bir düşünce
Dr. Erdinç ÜNAL

İkinci dünya savaşından sonra yaşanan kapitalist uzun dalga, refah toplumlarının �altın çağı� oldu. Bu dönem ekonomiye devlet müdahalesinin yoğun olduğu yıllardı. Ancak 1970�lerin sonları ve 80�li yılların başları, kapitalist konjonktürün tekrar iniş trendini gösteriyordu. Devletin yoğun müdahalesi ve kamu harcamalarının sistemi esenletici işlevinin yarattığı altın çağın sonu gelmişti. İşte bu konjonktürel bunalımının nedenini devletin parasal ve mali politikalarında, kısaca, ekonomideki ağırlığında gören monetarist-friedmancı ve anayasal iktisat akımına mensup iktisatçıların devlet müdahalesine itirazları ise stratejik boyuttaydı. Yani devletin küçülmesini dönemsel, geçici nedenlerle değil olması gereken, normatif bir yasa olarak ortaya koydular.
Ekonomi politikaları bu ekollerin etkisinde yeniden kurgulandı. Kamu müdahalesi ve devletin ekonomideki büyüklüğü en aza indirgenecekti. Nasıl yapılacaktı? 1-Özelleşme ile; mevcut konumuyla, kamunun etkinlik alanında olan mal ve hizmetlerin toplumsal ihtiyaçların gerektiği miktarda ve kalitede üretilmesini köstekleyerek bu etkinlik alanında özel sermayeye yer açmak. A-Mevcut kamu kuruluşlarının yatırım yapmasının önüne geçmek, hizmet ve teknoloji geliştirmelerini engellemek, kapasite daralması ve hizmet alıcılarında kalabalıklaşma yaratmak, sonuçta mal ve hizmetin üretilmesi ve sunumunun çağcıl koşullarından kamu kuruluş ve işletmelerini uzak düşürmek, elimine etmek. B-Doğrudan özel sermayeyi teşvik edici politikalar uygulamak. Sübvansiyon, vergi istisnaları ve indirimi, ithalat avantajları gibi. Ayrıca kamu denetim mekanizmalarını işletmemek, kuralsızlıklara göz yummak ve esnek davranmak, kamu yöneticilerinin özel girişimciliğe ideolojik ve politik destekte bulunması gibi önemli kamusal müdahale araçlarını da sayabiliriz. 2-Özelleştirme ile mevcut kamu kuruluşları, işletmeleri özelleştirilecek, bizzat özel sermayeye devri gerçekleştirilecekti.
Sağlık mal ve hizmetleri açısından baktığımızda ülkemizde daha çok birinci yöntemin uygulandığını görmekteyiz. Yıllardır sürdürülen, çoğu meslektaşlarımıza politikasızlık gibi gözüken, sinsi fakat karşısında bir bilinç bulanıklığı oluşturarak direnç gelişmesini önleyen politikalar bunlar idi.
Gelgelelim, mevcut hükümetin önce sağlık bakanlığı kanadından, daha sonra çalışma bakanlığından geliştirilen �vardiyalı� ve �gönüllü� çalışma uygulaması başlatıldı. Bana göre bu politika iktidarın özelleşme yöneliminde kazara alınmış kararlarından birisidir. Özellikle 17 Ağustos depremi sonrasında kamuoyuna yönelik bir şeyler yapma baskısı altındaki sağlık bakanlığının yönelimi olabilir. Çünkü bu uygulama, şimdiye kadar ki özelleşme eğilimine ters bir karardır. Tedavi hizmetleri alanında yoğunlaşan özel sermaye yatırımlarını durduracaktır. Kamu işletmeciliğinin geliştirilmesi, mevcut kapasite ile de olsa, daha çok nüfusa hizmet verilebilmesi açısından olumlu bir adımdır. Daha şimdiden, sağlık bakanlığı ve SSK hastanelerinin kullanıcılarının tercihlerini etkileyerek, aynı nüfusa hitap eden özel hastaneleri ve diğer sağlık kuruluşlarının rekabetini zorlamaktadır. Yine, bana göre, siyasi iradeyi temsil eden ilgili bakanlıklar bir müddet sonra zarar gören özel sermayenin lobi faaliyetlerine maruz kalacaktır. Ve eğer bu uygulama kalkacaksa bunda lobi faaliyetinin önemli rolü olacağı kuşkusuzdur.
Peki tabip odaları nasıl tavır almalıdır?Tabip odaları mevcut durumda bir açmaz içinde gözükmektedir. Bir yanda desteklenmesi gereken kamu sağlık hizmetleri, öte yanda temsilcisi olduğu hekimler. Son yıllardaki özel sağlık hizmetlerini teşvik edici politikaların sonucu olarak birçok hekimin kendi çalıştığı kurumlar dışında kurulu ilişkileri ve yatırımları vardır. Öyleyse tabip odaları, hekimlerin çıkarları ile toplumun çıkarını nasıl bağdaştıracaktır?



