NASIL OLUYOR DA OLMUYOR? NASIL OLSA OLUR? Tıp eğitimi için acilen bir şey yapmalı (mı) yız? - Levent Altıntaş*


  • Hekim Sözü Temmuz-Haziran 2022
  • 351

Tıp fakültelerinin topluma karşı temel sorumluluğu görev yaptıkları karmaşık ekosistem içerisinde pozitif bilimin ve istikrarın güvencesi olmak. Toplumun sorumluluğu ise bunu talep etmek ve uygun ortamı sağlamak olmalı.

BAŞLARKEN
Geçen zaman içerisinde, aynı sorunlara, benzer çözümlerin farklı kişiler tarafından, yeniden bulunduğunu sıklıkla görüyoruz. Bu durum, tıp eğitimi alanında çalışanlar için her gün kadar sık gerçekleşebiliyor. Bu yazı, okuyucuya, bu çözüm bolluğu içinde, çözüme neden ulaşamadığımızı ve nasıl ulaşabileceğimizi düşündürmeyi hedefliyor.
Tıp eğitiminin acilen harekete geçmemizi gerektiren bir sorunu var mı?
Kuşkusuz, bu sorunun cevabı dünyanın neresinde ve hangi zamanda sorulursa sorulsun “Evet”. Bu durum bizlere özgün ve zengin bir çalışma alanı sunmakta. Sadece buradan başlayarak bile hızla değişen ve gelişen gündeme sahip olabilen tıp eğitimi akademisi için, “Devlet Üniversitesi mi? Vakıf Üniversitesi mi?” Tartışması, özlük hakları ve sistemsel bazı sorunlar dışında vakti geçmiş bir tartışma.
Bu sorunun cevabını tartışmayacaksak, neyi tartışmalıyız?
• Sürekli artan sayıdaki tıp fakültelerimiz beklenen yetkinlik ve yeterlikte midir?
• Yetiştirdiğimiz hekimlerin yetkinliğine koşulsuz güvenebilir miyiz?
• Toplum olarak hizmet aldığımız tıp fakültelerinden beklentilerimiz doğru mu?
Günümüz tıp eğitiminin gerçek ve acil tartışma sorusu bunların biri, hepsi ya da benzeri olmalı.
DÜŞÜNÜ-YORUM:
Tıp fakültelerinin topluma karşı temel sorumluluğu görev yaptıkları karmaşık ekosistem içerisinde pozitif bilimin ve istikrarın güvencesi olmak. Toplumun sorumluluğu ise bunu talep etmek ve uygun ortamı sağlamak olmalı. Bu hedefe ulaşmak için ortak akla ve karşılıklı güvene dayalı toplumsal bir uzlaşıya ihtiyacımız var. Bu değerli uzlaşının anahtarı kurumlarımızın bilgi sermayesini etkin olarak geliştirecek ve yönetecek özgür ve liyakate dayalı bir kurumsallaşma düzeyine ulaşması. Bunu ancak ortak akılla ve birlikte çalışırsak sağlayabiliriz.
İşe, acilen ve hep birlikte atmamız gereken ilk adımın ne olduğunu bularak başlamalıyız. Ancak birlikte ve adım, adım ilerleyerek, tüm paydaşların katılımı ve katkısını alan ve sağlık eğitimi ve hizmetlerini iyileştirmeye odaklanan başarılı bir ulusal vizyon geliştirebiliriz.
BİRLİKTE ÇALIŞMANIN ZAMANI GELDİ DE GEÇİYOR MU?
Dünya genelinde sağlık profesyonellerinin eğitimi ve istihdamı için ayrılan kaynaklar son derece yetersiz. Geçtiğimiz yüzyılda toplum sağlığının geliştirilmesine verilen büyük bireysel katkının içinde bulunduğumuz yüzyılda da verilebilmesi pek mümkün görülmüyor.
Tıp eğitimi akademisi bu soruna bir çözüm üretebilmek ve değişime ayak uydurabilmek ve toplumların değişen ve çeşitlenen sağlık hizmet talebini karşılayabilecek geleceğin hekimlerini yetiştirebilmek için hızla değişiyor.
Tıp eğitimi kurumları, geleneksel yapıları ve kısıtlı kaynakları ile bu değişime ayak uydurmakta dünya genelinde zorlanıyorlar. Kaynakları etkin kullanmanın ve birbirimizin deneyimlerinden öğrenmenin akılcı bir yolunu geç kalmadan bulmamız gerekiyor.
Bu durum, daha az deneyimli olduğumuz alanlarda yetkinlikler geliştirmemizi zorunlu kılıyor.
Bilimsel, epidemiyolojik, sosyoekonomik, demografik, iklimsel ve teknolojik gelişmeler, sağlık hizmetine olan talebi körüklemekte, bu yeni dünyada kurumlarımız için de önemli fırsatlar bulunuyor.
Eğitim Kurumları ve akademisyenlerin, sağlık işgücünün eğitimindeki zorluklarla etkili bir şekilde mücadele edebilmek için yeni paradigmalar geliştirmesi gerekiyor.
Sağlık profesyonellerini toplumun gerçek sağlık sorunları ile başa çıkabilecek yetkinlikte yetiştirmek ve gerçekten bu sorunlarla uğraşabilmelerine olanak sağlamak için gerçekçi bir yol bulunmalı. Bugün, tüm sağlık profesyonellerinin eğitiminde olduğu gibi çalışma koşullarının geliştirilmesinde de akademik liderliğe ihtiyaç duyulmakta.
Önemli soru(n);
Akademimizin bu liderliği üstlenecek gücü, motivasyonu ve yetkinliğinin olup olmadığı. Bu kritik tartışma konusunu bir kenara bırakıp bir an için var olduğunu kabul ederek yazıya devam etmek istiyorum.
