Özgürlüğünden yoksun kalan kişilerin muayenesi hakkında bilgi notu*


  • Hekim Sözü Temmuz-Haziran 2022
  • 447

Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu, Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi tarafından hazırlanan metinden özetlenmiştir.


Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi sırasında jandarmanın muayene odasında bulunması ya da muayenenin hükümlü ya da tutuklu kelepçeli iken gerçekleştirilmesi özgürlüğünden mahrum kalmış kişilerin yaşadığı sağlık hakkı ve kötü muamele yasağı ihlallerinin başında gelmektedir.
Muayene sırasında gerçekleşen bu iki uygulamada, hekimlerin hukuki sorumlulukları ve etik davranış yükümlülükleri temel tartışma zeminini oluşturmaktadır. Hasta mahremiyeti ve eşit koşullarda, insan onuruna aykırı olmayan bir muayene ile güvenlik denklemi arasında, jandarma eşliğinde ya da kelepçe ile muayene yöntemine başvurmak, ulusal ve uluslararası mevzuat gereğince ve hekimin meslek etiği ilkeleri çerçevesinde bir ihlal sebebidir.
“Üçlü Protokol” olarak adlandırılan İçişleri, Adalet ve Sağlık Bakanlıkları arasında imzalanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleri ile Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Protokol ve ilgili maddeleri, Hasta Hakları Yönetmeliği’ne, hekimlik mesleğinin yürütülmesine ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelere, bu bağlamda Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’na, Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği’ne, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’ne, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’ne ve İstanbul Protokolü’ne aykırıdır.
İstanbul Protokolü’nün 162. paragrafına göre; “Dünya Tabipleri Birliği’nin (DTB) birçok bildirgesinde bakım ve tedavi görevleri ele alınmıştır. Bu bildirgeler, tutuklular ve suçlu olduğu iddia edilen kimseler de dahil olmak üzere doktorların daima hastaları için en iyi olanı yapmakla yükümlü olduklarını açıkça ifade etmektedir. Bu görev sık sık profesyonel bağımsızlık kavramı aracılığıyla dile getirilmektedir, profesyonel bağımsızlık kavramı doktorların kendilerine uygulanabilecek baskılara karşı en iyi tıbbi tedavi sekline sadik kalmalarını gerektirmektedir.
DTB’nin Uluslararası Tıbbi Etik Kuralları, doktorların ‘mesleki ve ahlaki bağımsızlık içinde, şefkatle ve insan onuruna saygılı’ biçimde tıbbi bakim vermekle görevli olduklarını vurgulamaktadır. Bu beyanat, doktorun sadece hastanın yararına göre davranmakla görevli olduğunu ve hastalarına sadakat göstermekle borçlu olduğunu da vurgulamaktadır. DTB Tokyo Bildirgesi ve Hekimlerin Bağımsızlığı ve Mesleki Özgürlük Bildirgesi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir biçimde, doktorların başkalarının çıkarları ne olursa olsun hastanın çıkarları doğrultusunda davranmak için özgür olmakta ısrarcı olmaları gerektiğini ifade etmektedir. İşverenlerin, cezaevi yetkililerinin veya güvenlik güçlerinin talimatları da başkalarının çıkarları arasındadır.
Protokolün 313. paragrafına göre ise; “Her tutuklu mahremiyetine saygı gösteren bir ortamda muayene edilmelidir. Polis ya da diğer güvenlik güçleri, hiçbir zaman muayene odasında bulunmamalıdırlar. Bu usule dair önlemden yalnızca, muayeneyi yapan hekim tutuklunun sağlık personeline karşı ciddi bir güvenlik riski oluşturduğu yönünde net bir kanıt olduğunu düşünüyorsa, vazgeçilebilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda, muayene eden hekimin talebi üzerine, muayene esnasında polis ya da diğer kolluk kuvvetleri yerine sağlık kurumunun güvenlik personeli hazır bulunmalıdır. Bu durumlarda güvenlik personeli hastaya göre işitme mesafesinin dışında (örneğin yalnızca görüş mesafesinin içinde) kalmalıdır. Tutukluların tıbbi muayeneleri hekimin uygun gördüğü bir mekânda yapılmalıdır.
Jandarmanın muayene odasında bulunması hususunda kolluk görevlileri ve amirleri tarafından ileri sürülen Üçlü Protokol maddesinin gerekçesi, hükümlü ya da tutuklunun firar etme ihtimalinin bulunmasıdır. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleri ile Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Protokol’ün 38. maddesinin 1. fıkrası gereğince; idarenin muhafazalı odaları oluşturma sorumluluğu bulunmaktadır. Üçlü Protokol’ün yayımlandığı 2011 yılından bu yana idare tarafından muhafazalı odaların oluşturulmamış olmasının sonuçları mahremiyet ihlaline gerekçe yapılamaz. Ayrıca İstanbul Protokolü açıkça cezaevi yetkililerinin ya da güvenlik güçlerinin talimatlarını başkalarının yararı arasında tanımlamakta ve hastanın yararları doğrultusunda davranma yükümlülüğünü hekime yüklemektedir.