Bilginin üretiminde TTB�nin rolü
Prof. Dr. Şadi YENEN*

Hekimlerin odaları aracılığıyla oluşturdukları tek meslek örgütü olan TTB�nin çalışma etkinliklerine ek ve önemli bir boyut olarak tıp ve sağlık alanında �bu toplumun bilgisi�nin üretilmesinin de yer almasını öneriyorum.
Her meslek grubunun asıl gücü, sahip olduğu profesyonel bilgi ve onun uygulamalarından kaynaklanır ve zaten bir kişinin hangi meslekten olduğunu tanımlayan da bu süreçtir.
Kendisi doğrudan bir (saf)bilim olmakla birlikte uygulamalı bir bilimsel disiplin olan tıp alanı da, tüm benzerleri gibi, uygulamalarında, etkinlik alanı bulduğu toplumun özelliklerini gözardı edemez. Bir başka deyişle, �bilimsellik�tabanını oluşturan fizik, kimya ve biyolojinin kendisine sağladığı olanaklar, uygulama coğrafyasındaki �doğal�ve �sosyo-ekonomo-politik�özelliklerle biçimlendirilmedikçe bir gerçeklik temeline oturamazlar.
Bir meslek örgütü olarak TTB�nin, ülke gündemini belirleyen sosyal, ekonomik ve politik süreçler içerisinde kendi yönünü belirlemeye çalışan girişimleri, meslektaşlarının özlük hakları konusundaki savaşımları, insan hakları ve sosyal adaletsizlikler açısından etik kaynaklı ve gerektiğinde ateş içindeki karşı duruşları, emekten yana politik yan tutuşları ve mesleksel uygulamalarda iyi hekimlik bayağını dik tutuşu vb. etkinlikleri pek doğal saygı duyulacak ve alkışlanacak tavırlardır. Sürdürülmelidir de...
Öte yandan, tüm bu tavırlarda belirleyici olan öğenin �hekimlik -tıp bilgisi-� olmaktan çok (kaba bir söylemle)�aydın�olmayla ilişkin olduğu görülmektedir. Oysa, asıl işlevi olması gereken ve ona asıl gücünü verecek olan �tıp ve sağlık alanında bu toplumun bilgisini üretmek�işlevi, öyle görülüyor ki TTBtarafından biraz ihmal edilmiş bir konumdadır.
Bu nedenle, hastalığın öncelikleri, epidemiyolojileri, tedavi yöntemleri, korunma önlemleri, risk faktörleri, sağlıkla ve sağlık personeliyle ilgili planlamalar, kamunun ve profesyonel (tıp)personelin(in) eğitimi vb. konularda ulusal bir boyut oluşmamıştır. (Burada elbette tüm bu eksikliklerin sorumlusunun TTBolduğunu söylemiyorum.)Şimdilerde, ülkemizdeki sağlığa ilişkin süreçler, sistemin (küresel emperyalist odakların ya da başka bir deyişe Kuzey�in)�Türkiye için�belirlediği gündemin ağırlığı altındadır. Sistemin değişik manipulasyon kurumlar (WHO, Unicef, Rotary, vb.) çok uluslu ilaç ve teknoloji tekelleri ile onlardan beslenen medya, ne yazık ki, ülkemizin tıp gündemini belirlemektedir. Tıp fakülteleri ile eğitim hastanelerinde ise yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu bu güdümlü gündemin yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir. Bu da �ne pahasına olursa olsun Batı ile entegrasyon�u kendisine hedef bellemiş olan merkezi iktidarın bu alandaki politikalarına doğrudan değilse bile dolaylı olarak destek oluşturmaktadır. (Dillerden düşmeyen Avrupa Birliği ve O�na uyum nakaratlarını hatırlayalım.)
Bu koşullar altında bir meslek örgütü olan TTB�nin, kendi, yani �mesleki� -tıp- zemininde �bu ülkenin bilgisi�ni üretecek gerçekten mesleki bir otorite olması zorunluluğu vardır. Doğal olarak burada TTB�ye düşen, planlama, yönlendirme ve eşgüdüm olacaktır. Böyle bir sürecin yaşama geçirilmesi için ulusal hekimlik ortamında büyük bir bireysel ve kurumsal potansiyel vardır.
Başlangıçta yapılacak şey, bugün için ülkemizi sağlık alanında verileri, gerçekleri ve sorunlarıyla tanımlayan, çeşitli ulusal kaynaklarca üretilmiş bilginin toplanması ve tasnifi ile önceliklerin belirlenmesi olabilir. Kuralları belirlenmiş yöntemlerle çalışan ve gittikçe kurumsallaşacak ulusal kurullar, yapacakları çalışmalarla hem �ulusal�bilgi birikimini değerlendirecek (giderek bu bilgilerin üretilmesindeki zaafları ve güçlü yönleri saptayacak)ve geleceğe yönelik olarak yanıtlanması gereken �ulusal� bilimsel soru ve sorunları belirleyecek, hem de yeni çıkan bir sorun karşısında, �güvenilir ulusal bir bilgi otoritesi�olarak yanıtı gösterecektir. Böylelikle kendi profesyonel alanında kendi �ulusal bilgisini üreten ve ona sahip çıkan� bir meslek örgütü, hem daha geniş bir üye tabanını kucaklayacak hem de merkezi iktidarlar karşısında halkının ve meslektaşlarının sorunlarını daha güçlü olarak savunabilecektir.
* 2000-2002 TTB Büyük Kongre Delegesi