Sosyal güvenirlik temeline dayalı yeni yaklaşımların geliştirilmesini birlikte çalışarak sağlayabiliriz. Bunun için kurumlarımızı ve insan kaynağımızı güçlendirmeliyiz.
Acilen, birlikte çalışma stratejileri geliştirerek nitelik güvencesini garanti eden sürdürülebilir sistemler oluşturmamız ve var olanları güçlendirmemiz gerekiyor. Ortak akıl ve katılımla öncelikli sorunları çözecek hesap verebilir kurumsal yapıları oluşturacak güç birliklerine, liderlik yapacak etkin kurumlara ve özgür tartışma platformlarına ihtiyacımız var.
Sağlık işgücünü geleceğin sağlık sistemine hazırlamak için hiçbir ortam, tüm paydaşların iş birliğine dayalı bu tür dönüşümlere öncülük edecek toplumsal uzlaşıdan daha uygun ve yararlı olamaz.
Hala umudumuz ve gücümüz varsa sormaya devam edelim.
ÜRETTİĞİMİZ BİLGİYE SAHİP ÇIKABİLİYOR MUYUZ?
Ülkemizde tıp eğitimi tüm paydaşları ve kurumları ile dikkate değer tarihsel geçmişe ve uzun yılların deneyime sahip. Büyük emek ve kaynak tüketilerek gelinen bu aşamada, öz eleştiri yapmak için kendimize şu önemli soruları sorabiliriz.
• Bunca yılın ve emeğin sonunda eğitim kurumlarımız, sürdürülebilir bir kurumsal gelişmişlik düzeyine ulaşabildiler mi?
• Tüm paydaşları dinlemeye, anlamaya ve hesaba katmaya çalışarak başarı için hep birlikte, çalışıyor muyuz?
• Sahip olduğumuz bilgi ve insan kaynağına gereken değeri veriyor ve verimli kullanıyor muyuz?
Başarıda sürekliliğin sağlanması, deneyimle kazanılan bilgi ve becerilerin sonraki kuşaklara etkin olarak aktarılması ile mümkün. Bunu sağlamak için kurumlar bilgi ve insan sermayesini etkin olarak yönetmeli.
Şimdi derin bir nefes alarak aşağıdaki soruları okumanızı ve “Kurumlarımızın bu soru(n)lar ile ilgili bir kaygısı var mı?” diye düşünmenizi istiyorum.
• Kurumlarımız yöneticilerin ve çalışanların sorunları çözerken kazandıkları bilgiye sahip çıkarak sonraki dönemlere aktarmak için stratejiler geliştiriyor mu?
• Bilgi ve deneyim gidenle birlikte gidiyor ve her yeni gelen yeniden mi başlıyor?
• Sorunları çözmek için diğer kurumların ve insanların deneyiminden ve desteğinden yararlanıyor muyuz?
Günümüzde başarılı bir kurumun en değerli sermayesi bilgi. Şatafatlı binalar ve son model teknolojiler yetkin insanlar olmadan bilgi üretemiyor. Kurumsal bilgi sermayesinin gelişmesi ancak insan sermayesine yatırımla mümkün.
Kurumların gerçek gücü çalışanların yetenek ve deneyimleri ile yürütülen yüksek katma değerli işlerin artması ile ortaya çıkıyor. Kurumsal gelişmenin en değerli kaynağı insan. Kurumların öğrenmesi gereken ise bu kaynağın nasıl yönetileceği ve geliştirileceği. Kurumların gerçek değeri, işe yarayan yeni bilginin yaygınlaşması için sürdürülebilir stratejilerinin olması ile artıyor.
Kurumun ürettiği bilgiyi anlamlandırıp, bilinir, kullanılabilir ve aktarılabilir hale getirmesi, kısaca gidenle gitmeyen bilgi haline getirebilmesi önemli. Bilgi ancak bu şekilde kurumsal bilgi sermeyesi haline gelerek katma değer sağlayabiliyor.
Acilen bulmamız gereken, kazanılan bilgi ve deneyimin yaratıcı bir biçimde sürekli yeniden değerlendirilmesi, geliştirilmesi ve kullanılmasını için akılcı bir yol.
BİTİRİRKEN
Toplum olarak sorunları belirlemek ve akılcı çözümler bulmak konusunda son derece yetenekli olduğumuz kesin. Belki de yaşadığımız coğrafya sürekli yeni sorunlar üreterek bizi yetiştiriyor. Şaşırtıcı olan bu çözümlerin bir türlü derdimize çözüm olmaması. Yıllarca çok çalışıp yorulurken, hala başladığımız yerde hatta daha geride olduğumuzu fark edebiliyoruz. Yine de içimizde bitmeyen bir umut ve fırsat bulduğumuzda kullanmak üzere sakladığımız durağan bir çalışma motivasyonu var. Ancak bu fırsat bir türlü bulunamıyor ve biz yapamamaktan yoruluyoruz.
Belki de kendi bildiklerimiz ve düşündüklerimiz ile meşgul olmaktan ve kendimizi ifade etmeye çalışmaktan diğerlerini dinlemeye ve anlamaya zaman bulamıyoruz. O kadar vaktimiz yok ki, “Nasıl oluyor da olmuyor? Nasıl olsa olur? Sorusunu kendimize soramıyoruz.
Birbirimizle uğraşmayı bırakıp, gerçek sorunlara gerçek çözümler bulmak üzere hep birlikte koşulsuz çalışabileceğimiz günlerin gelmesi umudu ile.

*Doç. Dr., Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi AD. Başkanı


Bu İÇERİĞİ Paylaş!