İstanbul Protokolü’nün 123. paragrafında ise kesin bir şekilde polis ya da diğer güvenlik güçlerinin muayene odasında bulunamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ciddi bir güvenlik riski durumu varlığında ise diğer sağlık personellerinin odada bulunmasının talep edilebileceği en son durumda hastane güvenlik personelinin yine hasta mahremiyetine zarar vermeyecek şekilde bulunmasına izin verebileceği düzenlenmiştir. Bu açık hükümlere ve hekimlere yüklenen etik sorumluluğa rağmen Üçlü Protokol dayanak gösterilerek jandarma ya da diğer kolluk görevlilerinin muayene odasında bulunmasına izin verilemez.
Kelepçeli muayeneye ilişkin düzenlemeleri incelediğimizde ise 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da hekimin talimatı doğrultusunda kelepçeli muayenenin gerçekleşebileceği düzenlenmişken, Jandarma Görev ve Yetki Yönergesi’nde muayene sırasında hükümlü ve tutukluların sağlığına zarar vermeyecek ölçüde ve firarı önlemek için kelepçe takılabileceği düzenlenmiştir.
Öncelikle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile hekime verilen yetkinin, hekim meslek etik kuralları, İstanbul Protokolü ve diğer mevzuat hükümleri doğrultusunda hekim tarafından kullanılması mümkün değildir. Yönergeye dayanarak firar gerekçesi ile muayene sırasında hastaya kelepçe takılması ise mümkün değildir. Kelepçe uygulaması sınırlı durumlarda ve koşullarda mümkündür. Temel hak ve özgürlüğün kısıtlanması söz konusu olduğu için bu sınırlı durumun yönerge ile genişletilmesi ve ilgili kolluğun kaçma şüphesi gerekçesi ile hastanın kelepçeli muayenesini istemesi hukuken mümkün değildir. Yine yönerge ile bu sınırlı sayılan hallerin genişletilebileceğini düşünsek bile İstanbul Protokolü 162. paragrafı gereğince; cezaevi yetkililerinin veya güvenlik güçlerinin talimatları da ‘başkalarının yararları’ arasında sayılacağından hekimlerin hasta haklarına uygun bir şekilde muayenede ısrarcı olmaları mesleki yükümlülüktür.
Hasta Hakları Yönetmeliği’nde sağlık hizmetlerinin sunulmasında uyulacak ilkeler belirtilmiştir. Hasta, adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde sağlıklı yaşamanın teşvik edilmesine yönelik faaliyetler ve koruyucu sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere, sağlık hizmetlerinden ihtiyaçlarına uygun olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bu hak, sağlık hizmeti veren bütün kurum ve kuruluşlar ile sağlık hizmetinde görev alan personelin adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun hizmet verme yükümlülüklerini de içerir.
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları “Tutuklu ve Hükümlülere Verilecek Tıbbi Yardım” başlıklı 35. maddesine göre; “Tutuklu ve hükümlülerin muayenesi de öteki hastalarınki gibi, kişilik haklarına saygılı, hekimlik sanatını uygulamaya elverişli koşullarda yapılır ve onların gizlilik hakları korunur. Hekimin, bu koşulların sağlanması için ilgililerden istekte bulunma hakkı ve sorumluluğu vardır.”
Her özgürlüğünden mahrum kalmış kişinin diğer sağlık hizmeti almak isteyen hastalar gibi mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde muayene ve sağlık hizmeti alma hakkı vardır. Kelepçe gibi sadece tutukluların nakillerinde, güvenlik güçlerinin kullandığı kısıtlayıcı bu aracın; muayenenin bir parçası olması hiçbir hekimlik uygulaması için kabul edilemez. Muayene, kelepçe ve benzeri hiçbir kısıtlama aracının olmadığı koşullarda yapılmalıdır. Yine hekimin kendi güvenliği açısından kelepçeyi tercih etmesi durumunda ise somut bir gerekçesi olması gerektiği gibi yine bu güvenlik sorununun somut dayanağı bulunması halinde ise diğer sağlık personelleri aracılığı ile en son durumda ise hastane güvenlik personeli ile hasta mahremiyeti de dikkate alınarak güvenlik sorununun aşılması mümkündür.
Güvenlik sorununa ilişkin somut gerekçe olarak hükümlü ya da tutuklunun tutulma gerekçesi olan suç niteliği ise güvenlik sorununa somut bir gerekçe olarak değerlendirilemeyecektir. Aksi takdirde hekimin hastaları arasında farklılık gözetmeden görevini yerine getirme yükümlülüğü ihlal edilmiş olacaktır. İstanbul Protokolü 2022 baskısının 271. paragrafında belirtildiği üzere; muayene ortamının güvenli, mahremiyeti gözeten ve rahat olması gerektiği belirtilmektedir. Kelepçeli muayenenin insanlık onuruna aykırı durumun ötesinde muayene edilen ve eden için rahat olmayacağı da muhakkaktır.
Özgürlüğünden mahrum kalan kişi muayene sırasında diğer hastalarla eşit koşullarda muayene edilme hakkına sahiptir. Aksi durumlar kötü muamele yasağının ihlalini doğurmaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından birçok benzer davada yaşam hakkı ve kötü muamele yasağı ihlaline karar vermiştir.
Sonuç olarak; özgürlüğünden mahrum kalmış kişinin diğer sağlık hizmeti almak isteyen hastalar gibi mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde muayene ve sağlık hizmeti alma hakkı olduğu gözetilerek hekim tarafından muayene sırasında kolluk görevlilerinin muayene odasında bulunmasına ve kelepçeli muayeneye izin verilmemesi etik ve hukuki sorumluluktur.


Bu İÇERİĞİ Paylaş!