TIPİK

Lorca�nın Granada�sında bir ağustos vakti
Derleme:Dr. Mustafa SÜTLAŞ

Endülüs�in tarihi şehri Granada�nın batısında, yarımadanın en yüksek sıradağları Sierra Nevada�nın karlarından beslenen Darro ve Genil nehirlerinin suladığı verimli Vega ovası uzanır. Vega İspanya�nın en yoğun işletilen bölgelerinden biridir ve çok eski zamanlarda bir Arap yazarı burasının, genişlik ve verimlilik bakımından, Guta�odan yani Şam vadisindeki vahadan çok üstün olduğunu ileri sürmüştür.

Federico Garcia Lorca, bu ovadaki köylerden birinde, Fuente Vaqueros�ta 5 Haziran 1898�de doğdu. Aynı yıl İspanya, Birleşik Devletler donanmasıyla, küçük düşürücü sayılacak kadar kısa bir savaş ve kesin bir yenilgiden sonra, Küba, Puerto Rico ve Filipinler gibi son deniz aşırı sömürgelerinden vazgeçmek zorunda kalmıştı.

�Kırı çok severim. Bütün duygularımla ona bağlı olduğumu duyuyorum. En eski çocukluk anılarımda toprağın tadı vardı. Çayırlar, tarlalar benim için inanılmaz güzellikler yarattı. Kırlardaki yabani hayvanlar, çiftlik hayvanları, o topraklarda yaşayan insanlar, bütün bunlarda, pek az kişinin farkedebileceği bir anlam var...�

İnsan vegadan dönüp Granada�ya bakarsa şehrin, Albaicin ve Elhamra tepelerinin altından verimli ovaya inen hafif bayıra yayıldığını görüyor. Müteahhitler 1909�a kadar Granada�da çalışmaya başlamışlardı. Mağribi yapıları yıkıyor, yolları genişletiyor, Baedeker�in birkaç yıl önce �yaşayan harabe�dediği yerleri daha modern, daha �Avrupalı� bir hale sokmaya uğraşıyorlardı. Ama ondokuzuncu yüzyılda, değişiklik peşinde koşan Romantiklerin hayal güçlerini kamçılayan Albaicin ve Elhamra tepelerinde kümelenen eski mahalleler pek az değişikliğe uğramıştı.

Cumhuriyetin ilk iyi yılında Granada, vegada şeker sanayiini elinde tutan zengin toprak sahipleriyle, sosyalist UGT(Union General del Trabao-sosyalist sendika)tarafından artık iyice örgütlenmiş köylüler arasında birçok çatışmalara tanık oldu.

�Şimdi hepsini, çocukluğumda bildiğim gibi eksiksiz hatırlıyorum. Böyle olmasaydı Kanlı Düğün�ü hiçbir zaman yazamazdım. İlk duygusal yaşantılarım toprakla, toprakta çalışmayla ilgili. Hayatımın temelinde, psikanalistlerin tarımsal kompleks dedikleri şeyin yatmasının nedeni bu.�

Yalnız, şehirle vega arasında yayılan bir sıra yüksek ve bozuk orantılı yapı manzarayı bozuyor. Bu blok apartmanlar, güneyden gelen trafiğin şehrin ortasına gitmeden Jaén ve Madrid yoluna akmasını sağlayan yeni bir çirkin sokağın, Camino de Ronda�nın iki yanında yükseliyor. Camino de Ronda, birkaç yıl önce yapıldığı zaman şehrin kıyısından dışarı taşıyordu. Ama o zamandan bu yana, bölge hemen tamamıyla karmakarışık yapılar ve sokaklarla dolmuş, şurada burada boş arsalar kalmış. Bu imar hareketi hiçbir şekilde kontrol altına alınmamış.

Toprak ağaları Cumhuriyetin kendi imtiyazlarını tehdit ettiğini anlayınca 1931�de Granada�da Ideal adlı günlük gazeteyi çıkaran Accion Popular (Halkçı Hareket)�ın mahalli kolunu hemen desteklemeye başladılar. Şehirde gelişen politik mücadele gittikçe önemi artan Ideal�in sütunlarında sağın köklü fikirleriyle birlikte yansıyordu. Bu arada, yayın hayatına 1879�da başlayan, solcu El Defensor de Granada, eyaletin hayatını kemiren softalarla mücadeleye devam ediyordu.

�Bütün çocukluğum köyde geçmişti. Çobanlar, tarlalar, gök, ıssızlık. Tam bir yalınlık. Yazılarımdaki cesur emrovizasyonların, şairce bir aşırılık olduğunu düşünmelerine şaşıyorum. Hiç de değil. Bunlar gerçek ayrıntılardır. Hayatta pek ender olarak böylesine yalın ve dolaysız yaklaştığımız için, bazı insanlara garip görünüyor:Bakarak ve dinleyerek. Ne kadar kolay değil mi?�

Sonuç olarak, arka yokuştaki evler eskisi gibi vegayı göremiyor. Yol yapılmadan önce bütün o çevre meyva bahçeleri, çiftlikler, villalar ve bahçelerle dolu bir cennetti. Aralarından geçer dar yollar vegaya açılırdı. Bu yollardan biri olan Callejones de Garcia�nın sapağında Federico�nun ailesinin çok şirin bir evi vardı:Huerta de San Vicente.

