DÜNYA GÜVENLİ KÜRTAJ GÜNÜ’NDE TEKRAR HAYKIRIYORUZ: Bedenlerimiz üzerinde söz hakkı yalnızca bizimdir!


  • Hekim Sözü Eylül-Ekim 2021
  • 65

Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu

İstenmeyen gebeliklerin güvenli koşullarda sonlandırılması ve bu nedenle gelişen anne ölümlerinin engellenmesi, Birleşmiş Milletlerin Binyıl Amaçları (Millennium Goals) içerisindedir.

Dünyanın birçok yerinde isteğe bağlık gebelik sonlandırılmasına farklı argümanlarla karşı çıkılmaktadır. Dünya Cinsel Sağlık Birliği Cinsel Hakları Bildirgesi’ndeki özgür ve sağduyulu üreme seçimi yapma hakkı maddesi, isteğe bağlı gebelik sonlandırılmasını bir hak olarak tanımlarken; aynı maddede çocuk sahibi olma veya olmamayı seçme hakkı, çocuk sayısını ve ne kadar aralıklı olacağına karar verme hakkı ve bu hakların düzenlenmesiyle ilgili tüm tedavilere tam erişim hakkının gerekliliğinden de söz edilmektedir. Gebelik sonlandırılması hakkına erişimle ilgili kısıtlamalar bu işlemin güvenli ve uygun olmayan koşullarda, ehil olmayan kişilerce yapılmasına neden olmaktadır. Bütün bunların sonucunda ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilmekte ve hatta ölümle de sonuçlanabilmektedir. İstenmeyen gebeliklerin güvenli koşullarda sonlandırılması ve bu nedenle gelişen anne ölümlerinin engellenmesi, Birleşmiş Milletlerin Binyıl Amaçları (Millennium Goals) içerisindedir.

NÜFUS PLANLAMASI HAKKINDA KANUN

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; dünyada sadece 52 ülkede, hamile bir kadının talebi doğrultusunda, herhangi bir gerekçe göstermeksizin yapılan kürtaj yasal sayılmaktadır. Ülkemizde 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da yer alan gebeliğin sona erdirilmesine dair madde 5 kapsamında “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir” denilerek isteğe bağlı gebelik sonlanması anayasal bir hak olarak tanımlanmıştır. Ancak ne yazık ki 2012 senesinden sonra Türkiye’de uygulanan pronatalist politikalar sonucunda, gebelikten korunma yöntemlerinin hemen tamamının devlet tarafından ücretsiz sağlanması ve bu hizmetlere ulaşımla ilgili süreç “yasal ancak ulaşılamayan” bir biçime evrilmiştir.

Kondom, rahim içi araç, doğum kontrol haplarının hem tanıtımı hem ücretsiz ulaşımı ile ilgili olan sağlık düzenlemeleri son yıllarda uygulanmazken çocuk sahibi olmayı teşvik eden söylemlerin sıklıkla devlet görevlileri tarafından tekrarlandığı dikkat çekmektedir. İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılma hakkına erişimde sorunlar yaşanmaya başlanmış ve hükümet tarafından dile getirilen tecavüz sonrası gebeliklerin bile sonlandırılmaması yönündeki olumsuz söylemler istenmeyen bir gebeliği sonlandırma hakkını kullanmak isteyen kadınlara yönelik toplumda olumsuz bir bakış açısını daha da köklendirmiştir.

Kadınların zor karar verdiği ve kendilerini kırılgan hissettiği bu süreçler son yıllarda iyice zorlaştırılıp, devlet yetkilileri tarafından dini referanslarla güçlendirilen yargılayıcı bakış açısı da eklenince kadınları derin bir suçluluk duygusuna itmektedir. Toplumdaki olumsuz algı nedeniyle kadınların süreci yakın çevreleri ile paylaşımı ve yaşadığı sıkıntılarla ilgili göreceği sosyal destekte azalma olmuştur. 2018’de yapılan bir çalışmada Türkiye’de kadınlarının yaklaşık %15’i hayatlarında en az bir kez kürtaj yaptırdıklarını belirtmiştir. Ayrıca 2018 TNSA raporuna göre son 5 yılda isteyerek düşük oranı %6 olarak belirtilmiştir. Veriler, konunun ne kadar geniş bir kadın nüfusunun bir sağlık hakkı olarak kürtajı kullandığı ve bu konudaki politikaların ne kadar büyük bir kitleyi etkileyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu gözler önüne sermektedir.

