“Kadın, yaşam, özgürlük!” - Dr. Mehrek Bahramishad*,Dr. Suzan Saner**


  • Hekim Sözü Temmuz-Haziran 2022
  • 1727

 

Kadınlar ve kadın örgütleri, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’nun da içinde olduğu Eşitlik İçin Kadın Platformunu (EŞİK) oluşturarak iki yılı aşan bir süredir mücadele ve direnişlerini sürdürüyor.

Eşitlikçi yaklaşımla kadın ve erkeğin sadece haklarda değil yaradılışta da birbirini içlerinde barındıran insan ruhunun farklı fiziksel özelliklerde doğuşu olduğu konuşulan 21. yüzyılda, ne yazık ki hemen yanı başımızda bastırılmış sessiz kadın çığlıklarını ruhumuzla algılıyoruz.
Bin yıllar önce Yunan mitolojisinde tanrıların tanrısı Zeus erkek bedeninde zuhur etmişken, Ameretat gibi dişi bedeninde iyiliği koruyan tanrıçaların diyarı, bir kadın ismi olan “İran” adı ile anılan ve 45 yıl öncesine kadar anaerkil anlayışla sürdürülen kadim ve çağdaş kültürün topraklarında din adı altında işlenen cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor. Ameretat’ın dünyaya saldıran kötülük tanrısı Ahrimen’den bitkilerin tohumlarını koruyarak karanlık günlerden sonra yeniden doğuşu unutturulmaya çalışılıyordu 45 yıl boyunca… Dünyada ve Ortadoğu’da kültür, sanat ve çağdaşlık bakımından inci gibi parlamakta olan İran’da halen kadınlar evlendikten sonra, kendi soyadlarını taşıyarak eski çağdaşlığın mirasını taşırken, gerici ve yobaz rejim kız ve erkekleri ilkokul itibarı ile okullarda ayırıyor ve dokuz yaşını geçen tüm kızlara dini vecibelerini yerine getirmeleri gerektiği iddiası ile zorla baş örtüsü taktırıyor. Tanrının bile yapmaya soyunmadığı görevi üstlenmiş imajı yaratan bu rejim, özgür iradenin her kısmına karışarak kendi cennetlerine insanları zorla sokma misyonu edinmiştir. Müslüman anne babadan doğan bir insanın aklı erdiğinde kendi istediği dini seçme isteği ölümle sonuçlanan bu topraklarda, bir kadını yaralama veya katletme cezası bir erkeğin bir testisine zarar verme değerinde yargılanıyor. Bir kadının başına gelen bir olayda kadın şahidinin olması halinde, kadının şahitliğinin yeterli olmaması yetmezmiş gibi, pasaport alıp seyahat etmesi bile babası veya kocasının rızası olmadan imkansız.
Yıllardır bu haksızlıkların farkında olan ancak yaratılan gündemler ve yaşam mücadelesi nedeni ile her ayaklandıklarında öldürülen bu coğrafya insanının yetişen yeni nesilleri artık esaret bağlarını koparmaya niyetli. Pehlevi hanedanının yıkımından sonra İslam Cumhuriyetine “Evet veya Hayır” diye referandum hazırlayan kurnaz zihniyet, monarşiden kurtulmak isteyen çoğunluğun Cumhuriyet kavramının büyüsüne kapılarak İslam sözcüğüne aldırmadan evet diyeceğini bilerek kendini meşrulaştırdı. Ardından çok geçmeden aslında şeriatın sözde cumhuriyete uyarlanması kılıfıyla aynı çağdışı, yoz düşüncelerin halka dikte edilmeye başlandığı anlaşıldı. Buna tepki göstermek isteyen çoğunluğun en iyi bastırılma yolu yine din kardeşi olan komşu Irak ile göstermelik bir savaş yaratmak ve isyan edebilecek genç nüfusun yok edilmesi, çocuk ve kadınların hayatta kalma endişesi ile ayaklanmadan uzaklaştırılmasıydı. Üstelik bununla kalmayacak, başına bombalar yağarak, dış güçlerin koyduğu ambargolar altında sağlık gibi en temel haklara bile gerektiği gibi ulaşamayan, beslenemeyen ve ruhen travmatize edilmiş yeni nesiller bu yalnız kadınların evlatları olarak yetişecek ve gelecekteki 20 yıl boyunca bu yobaz tavırla ülkenin petrolden gelen gelirlerini sömüreceklerdi. Sekiz yıl süren savaş ve ardından 20 yıllık eski nesilin yeni nesiller yetiştirmeye başlayacağı dönemin bitmesinin ardından 10 yılda bir tekrarlanan ayaklanma periyodlarının sayısı ve sıklığı giderek arttı ve işte…
2022 Eylülünün son günlerinde, saçını ülke yönetiminin buyurduğu biçimde örtmediği için ahlak polisleri tarafından uyarılırken gördüğü şiddet nedeniyle hayatını kaybeden Pers topraklarının Kürdi kızı Mahsa (Jina) Amini hayatının bitişi ile bir hazanı değil baharı müjdeleyeceğini, diğer hemcinslerinin özgürlüğü için 21. yüzyıl tanrıçası olarak anılacağını bilemezdi. Kürtçede “Hayat” anlamına gelen “Jina” adını nüfus kağıdında taşıması bile yasak olan bu isimsiz kahramanın şiddetten ölmediğini ispat etmek isteyen İran rejimi, olaya tepkilerini gösteren insanlara da şiddet dışında bir tepki vermeyi bilmediği için çözümü iletişim yollarını kapatmak ve içeride yaşanan insanlık suçlarının dışarıya sızmasına engel olmakta buldu.
Ama gözden kaçan bir şey vardı. Yıllardır bu zulmü yaşamış ve bu nedenlerden ötürü topraklarından göç rüzgarı ile uçmuş olan tohumlar, dünyanın dört bir yanında filizlenmişti. Ameretat, Jina’nın bedeninde can bulmuş ve hayatı müjdeleyecekti. Dünyanın farklı ülkelerinde filizlenen bu kadınlar diğer hemcinslerinin sevgi bağına sardı köklerini ve Mahsa’ların sesi oldular.
Biz kadın hekimler, komşumuzda olup bitenlere sessiz kalmıyoruz. Global dünyada her bireyin sorununu hepimiz hissetmez ve çare bulmaz isek pandemi haline gelebileceğini yakından tattığımız bugünlerde, cinsiyet ayırımı, kişilik haklarına saldırı, giyim kuşam tarzına müdahale gibi çağdışı davranışlara izin veren yozlaşmanın hepimizi sarmasına engel olmak için hepimiz bugün tek bir sesle “Kadın, Yaşam, Özgürlük” diyoruz. Savaş da kadına yönelik şiddet de halk sağlığı sorunudur diyoruz. Dünyadaki tüm kadın özgürlük hareketlerini desteklemek için elimizden geleni yapacağız. Birkaç goncayı kopararak baharın gelişini engelleyebileceğini düşünenlere karşı, İranlı kız kardeşlerimizle birlikte tüm gücümüzle haykırmaya devam edeceğiz: “ZEN, ZENDEKİ, AZADİ”


*Dr., Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu Üyesi
**Dr., Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu Üyesi

 

 

 

 

 


Bu İÇERİĞİ Paylaş!