Huerta de San Vicente vegayı beneklendiren villaların bir örneği olarak, beyaz duvarlarının çevresindeki yeşilliğin içenden doğal bir şekilde bitmişcesine duruyor. Federico�nun yatak odası yukarı kattaydı, şair balkonundan Sierra Nevada�nın karlı tepelerini görüyordu.

�Şimdi Huerta de San Vicente�deyim. Bahçede o kadar çok yasemin ve yabani üzüm var ki hepimiz sabahları lirik başağrıları ile uyanıyoruz.�

Granada şehri, Granada vegası ve onları çevreleyen dağların Vela Kulesi�nden görünüşü çok muhteşemdir. Albaicin�in ötesinde, yumuşak, boz tepeler veganın kenarından yeniden yükselir, bu kere Granada�dan bakınca çırılçıplak görünen uzun, sert bir dağın eteklerinde birden son bulur.

Evi baştan aşağı aradıktan sonra adamlar, evde bulunanların kimliklerini sordular. Federico araya girmek isteyince suratında bir şamar patladı. Onu tokatlayan adam, aşağılayarak �Demek sensin!�dedi. �Senin yardıma kalkışmanın hiçbir yararı olamaz!Ne mal olduğunu biliyoruz, Federico Garcia Lorca.�

�Granada�yı sevmeliyiz ama Avrupalı bir anlayışla. En derinlere gizlenmiş, en parlak hazinelerimizi ancak böyle bulabiliriz.�

Göze en çok çarpan şey, kayalığı bitkilerden ayıran kesin bir çizgidir, insafsız bir geçiş izlenimi yaratır. Bu dağ Sierra de Alfacar�dır; kuzeyde Jaén�e uzanan, Sierra de Harana�daki en yüksek tepesi altıbin ayağa varan, birbirine paralel ve gitgide yükselen sıra dağlar zincirinin ilk yükseltisidir.

Lorca, vakit geçirmeden Huerta�dan ayrılması gerektiğine karar verdi. Ama nereye gidebilirdi?Sonra, kendisi gibi, ayaklanma hareketinden az önce Granada�ya dönen dostu Luis Rosales aklına geldi. Hepsi Falanjist olan Rosales ailesi yanında emniyette olabilecekti. Luis�e telefon etti. Luis az sonra otomobille Huerta�ya geldi. Rosales�lerin Angulo sokaktaki geniş evleri Komutan José Valdés Guzman�ın artık mutlak hakim olduğu vilayetten birkaç yüz metre uzaklıktaydı.

�Dünyada iktisadi eşitsizlik hüküm sürdükçe, düşünmek diye birşey olmayacaktır. Ben şöyle bir benzetme yapıyorum. İki adam bir nehir kıyısında yürüyorlar. Biri zengin, öteki yoksul. Birinin işkembesi dolu, öteki esneye esneye havayı kirletiyor. Zengin adam konuşuyor:�Suyun üstündeki küçük sandal ne güzel!Kıyıda çiçeklenen zambağa bak!�Yoksul adam bağırıyor:�Açım, hiçbir şey göremiyorum. O kadar açım ki!�Tabii. Açlık kökünden sökülüp atıldığı gün dünyanın hiç görmediği bir manevi coşku olacak. Büyük İhtilal geldiği zaman kopacak sevinci gözümüzün önüne getiremeyiz. Gerçek bir sosyalist gibi konuşuyorum, değil mi?�

Dağın eteklerindeki bayırda, araları bir milden fazla olmayan iki köy vardır:Alfacar ve Viznar. Alfacar (bu ad �çömlekçi� kelimesinin arapçasından geliyor)Viznar�ın birkaç yüz metre daha aşağısındadır. Eğim üzerinde yayılan zeytinlik iki köyü birbirinden ayırır. Köy, Granada�da ekmeği ile ün yapmıştır ama ilgi çeken başka bir yönü yoktur. Viznar(bu ad daha eski bir arap yer adından geliyor)cana yakın, dik sokaklı küçük bir köydür. Ön duvarlarında asılı kırmızı biber dizileri ile sardunyaların parlak bir karşıtlık yarattığı bembeyaz evleri vardır.

Federico, Angulo Sokağı�na geldiği zaman bitkindi, korku içindeydi ama yavaş yavaş kendini toplamaya başladı. Bu sırada kız kardeşi Concha�nın kocası, yani eniştesi, Granada�nın eski sosyalist belediye başkanı Manuel Fernandez Montesinos, 29 tutukluyla birlikte 16 Ağustos günü güneş doğmadan az önce mezarlıkta kurşuna dizildi. Aynı gün öğleden sonra Federico tutuklanarak Vilayete götürüldü. Angulo Sokağı�na gidip şairi tutuklayan adam eski CEDA(Confederacion Espanola de Derechas Autonomas)milletvekili Ruiz Alonso idi. Lorca tutuklanırken Angulo Sokağı kordon altına alınmıştı. Ayrıca şair kaçmasın diye evlerin damlarına da adamlar koymuşlardı. Vilayete götürülme emrine Lorca direnmeden uydu. Vilayete gelindiğinde, merdivenlerden çıkarken orada bulunan bazı muhafızlar Lorca�ya dipçikle vurmaya kalkıştılar.