İSTEĞE BAĞLI KÜRTAJ HİZMETİ VEREN KAMUHASTANELERİ

Devlet hastanelerinde yasal bir dayanak olmamasına rağmen isteğe bağlı gebelik sonlandırma işlemlerinin yapılmadığının söylenmesi, işlem yapılan yerlere yeterli yönlendirme yapılmaması gibi nedenler kadınların bu işlem için özel hastanelere ve muayenehanelere yönlenmesine neden olmuştur. 2020 itibariyle 295 kamu hastanesi ile görüşülen bir çalışmada sadece 10 tanesinde; bulunduğu illerde (Ankara, Amasya, Bayburt, Burdur, Hakkari, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Tunceli) isteğe bağlı kürtaj hizmeti herhangi bir şart gösterilmeden sağlanırken, 185’inde hiçbir biçimde sağlanmadığı bildirilmiştir. Ayrıca araştırma sonuçlarına göre sağlık bakanlığı politikası olarak ortaya çıkan kamu hastanelerinde isteğe bağlı kürtaj hizmetinin sağlanmıyor oluşu “doktorun kararı, doktorun inisiyatifi, doktor yapmıyor” gibi ifadelere bağlanarak yine doktorların omuzlarına yüklendiği tespit edilmiştir. Ekonomik alım gücü düşük kadınlar için devlet hastanesinde bu hakka ulaşamamak maddi olarak zorlanmalar ve kadınların kendisini zaten eşit hissedemediği günümüz şartlarında toplumsal cinsiyet rollerindeki geleneksel tutumun daha da baskın hale gelmesine neden olmaktadır.

İstenmeyen ya da plansız gebelikler doğumla ya da kürtajla sonlandırıldığında ortaya çıkan ruhsal hastalıklarda bir değişiklik olmadığı yapılan bilimsel çalışmalarla ile gösterilmektedir. Ancak plansız ya da istenmeyen gebelik, kadının hazırlıksız ve beklenmedik bir sürece girmesine neden olan bütün bu durumların hepsi ruhsal zorlanmalara neden olabilmektedir. Öncelikle ruh sağlığı ve üreme sağlığını korumak adına isteğe bağlı düşüğe, ayrıca etkili ve ulaşabilir doğum kontrol yöntemlerine erişimi sağlamak en temel ve acil olarak gerçekleştirilmesi gerekenler arasındadır.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

2020’nin eylül ayında Resmî Gazete’de kürtajla ilgili olarak emsal bir Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı yayımlanmıştır. Karara konu olan olaya göre cinsel istismara maruz kalan 18 yaşından küçük bir çocuğun gebeliğini sonlandırmak için kürtaj başvurusuna rağmen hukuki süreç uzamış ve çocuk doğum yapmak zorunda bırakılmıştır. Konuyla ilgili olarak AYM’ye bireysel başvuru yapılması neticesinde Yüksek Mahkeme, gebeliğin sonlandırılması imkânına erişememe iddiasını hak ihlali olarak değerlendirmiştir; ki bu yukarıda tartıştığımız istemli gebelik sonlanmasının anayasal bir hak olarak ulaşılabilirliğinin devlet tarafından sağlanması gerektiğine dair çok önemli bir hukuki dayanak oluşturmaktadır.

Kadın bedeni üzerinden egemenlik kurulmasına dair kodlar çok eski ve ne yazık ki tanıdık olsa da kadınların bu konudaki mücadeleleri de bir o kadar köklü bir tarihe sahiptir. Bir gün gelip kadınların istemli gebelik sonlandırma hakkı tartışmalarının tarih olacağını ve haklı taleplerimizin karşılanacağını bilerek, 28 Eylül Dünya Güvenli Kürtaj Günü’nde kadınlar olarak tekrar bedenlerimiz üzerinde söz hakkının sadece bizim olduğunu haykırıyoruz!


Bu İÇERİĞİ Paylaş!