�Okullarda tam tersi öğretiliyor ama bu fetih olayı bir felaket oldu. Dünyada eşi görülmemiş şahane bir uygarlık, şiir, mimari ve incelik, bütün bunlar yol oldu, yerini, günümüzün İspanya�sının en aşağılık burjuvazisinin doldurduğu yoksul düşmüş, yılgın bir şehir, birharabe aldı.�

Granada yaz sıcağında bunalırken Viznar meltemlerle serinler. Zengin Başpiskopos Moscoso peralta onsekizinci yüzyılın sonunda Güney Amerika�dan döndüğünde herhalde bunun için sarayını burada yaptırmıştı. Sarayın yanından geçen dar bir sokak, Viznar�ın küçük meydanından dik bir yokuş halinde yukarı tırmanır. Sağda köy evleri vardır. Solda, yol saray duvarlarının yanısıra geçerek Alfacar�a doğru birden alçalır. Vega ve sönmüş bir volkan gibi yükselen Sierra de Elvira uzaklarda görünür.

Luis Rosales o akşam eve döndüğünde Federico�nun tutuklanıp Vilayete götürüldüğü haberini alınca dehşet içinde kaldı. Luis, Valdés�i görmek için Duquesa sokağına Vilayet�e gider. Valdés yoktur. Ertesi sabah, 17 Ağustos günü, José Rosales bir kez daha Vilayet�e gitti. Bu sefer cepheden dönen Valdés ile karşılaşabildi. Valdés Lorca�nın artık orada olmadığını bildirdi ve bağırdı:�Artık mirik kardeşinizin icabına bakacağız, değil mi?�Valdés José�yi aldatmıştı. Gerçek olan Lorca�nın yalnız 16 Ağustos ve 17 Ağustos gecelerini değil, 18 Ağustos gecesinin de ilk kısmını Vilayette geçirdiğidir.

�Ben tam bir ispanyol�um, benim için coğrafi sınırlarımın dışında yaşamak imkansızdır. Aynı zamanda, sırf İspanyol olarak doğduğu için İspanyol olanlardan tiksinirim. Ben bütün insanların kardeşiyim; sırf gözleri bağlı olarak yurdunu sevdiği için kendi isoyut, milliyetçi bir ideal uğruna feda eden kişiden nefret ederim.�

Evlerin bittiği yerde artık bir patikadan farkı kalmayan sokak, Granada�dan Murcia�ya giden ana yolla Viznar arasında uzanan dalgalı araziden geçen inişli yokuşlu bir yolla birleşir. Artık düzlük başlar. İlerde Sierra de Alfacar yükselir; en yüksek noktasinde uzun bir Haç vardır. Granada�dan insanın dikkatini çeken bitkiden kayaya geçiş buradadır ama yakından bakınca kayaların arasında açıkta kalan özlü toprak parçacıklarından küçük çam kümleri ve dayanıklı bitkilerin çıktığı görülür.

Şair vilayetten alınarak öldürüldüğü yere ya 18 Ağustos gecesi geç saatlerde ya da 19 Ağustos�un erken saatlerinde götürülmüştü. Federico Garcia Loca, Sierra�nın eteklerinde, kaya ile bitki arasındaki çizgi üzerinde yakın bir noktada öldürüldü.

�İyi bir Çinli bana kötü bir İspanyoldan daha yakındır. İspanya�yı eserlerimde dile getiririm, onu iliklerimde duyarım; ama, bundan da önce, hiç bir milli bağnazlığım yoktur. Herkesin kardeşiyim ben. Siyasal sınırlara inanmadığımı söylememe gerek bile yok.�

Solda geniş vega uzanır, sessizliği insan faaliyeti bozmaz, yalnız yolun altından akan Acequina�nın (dere)sakin çağıltısı duyulur. Acequina, ağaçların arasında yarı yarıya kaybolmuş eski, değirmeni andıran bir binaya girip öteki yönünden çıkıyor. Bu yapı, ayaklanmadan önce okul çocukları için yazlık ev olarak kullanılırdı ve yerliler buna La Colonia (koloni)derlerdi. Falanjistler Temmuz 1936 sonunda Viznar�ı askeri bir mevzi haline sokunca La Colonia geçici hapishane oldu. Ölüme mahkum kadın ve erkeklerle dolu otomobiller her akşam buraya gelirdi.

Cinayetlerin işlendiği yer şehrin mezarlığıydı. Mezarlık Elhamra�nın arkasına, güneybatıya düşer ve insanın aklına gelebilecek en güzel dağ manzaralarından birine hakimdir. Sierra Nevada, güneş doğmadan birkaç saniye önce derin Genil Vadisi�nin ötesinde, sisler içinde hayal gibi görünür, birşeylere gebe sessizlik, tepeleri ve zeytinlikleri örter. Kurbanlar, mezarlığın Cerro del Sol�a bakan duvarının dışına götürülüyordu; Granada�yı son defa buradan görüyorlardı.

�Güneş batar, sayısız uyumlu renk çağlayanları Sierra�dan şehre ve tepelere iner... Ve müzikli ses dalgacıklarına karışır... Her şey melodi, asırlım elem, hıçkırıklarla inler. Albaicin�in küme küme evlerine, Elhamra ve Ganaralife�nin kızıla kaçan yeşil yamaçlarına dehşetli, önüne geçilmez bir hüzün çöker... Renk ve rekle sesler her an değişir...�

Colonia�yı arkada bırakıp, yerli halkın dediği gibi �Başpiskopos�un sokağından�, üstünden küçük taş köprülerin geçtiği vadide döne döne akan Acequilla (derecik)�dan ayrılmadan yürününce birkaç dakikalık yoldan sonra küçük bir boğazın olduğu yerde, keskin bir dönemece varılır. Acequia yolun altındaki dar bir kemerli su yolundan çağlayan gibi geçer, bunun tam ötesinde, taze çam ağaçlarının beneklendiği mavimsi balçık topraklı ve çakıl taşlı bir bayır görünür. Bu bayır tepeden Sierra de Alfacar�ın kayalıklarına doğru uzanır.

Federico Garcia Lorca ile yanındaki üç tutukluyu 19 Ağustos 19365 şafağında bu noktaya getirdiler; Mağribi Granada�nın �katolik hükümdarlar�Ferdinand ve Isabella�nın eline düşmesinin bir felaket olduğunu söyleme cüretini gösteren şairi burada katlettiler. Anlattıklarından ve tanıklığından kuşku duyulsa da onu katleden muhafızlardan birisi ölüm olayını şöyle anlattı:�Otomobillerin farları ölümüne giden adamı aydınlatıyordu. Gece karanlığında silüeti göze çarpıyordu. Garcia Lorca metin, muhteşem bir gururla yürüyordu. Birden durdu, konuşmak istiyormuş gibi bize döndü. Bu büyük bir şaşkınlık yarattı, özellikle muhafızlara konutanlık eden Teğmen Medina�da. Ve konuştu. Garcia Loca metanetle, hiç titremeyen bir sesle konuştu. Sözleri güçlüydü, aman dilemiyordu. Her zaman sevdiği özgürlüğü savunan erkekçe sözlerdi. Kendi davası olan Halkın Davasını, böyle korkunç bir barbarlık ve cinayet karşısında başarılan iyi işleri övdü. İhtiras ateşiyle söylenen o sözler silahlı adamlar üzerinde büyük etki yaptı. Bana beynimin içine giren bir kuvvetli ışık gibi geldi. Şair konuşmaya devam etti... Ama sözlerini bitiremedi. Korkunç, canavarca, caniyane bir şeyş oldu:Teğmen Medina, iğrenç küfürler savurarak, tabancasını çekti ve muhafızları kışkırttı. Tüfeklerinin dipçikleriyle vurarak, ona ateş ederek Garcia Lorca�ya saldırdılar. Vızıldayan kurşunlar arasında Lorca koşmaya başladı. Yüz yarda kadar ötede yere düştü, işini bitirmek için arkasından gittiler. Teğmen Medina yanına yaklaşarak Federico�nun gövdesine üç el kurşun sıktı.

�Pembe sesler, kırmızı sesler, sarı sesler, ses ve renk terimleriyle anlatılamayacak sesler vardır... Sonra büyük bir mavi kiriş... Çanların gece senfonisi başlar.�

Yolun birkaç adım ötesindeki taşlığa yüzlerce ceset gömülmüştür. Bir küme çam içinden geçtikten sonra, biraz daha düz bir yeşillik arazi parçasına gelinir. Burası yaklaşık olarak dört dönümlük bir yerdir. Colonia�daki katillerin öldürdüğü kurbanların cesetlerini örten kutsanmamış toprak burasıdır. Bütün bu bayırda sığ çukurlar kazılmış, cesetler çukurlara atılarak üstleri ince bir taş ve toprak parçasıyla örtülmüştür.

Mezarcı az sonra gelince dört ölünün yerde yattığını gördü. Öğretmenin bir bacağı olduğunu ve Federico�nun boynunda da gevşek bir boyunbağı bulunduunu özellikle hatırlıyor. Onları, bir zeytin ağacının yanında, dar bir hendeğe, üstüste gömdü. Yeni rejimin mülki memurlarının 1940 yılında düzenledikleri Lorca�nın ölüm kağıdında şöyle deniyor:�1936 yılının Ağustos ayında, savaş yaralarından öldü. Ölüsü aynı ayın yirmisinde Viznar ile Alfacar arasındaki yolda bulunmuştur.� Federico, birçok dostu ve o kadar içten sevdiği binlerce mütevazi Granadalıyla birlikte, Katolik Kilisesi�nin ve �İspanya�nın en aşağılık burjuvazisi� diye nitelendirdiği kişilerin kinine kurban gitti. Federico Garcia Lorca�yı alçakça öldüren güç, belli bir zihniyettir. Federıico o sabah Viznar�da can vermemiş olsaydı, asilerin katlettiği binlerce suçsuz, ama Lorca gibi tanınmış olmayan öteki Granadalı kurbanlar unutulup giderdi. Oysa şimdi yıldırma hareketlerinden sorumlu olanlar unutulup gittikten çok sonraları da onlar hâlâ hatırda kalacaklar.

GÜZEZGİSİ (*)
Yolun kenarındadır / bizim acımız işte. / Biliriz ormanın çiceklerini, / tekdüze cırcır ötüşlerini de,
hem o çaldığımız kirişsiz liri, /izlediğimiz o gizli yolu hem.
Yıldızlara varmak bizim ülkümüz, /açıktır, basittir de; /
bal yapmak isteriz arılar gibi, / ölmemiz çığlık ya da tatlı ses,
otlar içinde yürümek kolayca, /yavru büyütmeye meme edinmek. (1920)

Bu yazıdaki tüm metinler Ian Gibson�un yazdığı, Murat Belge�nin çevirdiği ve Kavram Yayınları tarafından 1998 yılında Belge/Tanıklık dizisinin 1. kitabı olarak basılan �Lorca�nın öldürülüşü�adlı kitaptan alınmıştır.
Derleme, Mustafa Sütlaş tarafından belirli bir amaç ve izlek doğrultusunda yeniden sıralanarak hazırlanmıştır. Okurlar, üç ayrı yazı karakteriyle dizilmiş metin içinde kolayca anlaşılacağı gibi üç ayrı metin bulmaktadır. Bu yazı içinde İspanya�nın Granada�sı bir gezi yazısı, Lorca�nın öldürülüşü bir belge yazısı ve Lorca�nın dünyaya, sanata ve politikaya yaklaşımı kendi yazılarından yapılan alıntılarla kurgulanmıştır. Bu kurgulamanın tüm sorumluluğu derleyene aittir.
(*)Şiir Anıtları:Federico Garcia Lorca, Bütün Şiirler, Çeviren:Sait Maden, 1. Basım, 1989, Sayfa 178.



İŞYERİ HEKİMLİĞİ

Şubat - Nisan 2000 arasında yetkileri onaylanan hekim ve işyerlerinin listesini sunuyoruz...

Tarih İşyerinin Adı Hekimin Adı  İşçi Sayısı *

23.02.2000 Gürmetal-Gürtek Yalçın Antmen  61 Kİ
23.02.2000 Birlik Ders., Kadıköy Şükran Öztürk  174 Kİİ
23.02.2000 Birlik Ders., Kartal Şükran Öztürk  54 Kİİ
23.02.2000 Atü Turizm Adnan Gürkaynak 298 Eİİ
23.02.2000 Gecem Dinlence Ümit Türkdemir  75 Kİ
23.02.2000 Yaşar Pazarlama Aygün Salman  21 Kİİ
23.02.2000 Uğur-Özge Ambalaj Baki Dökme  109 Öİİ
29.02.2000 Gima Gıda Cumhur Özcan  123 Kİİ
29.02.2000 EGS Sigorta Mecit Sanal  124 Öİ
29.02.2000 Fatto Giyim Cengiz Birinci  112 Kİ
29.02.2000 Doğu San. Sitesi OSB Tolga Köseoğlu  353 İ
29.02.2000 Durcan Otelcilik Deniz Tamtekin  223 Kİ
29.02.2000 Şen Yayla Plastik Suat Özkan  55 Kİ
29.02.2000 Limar Liman Naci Köksal  76 Kİİ
29.02.2000 Elvan Gıda Aybars Ökmen  72 Kİ
29.02.2000 Yuba Giyim Tevfik Saydan  76 Kİİ
29.02.2000 Yeşil Safa İnşaat İnayet Kutsal  36 Eİİ
29.02.2000 Fişek Sağlık Hizmetleri Mustafa Ağır  79 Öİİ
03.03.2000 İhlas Holding Feridun Çiçekçi  122 İİ
03.03.2000 Sateks Tekstil C. Topparmak  77 KÖİ
03.03.2000 İstanbul Otelcilik Aydan Ergun  320 Kİ
03.03.2000 Çanakkale Seramik Gamze Yaman  249 Kİ
03.03.2000 Bems Tekstil Naim Memmi  64 Kİ
03.03.2000 Hektaş Ticaret A. Artukoğlu  68 Öİİ
08.03.2000 Tamteks Tekstil Reyhan Ogan  574 İİ
08.03.2000 Aslan Pres Hüseyin Özel  63 Kİİ
08.03.2000 İntes İnşaat Metin Ördol  88 Kİİ
08.03.2000 Negiş Jeans A. O. Çolak  53 Kİİ
08.03.2000 Ansan Metal İ.A. Çitici  40 Kİİ
08.03.2000 Mis Süt Tecelli Kumral  80 İİ
22.03.2000 Beşiktaş Bld.  Şule Karabulut  120 Kİ
22.03.2000 Erzincanlılar Bakır O. Aydoğdu  100 Kİİ
22.03.2000 Des San. Sitesi Çavlan Karman  406 İİ
22.03.2000 Korteks Mensucat Duran Çakmak  100 KİÖ
22.03.2000 Beymen Giyim Ertan Cevizci  100 KÖİ
22.03.2000 Mednet Sağlık A. Emanet  76 Öİİ
22.03.2000 Anatad Katering Kamilla Şahin  59 Kİ
22.03.2000 Koton Klüp Sibel Al  174 Kİ
22.03.2000 Kahveci Kardeşler Y.K. Tekirdağ  70 KÖİ
22.03.2000 Reysaş A.Ş. Ş. H. Sezer  69 Öİİ
22.03.2000 Aldem Çelik R. Soyyılmaz  42 Kİİ
29.03.2000 Kervan Tur T. S. Örnek  65 Kİİ
29.03.2000 NWG Servis M. Sedat Şeker  64 Kİ
29.03.2000 Albayrak Turizm Salih Kaba  257 Kİ
29.03.2000 Maltepe Üniversitesi Taşkın Haklı  142 Öİİ
29.03.2000 Phlips Morris Sa Davut Yegane  160 İ*
29.03.2000 Esbank A.Ş. Özlem Dinçer  656 İ
29.03.2000 Çuhadaroğlu Kimya Uğur Sürücü  71 Kİİ
29.03.2000 Taha Giyim Ortaç Tunçsav  228 Eİ
29.03.2000 Setur A.Ş. Deniz Şentürk  129 İ
29.03.2000 Turaş Gaz Armatürleri M. Murat Öztürk  67 Kİ
29.03.2000 Fetih Tekstil Serdar Erkal  181 Kİ
29.03.2000 Timpa Tekstil K. U. Kılıç  105 Kİ
05.04.2000 İleri İplik Ortaç Tunçsav  347 İİ
05.04.2000 Pampak Temizlik H. A. Kayahan  185 Kİ
05.04.2000 İ. Memorial Hast.  Aysu Tünay  290 Öİİ
05.04.2000 Sardunya Yemek-Yeşilköy G. Özkalıpçı  112 İ
05.04.2000 Sardunya Yemek-İstinye G. Özkalıpçı  220 İİ
05.04.2000 Dia Süpermarketleri Murat Aydın  151 İ
05.04.2000 Alca Et ve Gıda Tülin Tuncer  60 Kİ
05.04.2000 Eko İnşaat C.O. Ekeme  80 Kİİ
05.04.2000 Uçar Otomotiv Meltem Çetin  60 Kİ
05.04.2000 İstanbul Konfeksiyon Mehtap Narbay  95 Kİ
05.04.2000 Koç Holding Seval Şenkal  1000 İ
12.04.2000 Kadıköy Vatan Hastanesi Duygu Çevik  237 Öİ
12.04.2000 Hobitel Telekominikas. Hüseyin Koç  148 Kİ
12.04.2000 Hobim Bilgi İşlem Mehtap Narbay  106 Kİİ
12.04.2000 Mapa İnşaat Özcan Bayrak  140 Kİ
12.04.2000 Tem Ofset İsmail Ulusal  63 Kİ
12.04.2000 Kadir Çorap İsmet Güden  141 Öİ
12.04.2000 Arnavutköy Bld. Nurdan Çakıcı  72 Kİ
12.04.2000 Şendağ Plastik N. Kemal Kurt  40 Kİİ
19.04.2000 Emi Harita Bilgi Erhan Aysan  114 Kİİ
19.04.2000 Görsel Plastik S. Demiralp  69 KÖİ
19.04.2000 OSB Adnan Alemdar  152 İİ
19.04.2000 ETFTekstil Yalçın Antmen  156 Kİ
19.04.2000 Mardaş Marmara Rıza Azer  60 Öİ
19.04.2000 Abott Laboratuvarları C. Can Konya  251 Kİ
19.04.2000 Carrefour Sa Musa Günay  360 İİ
19.04.2000 Yimpaş Ümraniye Erol Köse  99 KÖİ
19.04.2000 Yimpaş Ümraniye Can Demirçay  46 KÖİ
26.04.2000 Tıp Teknik A.Ş. Arzu Aslan  58 KÖİ
26.04.2000 Ülker Grubu İ. Alpan Üstek  452 İ
26.04.2000 Pratiker Yapı Misten Aslancan  182 Öİ
26.04.2000 Gürel Poliüretan Ömer Koçak  105 Kİ
26.04.2000 Pınar Tüketim Aygün Salman  14 Kİ
26.04.2000 Tunaylar Baskül A. Saim Sütekin   52 Kİ
26.04.2000 Orhan Evin İnşaat S. Kılıçasan  65 Kİ
26.04.2000 Yeni Atak Nak. Medet Özel  50 Kİİ
26.04.2000 Aster Tekstil Savaş Vural  65 Öİ

* K:Kamu, Ö:Özel, İ:İşyeri, E:Emekli, O:Oda tarafından bulunan

İstanbul Tabip Odası FEMS Üyesidir
Bu Web Sitesinden En İyi Şekilde Yararlanmak İçin lütfen İnternet Explorer 8 ve Üstü Kullanınız.